Generated by All in One SEO v4.9.3, this is an llms.txt file, used by LLMs to index the site. # Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar ## Sitemaps - [XML Sitemap](https://feministyaklasimlar.org/sitemap.xml): Contains all public & indexable URLs for this website. ## Yazılar - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-46-2025/merhaba-40/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar dergisinin bu sayısında, dijitalleşmenin, özellikle de yapay zekâ teknolojilerinin kadın-erkek eşitliği ve feminist politika bağlamında sunduğu potansiyeli ve karşı karşıya bıraktığı zorlukları ele alıyoruz. Feminist araştırmacılar, yapay zekânın üretim süreçlerindeki cinsiyet dengesizliği nedeni ile bu alanın hâlihazırda cinsiyetçi önyargıyla şekillendiğini ifade ediyor (Kumar & Choudhury 2022). Dünya Ekonomik Forumu verileri - [Feminist Yapay Zekâyı Şekillendirmek](https://feministyaklasimlar.org/sayi-46-2025/feminist-yapay-zekayi-sekillendirmek/) - Çeviren: Seda Saluk Bu makale, feminist yapay zekâ (FYZ) kavramının tarihsel ve güncel olarak nasıl şekillendiğini incelemektedir. İlk bölümde, yapay zekânın çoklu tarihine katkı sunmak ve feminist tarihini gün yüzüne çıkarmak amacıyla, Alison Adam ve onun lisansüstü öğrencileri tarafından üretilen çalışmalar üzerinden yapay zekânın mikro tarihine odaklanılacaktır. Ardından, FYZ’nin günümüzde aldığı farklı biçimleri tartışabilmek - [Kesişimsel Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Perspektifinden Dijital Dönüşüm: Zorluklar ve Atılacak Adımlar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-46-2025/kesisimsel-toplumsal-cinsiyet-arastirmalari-perspektifinden-dijital-donusum-zorluklar-ve-atilacak-adimlar/) - Çeviren: Öykü Tümer[1] Son yıllarda dijital teknoloji, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etme veya baltalama potansiyeli açısından tartışılmaktadır. Bu makalede, cinsiyet eşitliğini güçlendirme ile eşitsizlikleri artırma tehdidi arasındaki bu gerilim alanı ele alınmaktadır. Ayrıca bu yazı, dijital hümanizmi kesişimsel toplumsal cinsiyet araştırmaları perspektifinden incelemektedir. İlk olarak toplumsal cinsiyet ve hümanizm arasındaki tarihsel ilişki tartışılmakta, sonra - [Yapay Zekâ Odaklı Bir Dünyada Feminist Yaklaşımlar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-46-2025/yapay-zeka-odakli-bir-dunyada-feminist-yaklasimlar/) - Bu yazı; yapay zekâ teknolojisinin hayatın her alanına hızla sirayet ettiği günümüzde sosyal bilimlerin ama özellikle feminist yaklaşımların önemini tartışmaktadır. Yazı, “web”in tarihsel evrimini inceleyerek buraya nasıl gelindiğini ortaya koyarak başlamaktadır. “Masaüstü bilgisayar dönemi” Web 1.0’dan “ultra zeki sembiyotik” Web 4.0’a dönüşüm; mobil oyun, çevrimiçi flört gibi yeni sektörler ile içerik üreticiliği, sosyal medya uzmanlığı - [İfşa Yönteminin İmkânları, Sınırları ve Feminist Politika](https://feministyaklasimlar.org/sayi-46-2025/ifsa-yonteminin-imkanlari-sinirlari-ve-feminist-politika/) - Katılımcılar: Esra Aşan, Gizem Erman Soysaldı, Hülya Gülbahar, Zelal Yalçın Moderatör: Zeynep Kutluata Çevrimiçi, 17 Ekim 2025 Bu yuvarlak masa söyleşisi, feminist hareketin önemli gündemlerinden biri olan ifşa yönteminin olanaklarını, sınırlarını ve feminist politika açısından doğurduğu sorumlulukları ele alıyor. Moderatörlüğünü dergi editörlerinden Zeynep Kutluata’nın yaptığı söyleşide Feminist Kadın Çevresi’nden Esra Aşan, Oyuncular Sendikası’ndan Gizem - [Mektup-Roman Türünün İmkânlarını Cesaretle Kullanan Bir İlk Roman: Sırpuhi Düsap’ın Mayda’sı (1883)](https://feministyaklasimlar.org/sayi-46-2025/mektup-roman-turunun-imkanlarini-cesaretle-kullanan-bir-ilk-roman-sirpuhi-dusapin-maydasi-1883/) - Sırpuhi Düsap’ın 1883 yılında yazdığı ilk romanı Mayda, 2025 yılında Aras Yayınları tarafından Türkçe yayımlandı. Mektup-roman olma özelliği gösteren bu roman, yayımlandığı dönemde büyük ilgi gördü ve özellikle erkek entelektüellerin tepkisini çekti. Bu makale, Mayda'nın artık modası geçmiş bir tür olarak kabul edilen mektup-romanının sunduğu olanakları kullanarak nasıl feminist bir söylem inşa ettiğini ve romanın - [Feministler İçin Yeni Bir Mücadele Alanı: Yaşlı Kadın Yoksulluğu](https://feministyaklasimlar.org/sayi-45-2024/feministler-icin-yeni-bir-mucadele-alani-yasli-kadin-yoksullugu/) - Şemsa Özar ve Emel Memiş[1] Bu yazı, kadınlar için yaşlanmanın toplumsal ve politik boyutlarını, özellikle yoksulluk, bakım ihtiyaçları ve sistemik eşitsizlikler açısından inceliyor. Feminist bir bakış açısıyla, yaşlanan nüfusa dair homojen algıları sorguluyor, eşitsizlik, ayrımcılık biçimlerini ve politikaları inceliyor. Bunlara ek olarak, toplumsal cinsiyet, sınıf ve sosyal statüyle şekillenen farklı deneyimleri gözeten yeni mücadele yöntemlerine - [Grev Hattından Kadın Grevı̇ne: Arjantı̇n'de Emek Mücadelelerı̇ne Yeni Anlamlar Kazandırmak](https://feministyaklasimlar.org/sayi-45-2024/grev-hattindan-kadin-grevine-arjantinde-emek-mucadelelerine-yeni-anlamlar-kazandirma/) - Çeviren: Büşra Üner İşsiz işçilerin hareketleri Arjantin’de neoliberal kemer sıkma önlemlerinin zirvede olduğu, 1990’larda, artan işsizliğe karşı ortaya çıktı ve bu hareketler zaman içinde, ülkenin 2001 ayaklanmasında önemli bir rol oynadı. İşçi hareketinden aldıkları grev nöbeti taktiğinden ana yolların kapatılmasına, kendi kendini yöneten kooperatiflerde “onurlu bir iş” yaratmaya kadar uzanan pratikleriyle, bu hareketler emeğin anlamını - [Mor Ekonomi ve Bakım Emeği Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-45-2024/mor-ekonomi-ve-bakim-emegi-uzerine/) - Söyleşiyi yapan: Ayça Günaydın, Zeynep Kutluata Çevrimiçi, Eylül 2024 Bu söyleşi, ekonomik ve siyasal krizler, teknolojideki gelişmeler ve toplumsal dönüşümler bağlamında, feminist bir ekonomi perspektifi sunan ‘mor ekonomi’ modelini ele alıyor. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. İpek İlkkaracan ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, ekonomik krizlerin toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri üzerindeki etkilerini ve bakım ekonomisinin - [Ekonomik Kriz, Kemer Sıkma Politikaları ve Yönetişimin Toplumsal Cinsiyeti: Feminist Bir Yaklaşım](https://feministyaklasimlar.org/sayi-45-2024/ekonomik-kriz-kemer-sikma-politikalari-ve-yonetisimin-toplumsal-cinsiyeti-feminist-bir-yaklasim/) - Çeviren: Öykü Tümer Feminist akademisyenler krizlerin küresel yönetişimin gündelik bir tekniği haline gelme biçimlerini dikkatle takip etmişlerdir. “Kriz yönetimi”nin belirli iktisadi düzenlerin iktidarını sağlamlaştırma, itiraz ve eleştirinin olanaklarını ve alanını kısıtlama için kullandığı mekanizmalara karşı özel olarak duyarlıdırlar. Bu makale, finansal krize dair feminist araştırmalara katkıda bulunmayı ve aynı zamanda bu alandaki birikimi genişletmeyi amaçlamaktadır. - [Mücadele Eden Kadınlar: Seray Şahiner’in Eserlerinde Kadın Yoksulluğu](https://feministyaklasimlar.org/sayi-45-2024/mucadele-eden-kadinlar-seray-sahinerin-eserlerinde-kadin-yoksullugu/) - Bu çalışma Seray Şahiner’in eserlerinde toplumsal cinsiyet ve yoksulluk ilişkisine odaklanarak yazarın kadın yoksulluğunu nasıl ele aldığını tartışmayı hedeflemektedir. Toplumcu gelenekten beslenen Şahiner’in yazınında toplumsal cinsiyet boyutu öne çıkar. Yazar, kadın karakterlerini yalnızca ezilen figürler olarak değil, yoksullukla ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerle baş edebilmek için çeşitli savunma mekanizmaları ve stratejiler geliştiren özneler olarak kurgulamıştır. - [Türkiye’de Ekoloji Hareketi ve Cinsiyet Eşitliği](https://feministyaklasimlar.org/sayi-43-agustos-2022/turkiyede-ekoloji-hareketi-ve-cinsiyet-esitligi/) - Bu yazı Türkiye’de ekoloji hareketinin mütevazi bir tarihçesini sunarken bu tarihsel izlekte harekete dair ortaya çıkan tartışmaları özetlemektedir. 2022’de kurulan Ekoloji Birliği Kadın Meclisi’ni de bu tarihsel bağlama yerleştirmekte ve birliğin Türkiye ekoloji hareketi için önemini toplumsal yeniden üretim ve yaşayan çevrecilikler kavramları üzerinden değerlendirmektedir. The Ecology Movement in Turkey and Gender Equality This essay - [Küresel Üreme Adaleti Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-45-2024/kuresel-ureme-adaleti-uzerine-loretta-j-ross-ile-soyles/) - Söyleşiyi yapan: Seda Saluk Çeviren: Seda Saluk Denizli-Northampton, Temmuz 2024 Feminist Yaklaşımlar’ın bu sayısında, üreme hakları ve özgürlüklerine yönelik dünya çapındaki güncel saldırıları ve bu saldırılara karşı mücadele stratejilerini tartışmak üzere feminist akademisyen ve aktivist Loretta J. Ross ile bir araya geldik. Ross, Smith College’da Kadın, Cinsiyet ve Cinsellik Çalışmaları Programı’nda doçent. “Üreme adaleti” - [Mor, Yeşil, Kırmızı Bir Alternatif İktisadi Program](https://feministyaklasimlar.org/sayi-45-2024/mor-yesil-kirmizi-bir-alternatif-iktisadi-program/) - Bu yazının amacı feminist öğreti ile Marksist, post-Keynesçi ve ekolojik siyasi iktisadın sentezine dayalı mor, yeşil, kırmızı bir alternatif iktisadi programın ana bileşenlerini tartışmak. Adil ve sürdürülebilir gelişme, hem yeşil fiziki hem de mor toplumsal altyapı alanında kamu yatırımlarını, adil ücret ve çalışma koşullarını, çalışma süresinde kısalmayı ve cinsiyetçi ve ırkçı ücret ve istihdam farklarının ortadan - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-45-2024/merhaba-39/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar dergisinin bu sayısında, derinleşen ekonomik krizlerin yarattığı zorluklara karşı feminist politika önerilerini ve mücadele pratiklerini ele alıyoruz. Ekonomik krizlerin toplumsal cinsiyet boyutunu ve kadınların bu süreçte yaşadığı çok katmanlı sorunları tartışırken, aynı zamanda alternatif çözüm önerilerini ve dayanışma deneyimlerini görünür kılmayı hedefliyoruz. Küresel ekonomik krizlerin ve özellikle kriz yönetim biçimlerinin - [Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Karşıtlığı](https://feministyaklasimlar.org/sayi-44-2023/egitimde-toplumsal-cinsiyet-karsitligi/) - Bu yazıda toplumsal cinsiyet eşitliğine ve LGBTQ+ haklarına karşı muhafazakâr sağ kesimlerden yükselen tepkilerin eğitim sahasındaki yansımaları ele alınıyor. Birçok ülkede toplumsal cinsiyet çalışmaları bölümlerinin meşruiyeti ve genel anlamda eğitim müfredatında ve ders materyallerinde toplumsal cinsiyet kavramının varlığı tartışmalı hale geldi. Uluslararası alandaki araştırmalar, toplumsal cinsiyet meselesine dair yaşanan gerilimlerin eğitimin her seviyesinde ve tüm - [Günümüzde Cinsiyetçilik ve Demokrasi Krizi Üzerine Deniz Kandiyoti ile Söyleşi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-44-2023/gunumuzde-cinsiyetcilik-ve-demokrasi-krizi-uzerine-deniz-kandiyoti-ile-soylesi/) - İstanbul-Londra, Ağustos 2023 Deniz Kandiyoti, bu söyleşide son yıllarda popülist sağ siyaset ile birlikte yükselişe geçen cinsiyet eşitliğine karşı hareketlerin ve bu hareketler eliyle toplumsal cinsiyet meselesi üzerinden üretilen çatışmanın tarihsel arkaplanına değiniyor. Yaşanılan sürecin bir geritepmeden ziyade günümüz demokrasileri bağlamında bir rejim krizine işaret ettiğini savunuyor. Bu rejim krizinin ise, popülist sağ siyasetçiler tarafından, - [Düşmanın Düşmanı: Neoliberal Sahiplenilme ve Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Muhafazakarlığın Yol Ayrımında Feminizm](https://feministyaklasimlar.org/sayi-44-2023/dusmanin-dusmani-neoliberal-sahiplenilme-ve-toplumsal-cinsiyet-karsiti-muhafazakarligin-yol-ayriminda-feminizm/) - Çeviren: Ayten Sönmez ve Büşra Üner Modern sol kanat feminist ve queer siyaset, kendisini toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve cinsel çeşitliliğin neoliberal ve kurumsal sahiplenmesi ile (yeni) muhafazakâr ve toplumsal cinsiyet karşıtı hareketlilik arasında bir cenderede buldu. Toplumsal cinsiyet karşıtı söylemlerde, feminist ve queer siyasetin küresel şirketler tarafından desteklendiği ve yayıldığı anlayışı çok yaygın görülüyor. Bu - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-44-2023/merhaba-38/) - Toplumsal cinsiyet karşıtlığı ve bu karşıtlık etrafında örgütlenen hareketler on yıldan fazla süredir kamusal alanda görünür olmaya başladı ve gelinen noktada, özellikle otoriter muhafazakâr iktidarların kurulduğu ya da güçlü olduğu Macaristan, Polonya, Türkiye, Brezilya, Rusya, ABD, İtalya gibi ülkelerde ve yakın zamanda yapılan seçimlerle aşırı sağın iktidara geldiği Hollanda ve Arjantin’de cinsiyet politikalarını belirlemeye başladı. - [bell hooks’un Işığında Öğretmek](https://feministyaklasimlar.org/sayi-44-2023/bell-hooksun-isiginda-ogretmek/) - Zeynep Gönen Yazı, bell hooks’un pedagojik yaklaşımını paylaştığı çalışmalarına odaklanarak okuyucuları onun pedagojik düşüncesiyle tanıştırmayı hedefliyor. bell hooks pedagojisi, eğitimin ve eğitim sisteminin her yönüyle aşındırıldığı ve baskı altına alındığı, öğretme işinin giderek değersizleştirildiği bu coğrafyada ve dönemde, bu alandaki herkes için esin ve umut kaynağı olabilecek güce sahip. bell hooks çoğunlukla üniversite eğitiminden - [Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Hareketlerle Mücadele: Popülist Bir Feminizme Doğru mu Gidiyoruz?](https://feministyaklasimlar.org/sayi-44-2023/toplumsal-cinsiyet-karsiti-hareketlerle-mucadele-populist-bir-feminizme-dogru-mu-gidiyoruz/) - Çeviren: Öykü Tümer Bu bölüm[1] toplumsal cinsiyet eşitliğine ve cinsel eşitliğe yönelik saldırılara karşı koyan feminist mücadeleleri incelemektedir. Bölümün odağında çoğunlukla Polonya'daki Siyah Protestolar (Ordo Iuris Enstitüsü tarafından sunulan kürtajın tamamen yasaklanması önerisine karşı 2016-2018 yılları arasında gerçekleşen kitlesel hareket) vardır. Kitlesel direnişin zaman içinde nasıl ortaya çıkıp geliştiği ve kadınların üreme haklarını daha da kısıtlamayı - [Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Tepki](https://feministyaklasimlar.org/sayi-44-2023/toplumsal-cinsiyet-karsiti-tepki/) - Çeviren: Zeynep Kutluata Joan Wallach Scott bu makalesinde toplumsal cinsiyete ve cinselliğe dair eğitimin tüm dünyada otoriter politikacılar için neden bu kadar önemli bir konu haline geldiğini sorguluyor.[1] “Toplumsal cinsiyet karşıtı tepkinin ideolojik temeli nedir? Bu tepkinin hem psişik hem de siyasi çekiciliği nedir?” sorularına yanıt arıyor. Makalenin ilk bölümünde toplumsal cinsiyet çalışmalarına yönelik saldırı, kamu yükseköğretimini - [Etkilerin Ötesine Geçmek “Toplumsal Cinsiyet ve İklim Değişikliği” Sorunu İçin Oluşturulabilecek Farklı Yanıtlar[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-43-agustos-2022/etkilerin-otesine-gecmek-toplumsal-cinsiyet-ve-iklim-degisikligi-sorunu-icin-olusturulabilecek-farkli-yanitlar/) - Çeviren: Ayten Sönmez Sherilyn MacGregor, bu makalesinde iklim değişikliği ve toplumsal cinsiyet ilişkisine dair sorulara indirgeyici ve kadınları kurbanlar olarak konumlandıran basit yanıtların ötesinde daha derinlikli yanıtlar oluşturmayı hedefliyor. Feminist çevre çalışmalarının ve toplumsal cinsiyet analizinin sağladığı araçlardan faydalanarak çok daha etkili argümanlar ortaya konabileceğini iddia ediyor. İklim değişikliğine toplumsal cinsiyet merceğinden bakıldığında iklim değişikliğinin - [bell hooks'un Ardından](https://feministyaklasimlar.org/sayi-43-agustos-2022/bell-hooksun-ardindan/) - "Feminizm herkes içindir" diyerek pek çok kesimi feminizme yaklaştıran ve pek çok kadına ilham veren feminist, aktivist, eğitimci, akademisyen bell hooks’u 15 Aralık 2021 tarihinde kaybettik. Bu yazı bell hooks'un açtığı çok boyutlu tartışmaların Türkiyeli okuyucu açısından önemine işaret ediyor. Feminizm ve kadın özgürleşmesi üzerine düşünme, yazma ve konuşma tutkusu hiç bitmeyen bell hooks’u saygıyla anıyoruz. A Tribute to - [Yaşayan Çevrecilikler: İttifak Siyaseti, Toplumsal Yeniden Üretim ve Çevre Adaleti[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-43-agustos-2022/5945-2/) - Çeviren: Büşra Üner Bu makale ABD’deki çevre adaleti ve kadın hakları örgütleri tarafından oluşturulan kesişimsel ittifak siyasetini inceliyor. Bu ittifak siyaseti, çevresel ve feminist meseleleri ilişkilendiriyor ve toplumsal ve çevresel değişime yönelik daha stratejik, ilişkisel bir bakış açısını savunarak, dar odaklı bir siyasetin sınırlamalarını reddediyor. Marksist-feminist “toplumsal yeniden üretim” kavramı çerçevesinde kurulan bu analiz, küreselleşmiş - [Toplumsal Cinsiyet Araştırması ve Çevre Politikasının Kırk Yılı: Nerede Duruyoruz?[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-43-agustos-2022/toplumsal-cinsiyet-arastirmasi-ve-cevre-politikasinin-kirk-yili-nerede-duruyoruz/) - Çeviren: Ayça Günaydın Kırk yıllık toplumsal cinsiyet araştırması, toplumsal cinsiyetin, çevre politikası ve uygulamasında dikkate alınması gereken önemli bir kategori olmasını sağlamıştır. Şu anda kalkınma ve çevre kurumlarında epey büyük miktarda kaynak ve ilgi toplumsal cinsiyete yönlendiriliyor. Aynı zamanda, toplumsal cinsiyet araştırmaları çok daha sofistike ve teorik anlamda güçlü hale geldiğinden, uygulayıcılar ve politika yapıcıların - [Toplumsal Cinsiyet ve Çevre Tarihi: Kadın ve Doğanın Temsilinden Ekoloji ve Politikanın Toplumsal Cinsiyet Analizine[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-43-agustos-2022/toplumsal-cinsiyet-ve-cevre-tarihi-kadin-ve-doganin-temsilinden-ekoloji-ve-politikanin-toplumsal-cinsiyet-analizine/) - Çeviren: Aysel Yıldırım Toplumsal cinsiyet körlüğü kolonyal çevre tarihi yazımını büyük oranda şekillendirirken, kadınlar birbiriyle bağlantılı iki çağdaş politika söylemi tarafından üretilen tarihsel anlatılarda başrol oynadılar: Ekofeminizm ile ‘kadınlar, çevre ve kalkınma’. Fakat ikinci alandaki temsiller hem önemli ilişkileri ve süreçleri silikleştirmesi hem de gerici potansiyel taşıyan politik gündemleri desteklemesi anlamında epey problemli görünüyor. Bu - [Krizi Çözmek mi Dediniz? Yeşil Yeni Düzen, Küçülme ve Dayanışma Ekonomisi: Ekofeminist Bir Ekonomik Yaklaşımdan Kapitalist Büyüme Ekonomisine Alternatifler[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-43-agustos-2022/krizi-cozmek-mi-dediniz-yesil-yeni-duzen-kuculme-ve-dayanisma-ekonomisi-ekofeminist-bir-ekonomik-yaklasimdan-kapitalist-buyume-ekonomisine-alternatifler/) - Christine Bauhardt[2] Çeviren: Öykü Tümer Bu makale kapitalist büyüme ekonomisine karşı sunulan alternatif yaklaşımlar olarak adlandırılan üç yaklaşım hakkındadır: Yeşil Yeni Düzen, Küçülme ve Dayanışma Ekonomisi. Ekofeminist ekonominin bu üç yaklaşıma da katacağı çok şey olmakla birlikte bu katkılar henüz idrak edilmekten uzaktır. Yeşil Yeni Düzen, genel itibarıyla, ekonomik başarısını sanayi üretiminin ekolojik yeniden yapılandırılması - [İstanbul Sözleşmesi’nin Ardından: Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede IV. Ulusal Eylem Planı’na Dair Bir İnceleme](https://feministyaklasimlar.org/sayi-43-agustos-2022/istanbul-sozlesmesinin-ardindan-kadina-yonelik-siddetle-mucadelede-iv-ulusal-eylem-planina-dair-bir-inceleme/) - 2000’li yıllarda Türkiye’de hukuk reformları ile eşitlikçi hukuki düzenlemeler yapılmış ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi bakımından önemli adımlar atılmıştır. Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddet konusunda yaptırım gücüne sahip ilk uluslararası insan hakları sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesi 2014 yılında yürürlüğe girmiş, bunun öncesinde de iç hukuk 2012 yılında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına - [Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar 2009](https://feministyaklasimlar.org/kitaplar/kultur-ve-siyasette-feminist-yaklasimlar-2009/) - Kitap, Feminist Yaklaşımlar dergisinin 2008 yılı boyunca internet üzerinden paylaştığı yazılardan yapılan bir seçki niteliği taşıyor. Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar 2009’da, militarizmin annelik teması üzerinden işleyen boyutu, laik/anti-laik kıskacına sıkıştırılan başörtüsü konusu ve fuhuşun özellikle devletle ilişkisi, dünyadaki ve Türkiye’deki örnekler üzerinden ele alınmakta ve bu konulara dair kadın bakış açısı geliştirilmeye çalışılmaktadır. Edebiyat alanındaki yazılarda ise, - [Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar 2006-2007 Seçkisi](https://feministyaklasimlar.org/kitaplar/kultur-ve-siyasette-feminist-yaklasimlar-2006-2007-seckisi/) - Kitap, Feminist Yaklaşımlar dergisinin 2006-2007 yılı boyunca internet üzerinden paylaştığı yazılardan yapılan bir seçki niteliğindedir. Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar 2006-2007 Seçkisi’nde, militarizm ve toplumsal cinsiyet arasındaki ilişki, kadına yönelik şiddet, namus adına işlenen cinayetler, edebiyat alanında feminist analiz ve feminist tiyatro konularında makaleler yer almaktadır. bgst Yayınları, Mart 2008, 275 sayfa, 23,5 x 16cm, ISBN: 978-975-6165-19-5 - [Biz Bir Aileyiz: Muhafazakar Hareketler ile Feministler Arasındaki Çatışma[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-42-ilkbahar-2021/biz-bir-aileyiz-muhafazakar-hareketler-ile-feministler-arasindaki-catisma/) - Elena Pavan[2] Çeviren: Öykü Tümer Verona şehri 29-31 Mart 2019 tarihleri arasında, “doğal aileyi” kutsamak ve günümüz toplumsal-siyasi bağlamında buna karşı geliştirilen birçok itirazı tartışmak üzere düzenlenen uluslararası bir etkinliğe, 13. Dünya Aileler Kongresi’ne (DAK) ev sahipliği yaptı. Bilimsellik ve eleştirel düşünce ile uzaktan yakından alakası olmayan bir etkinlik olan DAK, doğal aile mefhumunu cinsiyet, - [Akademik Özgürlük Ne Tür Bir Özgürlüktür?[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-42-ilkbahar-2021/akademik-ozgurluk-ne-tur-bir-ozgurluktur/) - Çeviren: Özlem Aslan Joan W. Scott bu yazıda akademik özgürlüğü, bilim insanlarına tanınan özel bir hak olarak tanımlıyor. Bu hakla kamu yararına bir faaliyet olarak kabul edilen eleştirel düşüncenin, otoriteye rağmen, sürdürülebilmesinin hedeflendiğini savunuyor. Bu bağlamda, akademik özgürlüğün evrensel bir insan hakkı olmadığını, ama insan haklarının temelini oluşturduğunu iddia ediyor. Akademik özgürlüğü bir insan hakkı - [Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Karşıtlığı: Uluslararası Aile Konferansları Örneği](https://feministyaklasimlar.org/sayi-42-ilkbahar-2021/turkiyede-toplumsal-cinsiyet-karsitligi-uluslararasi-aile-konferanslari-ornegi/) - Türkiye’de son yıllardaki İstanbul Sözleşmesi tartışmalarında görüldüğü üzere, geleneksel aile yapısını tehdit ettiği iddiasıyla toplumsal cinsiyet kavramına yönelik saldırılar oldukça ivme kazandı. Bu yazıda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve dolayısıyla hükümetin “ailelerin güçlendirilmesi” ve “bütünlüğünün korunması” yönündeki politikalarının ve bu doğrultuda düzenlenen uluslararası konferansların rolüne odaklanılıyor. Yazı, aileleri merkezine alan bu uluslararası konferansların düzenleyicileri, - [Bu Bedenin İzini Sürmek: Transseksüellik[1], Farmakoloji ve Kapitalizm[2]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-42-ilkbahar-2021/bu-bedenin-izini-surmek-transseksuellik-farmakoloji-ve-kapitalizm/) - Çeviren: Seda Saluk Yazar Michelle O’Brien “Bu Bedenin İzini Sürmek” makalesini ilk defa kaleme aldığında Amerika Birleşik Devletleri’nin Philadelphia şehrinde bulunan, HIV ile yaşayan kişilere hizmet veren bir kurumda çalışan bağımsız bir araştırmacıydı. Metnin ilk hali Bryn Mawr Üniversitesi’nde 2003 yılında yapılan bir konuşmaydı. O’Brien daha sonra bu metni kişisel internet sitesinde yayımladı. İlerleyen yıllarda - [Silahsız Mutfak Masaları: İsrail’de Militarizm, Otoriterlik ve COVID-19 Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-42-ilkbahar-2021/silahsiz-mutfak-masalari-israilde-militarizm-otoriterlik-ve-covid-19-uzerine/) - Söyleşiyi yapan: Özlem Aslan, Zeynep Kutluata Çeviri: Zeynep Kutluata Tel Aviv, İstanbul, Kocaeli, Aralık 2020 Covid-19 hayatımızın bir parçası olalı bir yılı geçti. Bu dönemde militarist politikaların hâkim olduğu ülkelerde yaşayanlar, hükümet yetkililerinin toplumsal muhalefet üzerindeki baskıyı artırmak ve iktidarlarını kuvvetlendirmek için Covid-19’a karşı alınan önlemleri çeşitli şekillerde araçsallaştırdığına şahit oldu. Pandemi önlemleriyle örtük otoriterlik - [Adalet Ağaoğlu’nun Göç Temizliği: “Kendini Yazmak” ve Fatma İnayet’le Karşılaşmalar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-42-ilkbahar-2021/adalet-agaoglunun-goc-temizligi-kendini-yazmak-ve-fatma-inayetle-karsilasmalar/) - Adalet Ağaoğlu, anı-roman olarak tanımladığı Göç Temizliği kitabının önsözünde kendini yazmanın imkânsız olduğunu savunur. Tüm geçmiş zaman anlatılarının bugünden yazıldığını, yazarın bugünkü kendisini doğrulatmak üzere geçmişi kurguladığını ifade eder. Yazarın kendinden yazabileceğini, kendini de yazabileceğini ancak büyük harflerle KENDİNİ yazamayacağını iddia eder. Daha başından kurguluğunu vurgulayan bir anı kitabı olan Göç Temizliği’nde Adalet Ağaoğlu şunu önerir: “En iyisi, kendinden - [Feminist Political Ecology Seminars- Melissa Leach](https://feministyaklasimlar.org/videos/sssfeminist-political-ecology-seminars-melissa-leach/) - ”Feminist Political Ecology and Historical Narratives: Implications for Pathways to Sustainability and Gender Justice Abstract of the Talk: This talk reflects on the intersections between feminist political ecology and history, and their implications for current and future transformations towards sustainability and gender justice. Drawing on and updating the article originally published in 1996 ‘Gender and - [Feminist Political Ecology Seminars - Sherilyn MacGregor and Seema Arora Jonsson](https://feministyaklasimlar.org/videos/feminist-political-ecology-seminars-sherilyn-macgregor-and-seema-arora-jonsson/) - Separated they live in Bookmarksgrove right at the coast of the Semantics, a large language ocean. A small river named Duden flows by their place and supplies it with the necessary regelialia. It is a paradisematic country, in which roasted parts of sentences fly into your mouth. Even the all-powerful Pointing has no control about - [Antigender Politics and Feminist Struggles Seminar Series-Joan Wallach Scott](https://feministyaklasimlar.org/videos/antigender-politics-and-feminist-struggles-seminar-series-joan-wallach-scott/) - Title of the Talk: “Gender Backlash” Abstract of the Talk: This paper asks why teaching about gender and sexuality have become such hot button items for authoritarian politicians all over the world. What is the ideological basis for the backlash against gender? What are the psychic as well as the political appeals of this backlash? - [Feminist Political Ecology Seminars-Giovanna Di Chiro](https://feministyaklasimlar.org/videos/feminist-political-ecology-seminars-giovanna-di-chiro/) - Title of the Talk: Revisiting Social Reproduction and Environmental Justice in a Time of Danger Abstract of the Talk: In this talk, I revisit and expand on my earlier work connecting social reproduction theory with environmental justice organizing. In the current moment when communities around the globe are facing multiple and intersecting crises ranging from - [Feminist Tarihin Peşinde - Joan W. Scott](https://feministyaklasimlar.org/kitaplar/feminist-tarihin-pesinde-joan-w-scott/) - Feminist Tarihin Peşinde, Joan W. Scott’un son yirmi beş yıl içinde toplummsal cinsiyet, feminist tarihyazımı, farklılık ve deneyim gibi konular bağlamında tartıştığı kavramları ve kuramları içeren bazı önemli makalelerinden oluşuyor. Yazar, kuramla siyaset arasındaki gerilimli fakat üretken ilişkiyi ustalıkla irdelerken, bu ilişkinin kendi hayatındaki yansımalarını da samimi bir dille paylaşıyor. Judith Butler’ın “zekası ve tutkusuyla zamanımızın - [Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar 2010](https://feministyaklasimlar.org/kitaplar/kultur-ve-siyasette-feminist-yaklasimlar-2010/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar 2010, Feminist Yaklaşımlar dergisinin üçüncü kitabı. Kitap, Feminist Yaklaşımlar’ın 2009 yılı boyunca internet üzerinden paylaştığı yazılardan yapılan bir seçki niteliğinde. Türkiye’de demokratik açılım ve anadil tartışmaları, kadınların barış mücadelesi, İsrail’in Filistin işgali ve işgalin Türkiye’deki yansımaları ve küresel kapitalizm ve feminizm tartışmaları kitapta yer alan konular arasında. bgst Yayınları, Mart 2010, 214 sayfa, 23,5 x - [Mutlu’nun Rüyası Yahut Reality Show’la Hayatın Sınırları](https://feministyaklasimlar.org/sayi-26-haziran-2015-2/mutlunun-ruyasi-yahut-reality-showla-hayatin-sinirlari/) - Mutlu Kaya Sesi Çok Güzel (Fox TV, 2015) yarışmasına katıldıktan bir ay sonra başından vurularak yoğun bakıma girdi. Bu yazıyı yazdığım sıralarda hâlâ makineye bağlı olarak nefes alıp veriyor. Hayata döndüğüne ve sağlığına kavuşacağına dair müjdeyi beklerken, Mutlu’nun hikâyesi de birkaç kez yeniden yazıldı. Bütün bu farklı hikâyelerin aynı mutlu sonla, Mutlu’nun gözünü açmasıyla bağlanmasını - [Neoliberal Feminizm ve İnsan Sermayesinin Geleceği[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-39-40-subat-2020/neoliberal-feminizm-ve-insan-sermayesinin-gelecegi/) - Catherine Rottenberg[2] Çeviren: Öykü Tümer Başta Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri olmak üzere, feminizmin ana akım medya, popüler kültür gibi geniş kitlelere ulaşan kamusal alanda tekrardan konuşulur ve tartışılır hale geldiği tespitinden hareket eden Rottenberg, son birkaç yıldır yükselişe geçen bu yeni feminizmin farklı ırk ve sınıf aidiyetlerine sahip kadınlar için neler talep ettiği - [Hukuka Rağmen Yasa, Yasaya Rağmen Uygulama:](https://feministyaklasimlar.org/ozel-sayi-mart-2008/hukuka-ragmen-yasa-yasaya-ragmen-uygulama/) - Türkiye’de kadın hareketinin yıllardır verdiği mücadelelere karşın ancak ve kısmen AB süreciyle görünürlük kazanan kadın hakları alanında son yıllarda önemli birtakım değişiklikler gündeme geldi. Fakat bugüne kadar yasal değişikliklerin kadınların hayatlarını olumlu veya olumsuz anlamda dönüştürücü potansiyeli, gerek anaakım medya gerekse de yasa koyucular tarafından yeterince gündeme getirilmedi ve böylece kamuoyunun nazarından sakınıldı. Oysaki, kadınlar olarak hayatlarımızın bir döneminde karşı karşıya kalabileceğimiz ayrımcı ve/veya şiddet içeren tutum ve pratiklerle mücadele edebilmek için haklarımızı ve yükümlülüklerimizi bilmemiz ve hukuku kendi lehimize kullanmanın yollarını araştırmamız gerekiyor. Çünkü bir egemenlik aracı olan hukuk, sadece hukukçulara terk edilemeyecek bir mücadele alanı. İşte tam da bu nedenle, kadın hakları alanında özellikle son dönemde gerçekleştirilen yasal düzenlemeleri ele alarak bu alanda yıllardır mücadele veren feministlerden Avukat Hülya Gülbahar ile 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanun, Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu değişiklikleri üzerine konuştuk. - [Kadına Yönelik Şiddetin Görülmek İstenmeyen Veçhesi: Devlet Kaynaklı Cinsel Şiddet Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/ozel-sayi-mart-2008/kadina-yonelik-siddetin-gorulmek-istenmeyen-vechesi/) - Devlet güçlerinin cinsel istismarına uğrayan kadınlara 10 yıldır ücretsiz hukuki yardım sunan ve kadınlarda hak arama bilincini geliştirmeyi amaçlayan Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi, ülkemizde kadına yönelik şiddetin göz ardı edilen bir yönünü, devlet kaynaklı cinsel şiddeti görünür kılmaya ve tartışmaya açmaya devam ediyor. Proje’nin bu 10 yıllık zaman zarfındaki çalışmalarının bir dökümünü içeren Hepsi Gerçek: Devlet Kaynaklı Cinsel Şiddet isimli kitabı bu ay içinde yayınladı. Projenin kurucularından Av. Eren Keskin ile kitabın yayımlanması vesilesiyle, devlet kaynaklı cinsel şiddet teması çerçevesinde Türkiye hukuk sistemi, militarizm, Türkiye’de yakın dönemde gerçekleşen gelişmeler ışığında ifade özgürlüğü ve demokratikleşme önündeki zorlu engelleri ve olası açılım olanaklarını konuştuk. - [Zorunlu Göç ve Kadınlar: Diyarbakır Örneği - Dikasum Koordinatörü](https://feministyaklasimlar.org/ozel-sayi-mart-2008/zorunlu-goc-ve-kadinlar-2/) - 1990’lı yıllarda güvenlik güçleri ile PKK arasındaki “düşük yoğunluklu savaş” 1,2-3 milyon arasında kişinin zorunlu olarak yerinden edilmesiyle sonuçlandı. Çok ciddi insan hakları ihlallerinin yaşandığı bu dönemin geride bıraktığı sorunları çözme yönünde, son birkaç yıldır askıya alınan “demokratikleşme süreci”nde birtakım adımlar atılmış olsa da, Kürt sorununun kalbinde yatan bu meseleye kalıcı, adil, eşitlikçi ve demokratik bir çözüm oluşturmanın hâlâ çok uzağında olduğumuz ortada. Bununla birlikte yakın dönemde K. Irak’a askeri operasyon ihtimalinin gündeme gelmesi, “terörle mücadele söylemi” altında, aslında kozmetik olan ama ileriye dönük olarak umut veren reform sürecinin kızağa çekilmesi ve hatta tersyüz edilmesi, son derece kaygı verici gelişmeler olarak kaydedilebilir. OHAL’i yeniden hatırlatırcasına Siirt, Şırnak ve Hakkari’nin “Özel Güvenlik Bölgesi” ilan edilmesi, köy korucularının sayısının 30 binden 40 bine çıkartılması ve ek haklar getirilerek özendirilmesi, şehit cenazeleri üzerinden operasyona zemin hazırlanması ve etnik ayrımcılığın toplumsal olarak kışkırtılması maalesef verilebilecek sayısız örnekten birkaçını oluşturuyor. Biz de zorunlu göç ve çatışma süreçlerinin kadınları nasıl mağdur ettiğini tartışmaya açmak üzere DİKASUM (Diyarbakır Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi) koordinatörü Handan Coşkun ile aralık ayında yaptığımız ve mayıs ayında internet üzerinden güncellediğimiz söyleşiyi sayfalarımıza taşıyoruz. DİKASUM, Diyarbakır Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren ve kadınların bu süreç içinde ortaya çıkan gereksinimlerine ve taleplerine yanıt oluşturmaya çalışan bir kadın kuruluşu. Bu söyleşiden de çıkarsanabileceği gibi, zorunlu göç sürecinin geride bıraktığı yaralar henüz bu kadar tazeyken, son dönemde yaşanan kaygı verici gelişmelerin bu kez ciddi bir kırılmaya yol açacağı gerçeğinden hareketle barışa kadınlar olarak sahip çıkmamızın daha da önem kazandığı söylenebilir. - [Toplumsal Cinsiyet “Brüksel’den Gelen Ebola”: Sömürge Karşıtı Çerçeve ve İlliberal Popülizmin Yükselişi[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-41-sonbahar-2020/toplumsal-cinsiyet-brukselden-gelen-ebola/) - Elżbieta Korolczuk ve Agnieszka Graff[2] Çeviren: Öykü Tümer Bu makale, 2010 yılından sonra dünyanın pek çok farklı coğrafyasında yükselen, cinsiyet eşitliği, LGBT hakları ve cinsellik eğitimi gibi meselelere karşı topyekûn savaş ilan etmiş toplumsal cinsiyet karşıtı hareketleri inceliyor. 1980’ler ve 1990’lardaki antifeminist karşı tepkilerden farklı olarak, bu hareketler, toplumsal cinsiyete dair muhafazakâr yaklaşımlarını küreselleşme ve - [Türkiye’de “Devlet Sorunu” Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-08-haziran-2009/turkiyede-devlet-sorunu-uzerine/) - Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözüm olanakları tartışılırken cinsiyetçilikle kendini besleyen militarist yapının geriletilmesinde ve barışın toplumsal olarak inşa edilmesinde feministler olarak nasıl bir rol oynayabiliriz? Savaşa ve militarizme, doğamız gereği barışçıl olan kadınlar olarak değil de Türkiye’de yaşanan savaşı göç, tecavüz, şiddet ve ölüm olarak tecrübe eden kadınlar olarak karşı çıktığımızı ve çıkmamız gerektiğini nasıl daha yüksek sesle dillendirebiliriz? Bu sorulara yanıt ararken feminist akademisyen ve barış aktivisti Nazan Üstündağ ile son dönem yürütülen tartışmalar ekseninde barış sürecinde muhalif hareketlerin ve kadınların rolü üzerine bir söyleşi yaptık. Bu söyleşinin kadınlar arasında yürütülen tartışmalara katkı sunmasını umuyoruz. - [Afrika Dansı ya da Hastalığın “Öteki”yle Dansı](https://feministyaklasimlar.org/sayi-12-ekim-2010/afrika-dansi-ya-da-hastaligin-otekiyle-dansi/) - Hastalık, bizi düzyazının dikte ettiği yorucu seferberliğe karşı ilgisiz kılar. Bölümler ardarda ilerlerken bütün melekelerimize hakim olup aklımızı, yargımızı, hafızamızı toparlamakta güçlük çekeriz, tam bir yere alışmışken, yeni gelene dikkat etmemiz gerekir, ta ki bütün yapı- kemerler, kuleler ve siperler- temelleri üstünde sağlam bir şekilde yerlerine yerleşene kadar. (….) Öte yandan, rafa kaldırılmış bir sorumluluk ve askıya alınmış bir akılla- hasta birinden kim eleştiri bekler, ya da yatalaktan sıhhatli bir fikir?- diğer tadlar ortaya çıkıverirler; aniden, kesik kesik, yoğun. Şairlerin çiçeklerini talan ederiz. Birkaç satırı çeker alır ve zihnin derinliklerinde açılmalarını bekleriz. - [Cumhuriyet Mitingleri, Kadınlar Arası İttifak ve Seçimler Üzerine Sohbet](https://feministyaklasimlar.org/ozel-sayi-mart-2008/cumhuriyet-mitingleri-kadinlar-arasi-ittifak-ve-secimler-uzerine-sohbet-2/) - Dergimizin üçüncü sayısını hazırladığımız günlerde ülke içinde oldukça sarsıcı gelişmeler meydana geldi. Ocak ayında Hrant Dink’in katledilmesinin ardından Zirve Kitabevi çalışanlarının öldürülmesi ve ardından cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ulusalcı-İslamcı kutuplaşmasının gündemin merkezine oturması, 27 Nisan muhtırası, K. Irak’a operasyon gerçekleştirilme ihtimalinin gündeme gelmesi vb. bir dizi olay en genel anlamıyla 1999–2004 yılları arasında yaşanan “demokratikleşme sürecinin” askıya alındığına işaret ediyor. Bununla birlikte bu süreçte ön plana çıkan söylemlerin kadınlar adına, kadınlar tarafından ve kadınlar üzerinden kurulduğuna şahitlik ediyoruz. Tüm bu gelişmelerden hareketle dergimizin bu sayısında feminist siyaset üretme imkânlarını tartışmak üzere danışma kurulu üyelerimiz Nükhet Sirman, Şemsa Özar, Nazan Üstündağ, Hülya Gülbahar ve yayın kurulu üyemiz Zeynep Kutluata bir araya geldi. Toplantının moderatörlüğünü yayın kurulu üyemiz Derya Demirler yaptı. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-42-ilkbahar-2021/merhaba-2/) - Covid-19 salgını birinci yılını geride bırakırken dünyanın pek çok yerinde salgınla mücadele halen devam ediyor. İlk zamanlarda salgının herkesi eşitlediği konuşulmuş ancak bunun bir yanılsama olduğu çeşitli toplumsal hareketlerin tepkileriyle ve eleştirel gazeteci ve araştırmacıların çalışmalarıyla çok kısa sürede ortaya konulmuştu. Salgına karşı şimdilik eldeki en etkili mücadele aracı olan aşının dünyadaki eşitsiz dağılımı da - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-43-agustos-2022/merhaba/) - Pandemi koşullarında geçen iki yılı aşkın sürenin ardından dünya, ekonomik kriz, Orta Doğu’dan Kafkaslara doğru genişleyen savaş, nükleer tehdit ve belki de içinden çıkılması en zoru olan iklim kriziyle karşı karşıya. Bu krizlerin siyasi etkileri bir taraftan sağ popülist hareketlerin yükselişe geçmesiyle kendini gösterirken, bir taraftan da yoksulluk ve siyasi yozlaşmaya karşı halk eylemlerinde görünür - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-41-sonbahar-2020/merhaba-26/) - Aylardır süren Covid-19 salgını ile birlikte hayatlarımız radikal bir şekilde değişirken, bu değişimin ismi “yeni normal” olarak konuldu. Fakat eski normalin eril şiddeti yeni normalde de artarak devam etti. Pınar Gültekin, Fatma Altınmakas, Hatice Tusu ve daha nice kadın erkekler tarafından yeni normalde de öldürüldü, tecavüzcü Musa Orhan serbest bırakıldı, Gülistan Doku hâlâ bulunamadı. Bütün bu süreçte, kadınları ulusal ve uluslararası hukukun gerekliliği olarak koruma sorumluluğu bulunan siyasal iktidar, bu sorumluluğu yerine getirmek yerine kadınları şiddete karşı korumayı amaçlayan uluslararası İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi gündemine aldı. Geçtiğimiz yaz boyunca kadınlar sosyal medya üzerinden sokakta, meydanlarda, Meclis’te “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” diyerek hükümetin toplumsal cinsiyet karşıtı politikalarına itiraz ettiler. Biz de bu sayımız itibarıyla yılda iki kere çıkacak olan dergimizin güz sayısında sizlere “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” diyerek “Merhaba” diyoruz. - [Sanat, Aktivizm ve Feminizm Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-19-subat-2013/sanat-aktivizm-ve-feminizm-uzerine/) - 1980 yılında İzmir’de doğan Zeyno Pekünlü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nden mezun oldu. Sanatta yeterliliğini de aynı bölümde tamamlayan Pekünlü daha sonra University of Barcelona’da Sanatsal Üretim ve Araştırma alanında da yüksek lisans derecesi aldı. Zeyno Pekünlü şimdi İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. “Beni Osman Öldürdü” adlı sergisi 11 Aralık 2012-19 Ocak 2013 tarihleri arasında gerçekleşen sanatçı 2009 yılında İstiklal Marşı’nı yapıbozuma uğratarak çeşitli görsellerle birleştirdiği “Çiftdüşün 1” adlı eseriyle İspanya’da Valls Bienali’nde ödüle layık görüldü. Zeyno Pekünlü işlerinde toplumsal cinsiyet, milliyetçilik, milli semboller, ulusu inşa eden değerler gibi konuları sorunsallaştırıyor. “Artistryourself” oyunu, “Balkan Shadows”, “Text Book For Knowledge of Life” sanatçının işlerinden bazıları.[i] Zeyno Pekünlü’yle “Beni Osman Öldürdü” sergisi, feminizm, sanat ve aktivizm arasındaki ilişki üzerine sohbet ettik. [i] Zeyno Pekünlü’nün çalışmaları http://zeynopekunlu.blogspot.com’dan takip edilebilir. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-18-ekim-2012/merhaba-37/) - Feminist Yaklaşımlar'ın on sekizinci sayısını yayıma hazırladığımız şu günlerde, Türkiye'de 60'ın üzerinde cezaevindeki pek çok tutuklu ve hükümlünün açlık grevi bugün itibariyle 60. gününe girdi. Abdullah Öcalan'a uygulanan tecridin kaldırılması, anadilde savunma ve eğitim hakkı talepleriyle 12 Eylül'de başlatılan greve 600’ün üstünde kişinin katıldığı bildiriliyor ve eyleme katılanların sayısı her geçen gün artmaya devam ediyor. Ne yazık ki, geçmişteki pek çok benzer örnekte olduğu gibi, hükümetin ve medyanın eylemi görmezden gelme tavrı büyük bir çabayla sürdü, kritik eşik diye belirtilen tarihler aşılana kadar sözkonusu eylemler haber niteliği görmedi. Sonrası ise şimdilik yine bilinen bir senaryonun tekrarı niteliğinde, hükümet yetkilileri eylemi bir “şov” olarak nitelemeyi tercih ediyor; Başbakan “herkes her şeyi yiyor” diyerek kin ve nefret kusuyor, “bizi bunlarla tehdit edemezsiniz” ifadesiyle çözümden, insan hayatından yana umut vermiyor. Açlık grevindeki ve ölüm orucundakilerin sesine ses katmak isteyen siyasetçi, akademisyen, sanatçı, öğrenci, sivil toplum aktivisti, gazeteci ve daha nicelerinin cezaevi dışındaki destek yürüyüşleri, eylem, etkinlik ve kampanyalarının da aynı umursamazlık ve hiddetle karşılık bulması bizleri şaşırtmıyor. - [Akademi ve Feminizm Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-12-ekim-2010/akademi-ve-feminizm-uzerine-2/) - Hindistan'da bağımsızlık sonrası yetişen jenerasyonun temsilcilerinden olan Chandra Talpade Mohanty'i '”Batı” kaynaklı feminizme getirdiği sömürgecilik eleştirileri ile tanıyoruz. Chandra Talpade Mohanty'nin güncel çalışmaları akademide ve sosyal hareketlerde feminist anti-emperyalist politikaya odaklanıyor. Chandra Talpade Mohanty'e göre neoliberal politikalar akademideki alternatif alanları özellikle de feminist-aktivist alanları daralttığı hâlde Kuzey ülkelerindeki feminist çevrelerde bu sorunlar yeterince gündeme getirilmiyor. Biz de Chandra Talpade Mohanty ile neoliberalizm bağlamında akademide feminist olmak ve feminist etik üzerine konuştuk. - [Toplumsal Cinsiyetin Yararları ve Sakıncaları](https://feministyaklasimlar.org/sayi-20-haziran-2013/toplumsal-cinsiyetin-yararlari-ve-sakincalari/) - Joan W. Scott bu yazısında, feministler tarafından dile getirildiği 1970’lerden bu yana, toplumsal cinsiyet kavramının dönüşümüne, bu kavramın hangi biçimlerde kullanıldığına ve tartışıldığına değiniyor. Scott, biyolojinin kadınların yazgısı olduğu yönündeki düşünceye yapılan radikal eleştiriden itibaren, toplumsal cinsiyet teriminin kullanım alanının nasıl bir yandan genişlerken bir yandan da daraldığını tartışıyor. Kavramın yararları ve sakıncalarını eleştirel olarak ele alan Scott yazısında, toplumsal cinsiyet kavramının, 21. yüzyılda, cinsiyet, cinsellik ve toplumsal roller konusundaki –feministlerin incelemesi ve dahil olması gereken- bir politik mücadele alanı olmaya devam edip etmeyeceğini sorguluyor. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-19-subat-2013/merhaba-3/) - 2013’ün 8 Mart arifesinde sizlere 19. sayımızla “Merhaba” diyoruz. Bu sayımızı yayına hazırladığımız günlerde, Feminist Yaklaşımlar kadrosu olarak sadece dergimizi değil aynı zamanda başka bir yayını da Türkiyeli okurla paylaşmanın heyecanını yaşadık. Akademik özgürlük, sekülarizm ve akademik bir disiplin olarak tarih üzerine yazdığı çeşitli makalelerine dergimizin önceki sayılarında yer verdiğimiz feminist yazar, entelektüel ve aktivist tarihçi Joan W. Scott’un dergimizde daha önce yayımlanmış iki makalesi ile Türkiye’de ilk defa yayımlanan bazı makalelerinden oluşan Feminist Tarihinin Peşinde adlı kitabı raflardaki yerini aldı. Bu kitabı yayına hazırlama süreci bizim için sadece bir derleme süreci değil aynı zamanda bir öğrenme ve hatırlama süreci de oldu. Yalnızca feminist tarihçiliğe ya da feminizm tarihçiliğine dair bir kavrayış değildi edindiğimiz; verili kabul ettiğimiz ya da sırasında sorgulamayı unuttuğumuz kavram, kuram ve inceleme yöntemlerini tekrar gözden geçirme fırsatımız oldu. Umuyoruz ki Feminist Tarihinin Peşinde, Türkiye’deki feminist çevreler ve feminist çalışmalarla ilgilenen kesimler için de faydalı ve heyecan verici olur. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-17-haziran-2012/merhaba-2-2/) - Feminist Yaklaşımlar’ın on yedinci sayısıyla tüm okurlarımıza “Merhaba” diyoruz. “Merhaba” yazıları derginin içeriğini anlattığımız yazılar olmanın ötesinde dergimizi hazırladığımız bağlamı ve bu bağlama dair değerlendirmelerimizi okuyucularımızla paylaştığımız yazılar oldu hep. “Tarihe bunlar da not düşülsün” dediklerimizi yazdık. Hızla değişen Türkiye ve dünya gündemine dair, içindekiler sütununa sığdıramadıklarımızı Merhaba’nın cümlelerine sıkıştırdık. Ama bu ülkede gündem öylesine hızla değişiyor ki kendisi hakkında yazılan, çizilen, konuşulan her şeyi eşzamanlı olarak eskitiyor. Tıpkı bu yazı gibi... Sizlerin de gayet iyi bildiği üzere yayımlandığında, bir yanıyla, çoktan eskimiş olacak. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-16-subat-2012/merhaba-18/) - Beşinci yılını geride bıraktığımız Feminist Yaklaşımlar’ın on altıncı sayısında, tüm olumsuzluklara rağmen ilk sayımızdan itibaren olduğu gibi, yine umut dolu bir “Merhaba” diyor ve tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-15-ekim-2011/merhaba-17/) - Savaş koşullarının yeniden hayatımızı belirlediği bir dönemdeyiz. Yaklaşık bir sene önce, Habur’dan gelen barış elçileriyle birlikte, barış umudumuz, öncesinde hiç olmadığı kadar güçlenmişti. Bugün ise barışın üzerine bombalar yağıyor. Ölümlerin sayısı artıyor ve artık sadece savaş “meydanında” ölenlerin değil, ölen “siviller”in de sayısı artıyor. Savaşın en kirli yüzü, siviller öldüğünde açığa çıkar. Belki de, savaşın bedeli gündelik hayattan uzaktaki savaş alanlarında, işi savaşmak olan insanlar tarafından ödendiğinde savaş kanıksanabiliyor. Oysa 30 yıldır süren savaş, birçok insan için uzakta süren bir meydan savaşı olmadı. Yakılan köyler ve faili meçhuller bunun en somut örnekleri. Yani 30 yıldır siviller zaten ölüyor. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-14-haziran-2011/merhaba-16/) - 2011 Genel Seçimleri’nin hemen ardından özgürlük, barış ve demokrasiden yana umutla güne başlayanlar, Türkiye’de demokrasinin oldukça meşakkatli bir yolda yolculuk etmekte olduğunu bir kez daha deneyimlediler. Barış, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu adaylarından milletvekili seçilen beş kişinin KCK soruşturması gerekçesiyle tutukluluklarının devam ettirilmesi ve Diyarbakır’da 80 bin oyla halk tarafından temsiliyet sorumluluğu verilen Hatip Dicle’nin vekilliğinin düşürülmesi bizlere adeta demokrasi umutlarını başka bir bahara ertelememizi salık veriyor. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-13-subat-2011/merhaba-19/) - 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken oldukça yoğun geçen Türkiye ve dünya gündemiyle Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar’ın 13. sayısında sizlere “Merhaba” diyoruz. 2011 yılının ilk ayları önce Tunus’ta ardından, Mısır, Ürdün, Yemen ve Libya’da onbinlerce insanın sokaklara döküldüğü protesto eylemleriyle başladı. Otoriter rejimlerin baskısı altında yaşayan halkların özgürlük çığlıkları diktatörlükleri yıkıp geçmek için atıyor. Günlerce devam eden isyanlar, hiçbir sorumluluk duymadan vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini yok sayan yönetimlere, halkları işsizlik ve yoksullukla sarmalayan neoliberal politikalara karşı halkların verdiği yanıttır. Eylemlerde kadınların aktif bir biçimde yer aldığı görülüyor. Birçok kadın daha fazla özgürlük talebiyle eylemlerde ön saflarda yer alıyor; din-ordu-kapitalizm kıskacına alınmış özgürlükleri için mücadele veriyor. Tunus ve Mısır’da diktatörlerin alaşağı edilmesinin ardından kurulacak yeni düzende kadınlar evlerine dönmek istemiyor ve ülke yönetiminde söz söylemek için mücadelelerine devam ediyor. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-12-ekim-2010/merhaba-15/) - Türkiye referandum sonrasında, demokratikleşmenin yoğun bir şekilde tartışıldığı bir döneme yeniden girdi. Referandumda “Evet” yanıtının çıkması toplumun yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu gösteriyor ve yeni bir anayasa yapmanın imkânını sağlıyor. Yapılan anayasal değişikliklerin askeri vesayetin gücünü azalttığı oranda demokratikleşmenin önünü açtığını söylemek mümkün. Referandumun hemen sonrasında yargı yapısındaki değişimler, demokratikleşme tartışmaları, Kürt sorununun çözümü, başörtüsü meselesi gibi kadınların yaşamlarını da derinden etkileyen konular yeniden gündeme geldi. Ancak, bu konuların tartışılış biçimine ve hukuki vakalara bakıldığında, gündelik hayatta ordunun ve militarizmin gücünün azaldığı ya da önümüzdeki süreçte azalacağına dair işaretler gördüğümüzü söylemek oldukça zor. Şüphesiz bu konular ve yeni anayasa önümüzdeki dönemin çok fazla konuşulan konuları arasında yer almaya devam edecek. Yeni anayasanın Türkiye’de tüm ezilen ve yok sayılan kesimlerin, ükenin yarısını oluşturan kadınların taleplerini kapsaması ve kültürel çoğulcu bir perspektifle oluşturulması için kadınlara, kadın örgütlerine ve toplumsal muhalefete hayati bir rol düşüyor. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-11-haziran-2010/merhaba-14/) - Türkiye’de yine zorlu bir sınavdan geçtiğimiz günler yaşıyoruz. PKK ve Türk Silahlı Kuvvetleri arasında son haftalarda artan çatışmalar ve yapılan eylemlerle beraber pek çok insan yaşamını yitirdi. Yitip giden bu yaşamlardan bazıları ana akım medya organları tarafından manşetlerden, büyük puntolarla verilirken diğerleri makbul ölümler olarak kabul edilmeyerek derin bir sessizliğe gömülmeye devam ediyor. Çatışmalar süredursun, köşeyazılarında, televizyonların ana haber bültenlerinde ya da radyolarda savaş çığırtkanları birbiri ardına açıklamalar yaparak daha büyük savaşlara davetiye çıkarmakla meşguller. - [Hayat ve Kelimeler Kitabı Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-10-subat-2010/hayat-ve-kelimeler-kitabi-uzerine/) - Johns Hopkins Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde çalışmalarını yürüten Veena Das şimdiye kadar yapmış olduğu çalışmalarla, gündelik hayatın şiddetle ilişkisi üzerine hem etnografik hem de teorik alanda çok önemli açılımlarda bulundu. Özellikle devlet şiddetinin belirli nüfusların gündelik yaşamlarında nasıl işlediğine bakarak, şiddetin kurduğu ya da dönüştürmekte olduğu öznellikleri analiz etti. Veena Das’ın çalışmalarında, şiddet sadece bir iktidar aracı değil, aynı zamanda belirli hayat formları, sosyallikler ve öznellikler kuran üretken bir güçtür. Fakat Veena Das bu üretkenliği, yalnızca şiddete tanıklık veya belirli şiddet olaylarını hatırlamak üzerinden kavramsallaştırmaz. Yani antropolojisini şiddetin sadece söze dökülebildiği alanda yapmaz. Aksine, şiddetin tanıklıklarla dil bulamadığı anların, bedenlerin, durumların ve seslerin üzerine giderek bakışını sözü aşan alanlara çevirir. Diğer bir deyişle, gündelik ve sıradan olanla bu sıradanlığın içerisinde belirli şiddet olaylarının açmış olduğu gizli saklı oyuklar ya da çukurlar Das’ın antropolojisinin mihenk taşlarıdır. Veena Das antropolojinin kendisinin politik olandan ayrı düşünülemeyeceğini savunurken sıradan ve gündelik olanın kendisinin de son derece politik olduğunu vurgular. - [Feminizmi Ört(Me)Mek](https://feministyaklasimlar.org/sayi-06-ekim-2008/feminizmi-ortmemek/) - İran kökenli tarihçi ve toplumsal cinsiyet teorisyeni Afsaneh Najmabadi bu makalede, İran İslam Cumhuriyeti’nin tarihindeki gelişmeler ışığında, farklı ideolojik görüşlere sahip kesimler tarafından modernizm, laiklik ve feminizm kavramlarının birbirleriyle nasıl farklı şekillerde ilişkilendirildiğini analiz etmektedir. Yazar, özellikle 1979 İslam Devrimi sonrasında, İslamileşmiş toplumlarda emperyalizmin, kadınlar vasıtasıyla dini ve kültürü zayıflatarak tahakküm kurmaya çalıştığı düşüncesinin de oluşmasıyla, “kültür olarak kadın”ın merkezde yer aldığı bir politik söylem geliştiğinden bahseder. İranlı kadın hakları aktivistleri, en çok örtünme konusunda ayrı düşerler. Başlangıçta bu fikir ayrılığı, “modernliğe karşı antimodernlik” şeklinde bir ikilik olarak görülmemektedir. Rıza Şah Pehlevi, 1936 yılında modernleşme için kadınların örtülerini çıkarmasını emreder. Ancak bu durum, kendi inançları nedeniyle veya aile baskısıyla örtülerini çıkarmayı reddeden kadınların, okullarından ve işlerinden ayrılmaya mecbur kalmasıyla sonuçlanır. Paradoksal biçimde, kadınların kamusal alandaki özgürlükleri, modernleşme uğrunda kısıtlanır. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/merhaba-5/) - Dergimizin ikinci sayısını yayına hazırladığımız günlerde Hrant Dink’i kaybettik. Türkiye’de insan hakları ve demokrasi konularındaki kararlı tavrının yanı sıra Ermeni kimliğinin kamusal alanda demokratik bir şekilde temsil edilmesi için verdiği mücadele ile Hrant Dink, Türkiye halklarının birlikte yaşama umudunun temsilcilerinden biri olmuştu. Yürüttüğü mücadelenin, bundan sonra da umudun simgesi olmayı sürdürmesini temenni ediyoruz. Dergimiz, Karin - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-10-subat-2010/merhaba-13/) - Türkiye’de 2009 Temmuz ayında “Kürt açılımı” olarak başlayan, ardından “demokratik açılım” adını alan, sonrasında da “milli birlik ve kardeşlik projesi” olarak adlandırılan süreç, pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Barış ve demokrasi temennileri ile başlayan süreçte, terörle mücadele adına yürütülen operasyonlarla yüzlerce Kürt siyasetçi, aktivist ve binlerce çocuk tutuklandı, Demokratik Toplum Partisi kapatıldı. Ülkenin doğusunda sivillere yönelik operasyonlar hız kesmeden devam ederken batıda ise nefret söylemi rahatlıkla sokaklara taşınabildi ve Kürtlere yönelik linç girişimleri yalnızca Kürtlerle de sınırlı kalmayıp Türk olmayan tüm kesimlere yansıdı. Tüm bu gelişmelerle birlikte yine de Türkiye adına farklı bir sürecin başladığı bir döneme girildi. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/merhaba-12/) - Barış sürecine dair belli tartışmaların yürütülmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Demokratikleşme yönünde çok ciddi adımların atıldığı bu dönemde, öncelikli olarak silahların susması ve onurlu bir barış talebinin dillendirilmesi gerekiyor. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-08-haziran-2009/merhaba-11/) - Geçtiğimiz günlerde gazetelerde şöyle bir haber yayımlandı: “Açıköğretim Fakültesi Jandarma ve Polis Önlisans Meslek Eğitimi programında çıkan final sorularından birisi şu idi: “Aşağıdakilerden hangisi kadına özgü bir davranış olarak kabul edilir? (a) Çokbilmişlik; (b) Baskıcılık; (c) Konuşkanlık; (d) Mantıksal düşünme ve (e) Kendine güvenme.” Cevap anahtarına göre sorunun yanıtı, (c) şıkkı yani “Konuşkanlık.” Bu soru gündelik hayattaki cinsiyetçi önyargıların yazıya dökülmüş hali. Böyle bir sınavda değil de bir magazin programında konuklara sorulsa belki anaakım medya için “haber” değeri olmayacaktı. Konu anaakım medyaya Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun açıklamasının ardından taşındı: “Yanlış anlamalara neden olacak bu tür soruların, sorular arasında yer almaması hususunda gerekli hassasiyetin gösterilmesini rica ederim." Yapılan bu müdahalenin işe yarayıp yaramayacağı ve Nimet Çubukçu’nun Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı iken cinsiyetçilik ile ne kadar mücadele ettiği bir yana, bu sorunun “polis ve jandarma eğitimi” bağlamında gündeme gelmiş olması oldukça düşündürücü. Erkek egemen bir kurumun adaylarına sorulan bu soru, buzdağının yalnızca görünen kısmı. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-07-mart-2009/merhaba-9/) - 2008 yılının son aylarında alevlenen İsrail-Filistin Savaşı ya da İsrail’in Gazze çıkartmasıyla birlikte 2000’li yılların ileri teknoloji savaş takımlarıyla birkaç saniyede nasıl milyonlarca hayatın yok edilebileceğini ve yine ileri teknoloji haberleşme imkânları ile bu birkaç saniyelik yok etme eyleminin nasıl tüm dünyaya seyirlik bir malzeme sunabileceğini birkez daha görmüş olduk. Yirmi iki gün süren saldırılarda bin üç yüzden fazla kişi öldürüldü; on binlerce kişi evsiz kaldı; dört bin bina yıkıldı. Geride kalanlar için ise hayatın nasıl devam edeceğini zaman gösterecek. Savaşın kendisi kadar savaşı lanetleme girişimleri de üzerine düşünülmesi gereken konulardan birisi. Hele söz konusu kınama kampanyaları, İsrail’e savaş tatbikatları konusunda lojistik destek sunan Türkiye’de olunca bu konu ister istemez dikkatleri üzerine çekiyor. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-06-ekim-2008/merhaba-10/) - Dünyada patlak veren ekonomik krizin, Ortadoğu'da devam eden savaş koşullarının gölgesinde, Türkiye, çözmemekte direndiği Kürt sorununda şiddetin yoğun olarak yeniden gündeme geldiği olağanüstü hal koşullarına geri dönüyor. Önceki dönemlerden farklı olarak bu sefer, ordunun faaliyetlerine ilişkin sert eleştiriler ana akım medyanın gündemini belirleyebiliyor. Bu eleştiriler ordu tarafından sert bir biçimde "yanıtlanmaya" çalışılsa da, yanıtların tatmin edici olmaktan uzak olduğu aşikâr. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/merhaba-8/) - Türkiye’deki askeri vesayet rejiminin şu dönemki hedeflerinden biri olan AKP, hem bu sürece verdiği tepkide hem de –DTP gibi– aynı rejimin hedef aldığı diğer odaklarla ortak tavır almak konusunda sınıfta kalmış görünüyor. Bunun da ötesinde, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyenlere karşı kullanılan şiddet, AKP’nin, en hafif deyimle, antidemokratikliğinin somut örneklerinden sadece bir tanesi. Demokratikliğinin sınırları belirli bir partinin kamusal alanda izlediği muhafazakâr çizginin, özel alana ilişkin politikalara da yansıması kaçınılmaz. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-04-ekim-2007/merhaba-7/) - Muhtıranın gölgesinde yapılan 2007 genel seçimleri, seçim öncesi işletilen antidemokratik sürece de tepki olarak algılanabilecek bir biçimde, CHP-MHP ve ordu ittifakının yenilgisiyle sonuçlandı. Seçimlerin ardından gündeme gelen anayasa değişikliği de demokratikleşme yönünde adım atmak isteyen kesimler için bir tartışma zemini yarattı. Bu zeminin gerçekten ne kadar verimli ve tartışmalara katkı sunacak şekilde kurulduğuna dair ciddi soru işaretleri halihazırda mevcut. Öte yandan, Kuzey Irak’a askeri operasyon düzenlenmesinin gündeme alınması, demokratikleşme yönündeki beklentilerin kırılmasına yol açarken ciddi bir baskı sürecinin de işaretlerini taşıyor. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/merhaba-6/) - Feminist Yaklaşımlar’ın 3. sayısını oldukça üzücü bir haberle yayınlıyoruz: Danışma kurulu üyemiz sevgili Tanya Reinhart’ı 17 Mart’ta kaybettik. Tanya Reinhart, hem dilbilim alanındaki çalışmaları hem de İsrail-Filistin konusunda yaptığı yayınlar ve açtığı tartışmalar ile saygıdeğer bir yere sahipti. Gerek akademideki gerekse aktivist alandaki duruşuyla, bu iki alanı birbirinden ayrıştırmaya dönük hâkim eğilimin aksine, akademi ile aktivizmi bir aradayaşatıyordu yaşatıyordu. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/merhaba-4/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar’ın ilk sayısıyla hepinize merhaba diyoruz. Bu dergiyi tasarlarken, kadınları ilgilendiren tüm konuların tartışılabileceği bir zemin sağlamayı hedefledik. Çünkü kadınlar olarak, “kadın meseleleri”ni artık bir veya birkaç başlık altında toplamanın olanaksız olduğunu görmüş durumdayız. Yaşadığımız dünyanın hemen her alanına nüfuz etmiş olan cinsiyet temelli ayrımcı uygulamalar, bizleri sürekli cinsel kimliğimizle yüzleşmeye - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-25-subat-2015/merhaba-24/) - Biz bu sayıyı hazırlarken çok şey oldu. Paris’te Charlie Hebdo’ya sabah saatlerinde iki İslamcı militan tarafından saldırı düzenlendi; on iki dergi çalışanı öldürüldü. Bu katliamla aynı dönemde Nijerya’da Boko Haram örgütü Baga kasabasına saldırdı ve en az iki bin kişiyi katletti; sokakların cesetlerle dolu olduğu haber bültenlerinde nakledildi. Danimarka’da ifade özgürlüğü konulu bir toplantıya silahlı saldırı düzenlendi, özgürlükler ülkesi ABD’de geçtiğimiz yazdan bu yana siyahlar güvenlik güçleri tarafından ‘daha güvenli bir Amerika için’ öldürüldü. Kobanê, 134 gün süren direnişin ardından IŞİD saldırılarından kurtuldu ancak Ortadoğu’daki istikrarsız ortam varlığını korudu; yüz binlerce Ezidi, Süryani, Arap ve Kürt yerinden yurdundan oldu. Eren Keskin 2005 yılında yaptığı bir konuşma gerekçesiyle TCK’nin akıllara zarar 301. maddesinden on yıl hapse mahkûm edildi. Pınar Selek müebbetle yargılandığı davadan dördüncü kez beraat etti, savcı ise kararı beşinci kez temyiz etti. Barış görüşmeleri devam etti; heyetler bir İmralı’ya gitti bir Kandil’le görüştü. Hükümetin önerisi olan iç güvenlik yasa tasarısı “kamu güvenliğinden taviz vermeyiz” nidaları eşliğinde yasalaştı. Artık hiç olmadığımız kadar güvendeyiz! - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-29-haziran-2016/merhaba-29/) - Ortadoğu merkezli savaş koşullarının farklı biçimlerde dünyaya yayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Savaş koşulları her dönem olduğu gibi ırkçılığı ve nefret politikalarını tetikliyor. Bizler de Türkiye’de Kürt illerinde süren savaştan ve yıkımlardan, LGBTİ’lere dönük nefret politikalarına, kadın cinayetlerinden Suriyeli göçmenlere yönelik ırkçı saldırılara kadar şiddetin çeşitli somut hâlleriyle karşılaşıyoruz. Seküler ve demokratik alanların gittikçe daralmasıyla birlikte Türk-İslamcı politikalar artık gündelik hayatımızın hemen her alanını belirler hâle geldi. Toplumsal ve siyasal meseleler bütün yakıcılığını korurken mücadele de elbette hem eski yöntemlerle hem de farklı ve yaratıcı biçimlerde devam ediyor. Dayanışarak, yürüyerek, toplanarak, dağılarak, söyleyip yazarak, dans ederek. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-31-32-haziran-2017/merhaba-31/) - Ortadoğu’da “Arap Baharı” sonrasında savaş koşulları ağırlaşarak devam ediyor. Vesayet savaşları olarak da adlandırılan bu süreç, birçok araştırmacının da belirttiği üzere, dünya savaşları olarak adlandırılan savaş dönemlerine benziyor; siyasi ve ekonomik arena hegemonya kriziyle, kapitalizm kriziyle tarif ediliyor. Savaş koşulları karşısında uluslararası ya da yerel düzeyde güçlü barış hareketlerinden bahsetmek pek mümkün değil. Benzer bir tespit kadın hareketlerinin içinden yükselen barış yanlısı, savaş karşıtı talepler bağlamında da yapılabilir. Feminist Yaklaşımlar’ın bu sayısı için Susan Grayzel’ın Women’s Identities at War: Gender, Motherhood, and the Politics in Britain and France During the First World War (Savaşta Kadınların Kimlikleri: Birinci Dünya Savaşı’nda Toplumsal Cinsiyet, Annelik ve Britanya ile Fransa’da Siyaset) adlı kitabından “Feminizm Yargılanıyor: Kadınların İtirazı ve Barış Siyaset” adlı bölümü yayına hazırlarken, yüzyıl önce, çok benzer krizler ve kırılmalar bağlamında dünya ölçeğinde bir savaş yaşanırken, kadınların barış taleplerini hangi teorik çerçevelerle ve pratiklerle ortaya koyduklarını hatırlamanın, günümüzdeki tartışmalara katkı sunacağını düşündük. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-36-ekim-2018/merhaba-34/) - Bu sayımızda mahrum bırakıldığımız, maruz kaldığımız, dışlandığımız, yeniden yazdığımız, hayal ettiğimiz hikâyeler üzerine düşünen yazılarla “Merhaba” diyoruz sizlere… - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-34-35-haziran-2018/merhaba-33/) - Baskının, şiddetin ve milliyetçiliğin güçlendiği günümüz siyasi ikliminde toplumdaki kutuplaşmalar derinleşiyor ve farklı kesimlerin birbirini anlaması giderek zorlaşıyor. Gittikçe kutuplaşan bir toplumda daha iyi ve mutlu bir dünya kurma hayallerinin sınırları da daralıyor. Dergimizin bu sayısında sizlere yeni bir dünya kurgulamamızı sağlayan ve hayal gücümüzün sınırlarını genişleten sanat ve edebiyat yazılarıyla “Merhaba” diyoruz. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-37-38-haziran-2019/merhaba-35/) - Dergimizin bu yeni sayısında feminist aktivizmi ilgilendiren ve birbirleriyle kesişen alanlarda bulunan iki önemli meseleyi tartışıyoruz: dijital aktivizm ve cinsel tacize karşı mücadele. 2017 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkıp bütün dünyaya yayılan #MeToo (Ben de) Hollywood’dan Bollywood’a sinema endüstrisinin parlayan yıldızlarının maruz kaldıkları cinsel taciz deneyimlerini görünür kıldı. Büyük yıldızlar tarafından ifade edilen bu deneyimler benzer deneyimleri farklı bağlamlarda yaşayan kadınlara da cesaret verdi. Dünyanın birçok yerinde kadınlar #metoo etiketini kullanarak sustukları, söylemedikleri, utandıkları, görmezden geldikleri, hasıraltına atmaya çalıştıkları cinsel taciz deneyimlerini bazılarını hiç tanımadıkları sosyal medya takipçileriyle paylaştılar. Bu toplu açıklama hali bu deneyimi yaşayanlara yalnız olmadıklarını hissettirirken yaşamayanlara da bu tip olayların aslında etraflarında ne kadar yaygın olduğunu gösterdi. Tanıdıkları kadınların sosyal medya paylaşımlarını gören erkeklerin yine sosyal medya üzerinden durum ile ilgili şaşkınlıklarını paylaşmaları bu tür bir bilinçlenmeye ne kadar ihtiyaç olduğunu da göz önüne serer nitelikteydi. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-39-40-subat-2020/merhaba-36/) - Tüm dünya Covid-19 salgınıyla başa çıkmanın yollarını arıyor. Tedavisi bulunana kadar hastalığın yayılmasını engellemenin en etkili yolları fiziksel mesafeyi koruma ve kişinin kendini izole etmesi. Kalacak bir evi ya da evden çalışma imkânı olanların evlere çekildiği bu günlerde ev, herkes için güvenli bir alan teşkil etmiyor. Cinsiyetçi şiddetin en yoğun yaşandığı alanlardan biri olan ev, korona günlerinde de kadınları, çocukları ve LGBTİ+’ları şiddete açık hâle getiriyor. Bu izolasyon döneminde şiddete maruz kalanların kendini koruması daha da zorlaşıyor. Türkiye özelinde ise cezaevlerinde korona virüsün yayılmasını engellemek amacıyla gündeme gelen uygulamalar örtük bir af yasasına dönüştüğü ve şiddet suçu işlemiş pek çok kişi serbest kaldığı için şiddete maruz kalan kesimleri daha da savunmasız hale getirme tehlikesi taşıyor. Kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+’ları koruyacak tedbirleri almadan yapılan bu tahliyelerin yeni hak ihlallerini gündeme getireceğini görmek zor değil. Kadın ve LGBTİ+ örgütleri bu konuya dikkat çekerken bu dönemde şiddeti önlemek için devlet yetkililerini sorumluluk almaya çağırıyor. Bizler de salgın günlerinde kadın dayanışmasının önemini bir kez daha hatırlayarak sizlere “Merhaba” diyoruz. - [Bakım Kültürü ve Bu Kültürün Ortadoğu’da Yok Edilişi: Kadın Emeği, Su, Savaş ve Arkeoloji](https://feministyaklasimlar.org/sayi-10-subat-2010/bakim-kulturu-ve-bu-kulturun-ortadoguda-yok-edilisi/) - Makalede Ilısu Baraj Projesi ve projenin beraberinde getirdiği kültürel yıkım karşısında, arkeologlar örneğinden yola çıkılarak entelektüel sorumluluk üzerine bir tartışma yürütülmektedir. Arkeolojik çalışmaların sadece kazı alanları ile sınırlı olmadığı, insanların yaşamlarının, geçim kaynaklarının ve kültürel miraslarının tehdit altında olduğu belirtilmektedir. Uzmanlara düşen görev, özellikle kalkınma projeleri karşısında örgütlenen taban hareketlerine karşı sorumlu davranmak, onların kaygı ve taleplerini dikkate almak olacaktır. Makalede bu bağlamda baraj projesinden etkilenen toplulukların ve özellikle de kadınların sesine kulak verilmektedir. Maggie Ronayne, Ilısu Barajı’nın yol açacağı kültürel yıkımı en güçlü ve geniş boyutlu olarak dile getirenlerin bakım kültürünü sırtlanan kadınlar olduğunu belirtir. Ilısu Barajı çerçevesinde yaşananlar da en başta kadınlar olmak üzere halk tabanı ile arkeologlar arasında kurulan bağın getirdiği kazanımları örneklendirmektedir. - [“Sezaryen ile İkiden Fazla Olmaz”: Türkiye’de Pronatalizm ve Etnisite Kesişiminde Sezaryen[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-41-sonbahar-2020/sezaryen-ile-ikiden-fazla-olmaz-turkiyede-pronatalizm-ve-etnisite-kesisiminde-sezaryen1/) - Yazar bu makalede, sezaryen ameliyatının Türkiye'de antinatalist (doğum ve doğurganlık karşıtı) bir prosedür olarak siyasallaşmasını araştırıyor. 2012 yılında, dönemin AKP hükümeti, sezaryen doğumların oranını düşürmek için bir dizi müdahaleye başladı ve bu durum planlanmış sezaryen doğumları engellemeye çalışan bir yasak girişimiyle sonuçlandı. Bu yasak girişimi, kadınlara birkaç seferden fazla sezaryen ameliyatı yaptırmaları tıbbi olarak tavsiye edilmediğinden, bu cerrahi prosedürün bir kadının doğurabileceği çocuk sayısını sınırlandırdığı ve böylece nüfus artış oranlarında eşzamanlı bir azalmaya sebep olduğu varsayımına dayanıyordu. Bu makale, kadın doğum uzmanlarıyla yapılan derinlemesine görüşmelere dayanarak sezaryenin siyasallaşmasını inceliyor ve pronatalist (doğum ve doğurganlık yanlısı) söylem ve müdahalelerin tıbbi ortamlarda nasıl anlam kazandığının izini sürüyor. Sezaryene yönelik tartışmaların aynı zamanda Kürt kadınların doğurganlık pratiklerini damgalayan ayrımcı bir nüfus söylemini yansıttığını iddia ediyor. “No More Than Two With Caesarian:” The C-Section at the Intersection of Pronatalism and Ethnicity in Turkey In this article, the author investigates the politicization of the Caesarean-section (C-section) in Turkey as an anti-natalist procedure. In 2012, the Turkish government began to implement a series of interventions to lower the high rates of birth by C-section, which culminated in an attempted ban on elective C-section. Drawing on in-depth interviews with obstetricians and gynecologists, the author argues that this intervention was based on the logic that because women are not medically recommended to undergo several C-sections, this surgical procedure limits the number of children a woman can give birth to, causing a con-comitant decrease in population growth rates. This article traces how pronatalist discourses and interventions become meaningful in the medical setting by addressing the politicization of C-sections. It examines how the C-section reflects a particular population discourse marked by a language that stigmatizes the fertility of Kurdish women. - [İklimle(n)mek: İklim Değişikliği ve Geçişken Bedenselliğin “Yoğun Zamanı”[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-41-sonbahar-2020/iklimlenmek-iklim-degisikligi-ve-gecisken-bedenselligin-yogun-zamani/) - Egemen “iklim değişikliği” tahayyülüne göre, iklim, bizim, ayrıcalıklı Batı ülkelerindeki hava ve çevre ile ilgili deneyimlerimizden uzaktadır ve onlardan soyutlanmıştır. Dahası, iklim değişikliği söylemi ya geleceği kontrol etmeye dair neoliberal ilerleme anlatıları içine ya da geçmişi geri getirmeye dair sürdürülebilirlik anlatıları içine yedirilmiştir. İkisi de bizim iklimdeki payımızı görünmez kılar. Bu makale farklı bir iklim değişikliği tahayyülü önerir. Feminist yeni materyalist kuramlardan faydalanarak -özellikle Stacy Alaimo, Claire Colebrook ve Karen Barad’dan- iklim değişikliği ile ilişkimizi “iklimle(n)mek” (weathering) olarak tarif ediyoruz. Bedenlerimizi iklim arşivleri ve gelecek iklimlerin yapıcıları olarak yeniden tahayyül etmek için “yoğun zaman” –bugün, gelecek ve geçmişin geçişken bedensellik bağlamında birbirini içermesi- zamansal çerçevesini öneriyoruz. Bunu yaparak, iklim değişikliği ile ilgili zamansal anlatıları yeniden düşünebilir ve iklimsel fenomenlere karşı feminist bir duyarlılık etiği geliştirebiliriz. Bu proje, bize, iklimin efendileri olmadığımızı hatırlatır. İklim, yalnızca mekânsal olarak “içinde” olduğumuz bir şey de değildir. İklim-bedenler (weather-bodies) olarak, iklim bağlamındaki ilişkisel eylemlerin bir parçasıyız; iklim-zamanını yapanlarız. Hep birlikte dünyayı iklimliyoruz. - [Dijital Pandemi Gözetimi, Beden Politikaları ve Eşitsizlikler](https://feministyaklasimlar.org/sayi-41-sonbahar-2020/dijital-pandemi-gozetimi-beden-politikalari-ve-esitsizlikler/) - Covid-19, dijital gözetim, takip ve izleme teknolojilerinin hayatımızdaki yerini değiştirmiş gibi görünüyor. Bir yandan, distopik ve despotik anlatılar güçlenirken, diğer yandan biyopolitika (yani beden, yaşam, hayatta kalma ve birlikte yaşamaya dair her şey) çeşitli etik ve teknik tartışmaları tetikliyor. Bu yazı, dijital gözetim uygulamalarındaki ve veri politikalarındaki değişiklikleri tartışıyor. Aynı zamanda, bu uygulamaların otoriterleşmeyle ve mevcut sosyal eşitsizliklerle bağlantısına değiniyor. Digital Pandemic Surveillance, Body Politics and Inequalities Covid-19 seems to have profoundly changed the role of digital surveillance, tracking and monitoring technologies. On the one hand, dystopian and despotian narratives are becoming stronger. On the other hand, biopolitics (i.e., everything about the body, life, survival and solidarity) triggers various ethical and technical controversies. This article discusses changes in digital surveillance practices and data politics. It also offers a commentary on different dimensions regarding authoritarian tendencies and existing social inequalities. - [COVID-19, Toplumsal Cinsiyet ve Militarizm Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-41-sonbahar-2020/covid-19-toplumsal-cinsiyet-ve-militarizm-uzerin/) - Pandemi sürecinde virüsün yayılmasını önlemek amacıyla alınan önlemler ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte bu süreç genel olarak koronavirüse karşı yürütülen bir “savaş” olarak tanımlanıyor. Pandeminin gündelik hayatta yarattığı değişikliklerin cinsiyet ilişkileri üzerindeki etkisi çeşitli bağlamlarda gündeme geldi, analiz edildi. Bunun yanı sıra, militer söylemlerin cinsiyet ilişkilerine, cinsiyete dayalı iktidar ağlarına dönük etkisi de pandemi sürecinde yeniden tartışılmaya başlandı. Bu söyleşide militer süreçlerin feminist analizine odaklanan çalışmalarıyla alanın önde gelen isimlerinden feminist akademisyen Cynthia Enloe ile “savaş” söyleminin pandemi döneminde nasıl bir işlev gördüğünü ve bu söylemin günümüz cinsiyet politikalarına etkisini ele alıyoruz. Covid-19, Gender and Militarism: An Interview with Cynthia Enloe Although there were certain differences in terms of policies followed by various countries during the pandemic, this process is commonly defined as “war” against the coronavirus. The changes that are created by the pandemic on daily life and how these changes influence gender relations have been discussed and analyzed in various contexts. The influence of militarized discourses on gender relations and gender-based power relations also became one of the discussion topics. In this interview, we focus on how “war” discourse came to function in the pandemic and how it affects current gender politics with Cynthia Enloe, a prominent feminist scholar known for her studies on the feminist analysis of militarized processes. - [Baba Yarası: Erkeklik, Yazarlık ve Uzlaşma](https://feministyaklasimlar.org/sayi-41-sonbahar-2020/baba-yarasi-erkeklik-yazarlik-ve-uzlasma/) - Bu yazıda, farklı kuşaklardan üç yazarın, babalarının ölümünden sonra farklı edebi türlerde yazdıkları metinlerinden yola çıkarak babanın açtığı yaralar, baba ile hesaplaşma/uzlaşma ve yazarlık konumu tartışılıyor. Bu doğrultuda, Orhan Kemal’in Baba Evi romanı, Oğuz Atay’ın “Babama Mektup” öyküsü ve Orhan Pamuk’un başta İstanbul Hatıralar ve Şehir olmak üzere kurgu dışı metinleri ele alınıyor. Yeni kuşak yazarlar açısından “baba” yazar konumunda görülen bu üç yazarın otobiyografik nitelikteki metinleri üzerinden baba ile hesaplaşmanın ne ölçüde sağlandığı, bu hesaplaşmanın sonucunda varılan uzlaşının niteliği ve bu hesaplaşma/uzlaşma anlatılarının yazarların yazarlık anlayışı ile bağlantısı karşılaştırmalı biçimde inceleniyor. Father Wound: Masculinity, Reconciliation and Authorship This article discusses the wounds inflicted by the father, reckoning/reconciliation with the father and the authorship position based on texts written in different genres by authors from different generations after their fathers' death. In this respect, Orhan Kemal's novel Baba Evi [Father’s House], Oğuz Atay's story "Babama Mektup” [Letter to My Father] and Orhan Pamuk's non-fiction texts, especially Istanbul Memories and the City, are examined. Through comparative reading of autobiographical texts of these three authors, who are seen as the "fathers of literature” by the new generation of writers, the extent of the reckoning with the father, the nature of the reconciliation after this reckoning, and the connection of these reckoning/reconciliation narratives with the authors' understanding of authorship are analyzed. - [Feminist Devrim Üzerine 8 Tez](https://feministyaklasimlar.org/sayi-39-40-subat-2020/feminist-devrim-uzerine-8-tez/) - Verónica Gago bu yazıda son yıllarda, feminist hareketin ortaya koyduğu siyasi pratiklerden biri olarak grevin kuramsal ve örgütsel boyutlarını ele alıyor. Yazıda Gago’nun grev örgütlenmesi boyunca içinde bulunduğu tartışmalardan çıkardığı tespitler madde madde ele alınıyor ve feminist harekete bundan sonrası için bir çerçeve sunulmaya çalışılıyor. Yazar, grevi, feminist hareket tarafından ortaya koyulan bazı güncel sorunsalları okumak ve anlamlamdırmak için bir lens, bir bakış açısı olarak sunuyor ve bu tür kuramsallaştırmaları aktivistler için tarihsel bir görev olarak tanımlıyor. - [Ses, Sessizlik ve Politik Faillik: Türkiye’de ve İsrail’de Antimilitarizmin Cinsel Politikası](https://feministyaklasimlar.org/sayi-39-40-subat-2020/ses-sessizlik-ve-politik-faillik-turkiyede-ve-israilde-antimilitarizmin-cinsel-politikasi/) - Politik özne olmak, sesini duymayı, çıkarmayı ve duyurmayı gerektirdiği ölçüde, sistemik olarak şiddete maruz kalan kadınlar ve cinsel azınlıklar için birçok açmaza rağmen gerçekleşen bir süreç. Sessizliğin kırılması bir yandan politik faillik için önemli bir taktik iken bir yandan da çeşitli şiddet biçimlerini doğurarak bu failliğin kısıtlanma potansiyelini taşıyor. Makale, Türkiye ve İsrail’deki savaş karşıtı, antimilitarist kadın ve LGBTQ aktivistlerin söylem, pratik ve eylemlerinin karşılaştırmalı bir analizini yaparak, bu açmazı tartışmaya ve böylece ses ve sessizliğin şiddetten hayatta kalan kesimlerin politik faillikleri için ne anlama geldiğini sorgulamayı hedeflemektedir. Her iki kategorinin de birden fazla politik anlam, ifade ve etkisinin olduğunu ve farklı aktörlerin farklı amaçlar ile performe ettikleri eylemlerin toplumsal, politik ve hukuki dönüşümde kilit rol oynadığını savunmaktadır. Bu bakımdan, sosyal hareketlerde ses ve sessizliğin olasılık ve sınırlarının öznelerin bulundukları bağlam ve tarihsellik içerisinde değerlendirilmesi gerekir. - [“Kırık Ama Asla Ezik Değil”: Nihayet Makamı’nda Tarihi Yeniden Yazma ve Telafi Çabası[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-39-40-subat-2020/kirik-ama-asla-ezik-degil-nihayet-makaminda-tarihi-yeniden-yazma-ve-telafi-cabasi/) - Feminist Seyir ikinci söyleşisinde kadınları konu eden oyunları konuşmaya devam ediyor. Yeni söyleşi-eleştiri çalışmamızın çıkış noktası yakın tarihte yaşamış, haklarında çok az şey bildiğimiz ya da hiç bilmediğimiz kadınların yaşam mücadelelerinden ilhamla yazılıp sahnelenen oyunlar. Tarihi konu eden oyunların nasıl bir ortaklık zemininde buluştuğunu, nasıl ve nerede birbirlerinden ayrıldıklarını, bu farklı oyun dünyalarının birbirleriyle konuştuğu noktaları anlamaya, oyunların (kadın) seyircileri olarak bizi onlarla buluşturan ortak paydaları tartışmaya çalıştığımız bu ikinci buluşmamızın odak oyunu Burçak Çöllü’nün yazıp yönettiği Altıdan Sonra Tiyatro yapımı Nihayet Makamı. Feminist Seyir olarak oyunlarla birlikte düşünmek, onların sorduğu soruların geçmiş ve bugündeki siyasal ve estetik etkisini etkinleştirebilecek yeni soruları üretmenin derdindeyiz. - [İstanbul Sözleşmesi Tartışmaları Üzerine Sohbet](https://feministyaklasimlar.org/sayi-41-sonbahar-2020/istanbul-sozlesmesi-tartismalari-uzerine-sohbet/) - 2020 yılının Covid-19 pandemi koşullarında geçen yaz ayları, aynı zamanda İstanbul Sözleşmesi'nin tartışılmaya açıldığı bir dönem oldu. İmzacı ülkelere, kadına yönelik şiddetin ve ev içi şiddetin önlenmesine dair geniş yükümlülükler getiren bu uluslararası sözleşmeden Türkiye'nin çekilip çekilmeyeceği, nasıl çekilebileceği resmi yetkililer tarafından ele alındı. Türkiye'nin ilk imzacı ülke olmakla övündüğü İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme noktasına gelişini, bu gündem etrafında şekillenen tartışmaları, feminist ve LGBTİ+ hareketlerinin örgütlenme stratejilerini dergimizin yayın danışma kurulu üyesi, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden emekli öğretim üyesi Nükhet Sirman, feminist aktivist Feride Eralp ve Pembe Hayat LGBTİ+ Dayanışma Derneği'nden Efruz Kaya ile birlikte değerlendirdik. A Conversation on the Istanbul Convention Although Covid-19 measures marked our everyday lives during the 2020 Summer, discussions on Turkey’s withdrawal from the Istanbul Convention marked the agendas of the feminist and LGBTİ+ movements in Turkey. Government representatives and some ruling party members dwelled on different options, including making reservations to and withdrawing from the Council of Europe Convention on preventing and combating violence against women and domestic violence, known as the Istanbul Convention. The Government of Turkey, up until very recently, used to be proud of being the first signatory to this Convention, which is a very critical international legal instrument that frames state obligations and responsibilities; however, as of 2020, Turkey is currently on the verge of complete withdrawal. With the participation of Nükhet Sirman, professor of anthropology at Bogazici University and a member of our advisory board, feminist activist Feride Eralp and Efruz Kaya, a member of Pembe Hayat LGBTİ+ Solidarity Association, we organized a round table discussion session on the publicly circulating discourses against Istanbul Convention and feminist and LGBTİ+ movements’ take on these discourses and their strategies in defense of the Convention. - [Avrupa’da ve Türkiye’de Yükselen Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Hareketler Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-41-sonbahar-2020/avrupada-ve-turkiyede-yukselen-toplumsal-cinsiyet-karsiti-hareketler-uzerine/) - Bir süredir muhafazakâr ve dini grupların “toplumsal cinsiyet ideolojisi”ne karşı Avrupa’da ve dışında, ulusal ve uluslararası alanda, ciddi bir ittifak içinde hareket ettiğine tanıklık ediyoruz. “Toplumsal cinsiyet karşıtı” olarak adlandırılan bu hareketler özellikle kadın ve LGBTİ+ haklarını hedef alıyor; cinsellik ve üreme haklarına, toplumsal cinsiyet araştırmalarına ve devlet okullarındaki cinsellik eğitimlerine karşı kampanyalar yürütüyorlar. Yakın zamanda Macaristan ve Polonya’da, son olarak da Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’ne karşı yükselen itirazlar benzer argümanların farklı coğrafyalarda nasıl şekillendiğini gösteriyor. Akademisyen Alev Özkazanç ile yaptığımız bu söyleşimizde pek çok ülkede yükselişe geçen toplumsal cinsiyet karşıtı hareketleri ve yakın dönemde Türkiye’de meydana gelen gelişmeleri ele alıyoruz. Emerging Anti-gender Movements in Europe and Turkey: An Interview with Alev Özkazanç For some time now, we have witnessed conservative and religious groups act in a serious alliance against what they call "gender ideology" in Europe and abroad, both nationally and internationally. These anti-gender groups specifically target women’s and LGBTI+ rights; they campaign against sexual and reproductive rights, gender studies and sexuality education in public schools. The growing objections to the Istanbul Convention in Hungary, Poland and most recently in Turkey demonstrate how similar arguments are shaped in different geographies. In this interview with Alev Özkazanç, we discuss the emergence of anti-gender arguments in Europe and the recent developments in Turkey. - [Kadın Özneliğinin İnşasında Özsavunmanın Yaşamsal Rolü: Angela Carter’ın “Kanlı Oda” Öyküsüne Bir Bakış](https://feministyaklasimlar.org/sayi-37-38-haziran-2019/kadin-ozneliginin-insasinda-ozsavunmanin-yasamsal-rolu/) - Toplumsal cinsiyet rollerinin klasik masallar yoluyla yeniden üretimi karşısında, bu masalların yapıbozum yöntemiyle alaşağı edilerek yeniden yazımı, feministler için hem edebi hem de siyasi bir mücadele alanıdır. Bu kapsamda, Charles Perrault’un “Mavi Sakal” masalının feminist bir bakışla yeniden yazımı olan Angela Carter’ın “Kanlı Oda” adlı öyküsü, egemen ideolojinin dayattığı cinsiyetçi roller çerçevesinde sessiz, itaatkâr, pasif ve mutlu son için kurtarıcı erkek kahramanı bekleyen kadın profilini tersyüz ederek kadını kendi hikâyesinin öznesi yapar. Bu yazıda, kocasının koyduğu yasağı çiğnediği için ölümle cezalandırılacak olan genç kadının cezadan kurtuluş ve mutlu sona ulaşma süreci, zihinsel ve bedensel bir farkındalık, karşı koyma ve özneleşmeye işaret eden bir kavram olarak ele alınacak olan özsavunma bağlamında incelenecektir. - [Nafaka Hakkı, Adalete Erişim ve Cinsel Şiddetle Hukuki Mücadele Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-37-38-haziran-2019/nafaka-hakki-adalete-erisim-ve-cinsel-siddetle-hukuki-mucadele-uzerine/) - Kadınların uzun süren mücadeleler ve çalışmalar sonucunda kazandığı pek çok hakkın geri alınması bir süredir siyasi iktidarın gündeminde yer alıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı bile sakıncalı bir kavrama dönüştürülerek başta eğitim olmak üzere kamu kurumlarının belgelerinden çıkartılmaya çalışılıyor. Özellikle geçtiğimiz aylarda nafakanın kaldırılması tartışmaları, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak amacıyla yapılan çalışmaların eğitim alanından çekilmesi gündeme gelen konular arasındaydı. Bu hakların tartışmaya açılması ve geri adım olarak nitelendirilebilecek düzenlemeler önerilmesi başta feministler ve kadın hakları savunucuları olmak üzere pek çok kesimin tepkisini çekti. Feminist avukat Perihan Meşeli ile başta nafaka hakkı olmak üzere kadınların gündemini belirleyen bu konuları, kadınların adalete erişiminin önündeki engelleri, ataerkil şiddet karşısında feminist mücadelenin imkânları ve sınırları üzerine konuştuk. - [Geçmişin Üzerindeki Perdeyi Kaldırmak/ Geleceği Hayal Etmek: Türkiyeli Ermeni Bir Kadının Çoksesli Özyaşamöyküsü](https://feministyaklasimlar.org/sayi-37-38-haziran-2019/gecmisin-uzerindeki-perdeyi-kaldirmak-gelecegi-hayal-etmek/) - Sosi Antikacıoğlu Geçmişimden Sesler ve Renkler adlı kitabında “kocaman bir çınar ağacı” olarak gözünde canlandırdığı geniş aile ağacının hikâyesini, bu “aile ağacının dallarından birinin ucunda” da kendi yaşamöyküsünü anlatıyor. Ailesinin üç kuşak öncesine kadar giden yaşamöyküsünün anlatıldığı kitapta 1880’li yıllardan günümüze kadarki tarihsel süreç arka planda yer alıyor. Bu metin halen günümüzde de süregiden “azınlıklaştırıcı” politikalar ve inkâr rejimi içinde Ermeni olmaya, Ermeni bir kadın olmaya dair çoksesli bir anlatı oluşturuyor. Yazarın yaşamöyküsü babaannesinin, anneannesinin, annesinin, eşinin babaannesinin hayatta kalma öykülerini dillendirerek anlatılabiliyor. Geçmişin üzerindeki perdeyi kaldırmaya niyetli bu metin geleceği hayal etme imkânı sunuyor. - [Ağ Feminizmi ve Toplumsal Cinsiyet Öğrenimi[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-37-38-haziran-2019/ag-feminizmi-ve-toplumsal-cinsiyet-ogrenimi/) - Makale, internet üzerinden haberleşmenin ve iletişimin artması ile birlikte genel olarak toplumsal hareketlerin özelde ise feminist hareketlerin faaliyetlerinin nasıl dönüştüğü ve bu yeni iletişim teknolojilerinin kullanılmasıyla birlikte ne gibi yeni imkanların oluştuğuna dair farklı görüşleri bir araya getiriyor. Saha çalışmaları yapan feminist kurumların yeni bilgi teknolojilerini ve sosyal medyayı kullanarak çalışmalarını nasıl yaygınlaştırabileceği, dünyanın farklı yerlerindeki toplumsal hareketlerin bu araçları kullanarak birbirlerinden neler öğrenebileceği ve ne tür farklı modeller yaratılabileceği üzerine tartışmalar sunuyor. - [Cynthia Cockburn ile Karşılaşmalar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-39-40-subat-2020/cynthia-cocburn-ile-karsilasmala/) - Taghreed Yahia-Younis ve Rela Mazali, Eylül 2019’da aramızdan ayrılan Cynthia Cockburn’un anısına ortak bir yazı kaleme aldılar. Bu yazıda, bağımsız bir akademisyen, bir aktivist ve feminist bir kadın olarak tanıdıkları Cynthia’yı takdirle andılar. Cynthia’nın anısına yazdıkları bu yazıyı iki yazarın arasındaki diyalog şeklinde oluşturmayı özellikle tercih ettiler. Çünkü her ne kadar yazarlar İsrail/Filistin’deki ayrımcılığa ve militarizme karşı kadın hareketinin bir parçası da olsalar doğuştan, sosyal olanaklar ve kültür açısından Cynthia’nın “bir uçurum” dediği şeyin zıt taraflarında konumlandırılmışlardı. Cynthia'nın çalışmaları da kadınların ve feministlerin korkunç çatışmaların ortasında bile diyalog ve bağlantı anlamına gelen “köprüleri” kurma ve devam ettirme kapasitelerini araştırmaya adanmıştı. - [“Huzur Bulamıyorsanız Huzuru Bozmanız Gerekiyor” Sesiyle Akıllara Kazınmış Bir Kadın: Aretha Franklin](https://feministyaklasimlar.org/sayi-36-ekim-2018/huzur-bulamiyorsaniz-huzuru-bozmaniz-gerekiyor/) - Soul müziğinin dünyadaki en önemli temsilcilerinden Aretha Franklin 16 Ağustos 2018’de hayatını kaybetti. Akıllara sivil haklar mücadelesinin öncü sesi olarak kazınan Aretha Franklin aynı zamanda dünya müzik tarihinin en değerli isimlerinden biriydi. Hem Afro-Amerikan hem de bir kadın olarak müzik sektöründe var olmak için birçok zorlukla aynı anda mücadele etmiş olan Aretha Franklin müziğiyle ve siyasi duruşuyla, hak ettiği saygıyı görmek için mücadele eden toplumsal kesimler için bir ilham kaynağı oldu. - [#METOO Çağında Sesini Yükseltmek ve İnatçı Ataerki: Bir Asansör Vukuatından Feminizm Karşıtı Tepkiye Dair Ne Öğrenebiliriz?[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-37-38-haziran-2019/metoo-caginda-sesini-yukseltmek-ve-inatci-ataerki/) - Makale, akademisyen Simona Sharoni’nin başından geçen bir olay ve bu olayın medyada yer alması sonrası gelişen farklı tepkileri günümüzde cinsiyetçilik karşıtı yürütülen mücadele ve bu mücadeleye karşı sistemli bir şekilde oluşan feminizm karşıtı tepki bağlamında ele alıyor. Akademinin kendi etik kurullarının işleyişi, medyanın tarafsızlık adı altında toplumun farklı kesimlerini belirli bir ideoloji ekseninde yönlendirmesi, sosyal medyanın hem farklı seslerin yükselebileceği hem de nefret kampanyalarının kolaylıkla örgütlenebileceği bir yer olması makalenin feminist mücadele ve bu mücadeleye karşı oluşan ataerkil tepkileri analiz ederken incelediği meselelerin başında geliyor. Son olarak şiddeti giderek artan feminizm karşıtı ve kadın düşmanlığını besleyen tepkilere rağmen feministlerin yılgınlığa düşmeden yenilikçi stratejilerle cinsiyetçilikle mücadeleye devam etmelerinin ve kadın dayanışmasının önemini vurguluyor. - [Cinsellik, Üreme/Doğurganlık ve Sağlık Politikaları Üzerine Sohbet](https://feministyaklasimlar.org/sayi-34-35-haziran-2018/cinsellik-uremedogurganlik-ve-saglik-politikalari-uzerine-sohbet/) - Türkiye’de cinsellik ve üreme/doğurganlık politikaları üzerine çalışan ve tartışmalar yürüten bir grup doktora öğrencisi ve doktora sonrası araştırmacı olarak farklı konferanslarda bir araya geldik. Birbirini tamamlayan araştırma konularımız üzerine yaptığımız sohbetleri genişleterek yazıya dökme fikri bu buluşmalarda ortaya çıktı. Söyleşinin kendisini kolektif bir bilgi üretimi ve bu bilgiyi kamusallaştırma pratiği olarak tasarladık. Söyleşimizde araştırma konularımızdan ve bu konuları nasıl seçtiğimizden başlayarak son dönemde Türkiye’de cinsellik, üreme/doğurganlık ve sağlık politikaları alanlarında karşımıza çıkan meseleleri masaya yatırdık. Vajinismustan “en az üç çocuk”un kimin için söylendiğine, birinci ve ikinci basamakta verilen sağlık hizmetlerindeki dönüşümlerden hizmetlere erişimde karşılaşılan eşitsizliklere, üremeye yardımcı teknolojilerin Türkiye sınırları içindeki farklı grup vatandaşlar tarafından nasıl deneyimlendiğinden bu sınırları aşan uygulamalarına kadar farklı noktalara değindik. Amacımız, politikanın tam merkezinde bulunan, üremeye ve cinsel sağlığa yönelik söylemler, kurumlar ve pratiklerle olan deneyimlerin çok yönlü boyutuna dikkat çekmek. Söyleşide tartışmaya açtığımız meselelerin başka sorular ve sohbetlere vesile olacağına inanarak konuştuklarımızı Feminist Yaklaşımlar aracılığı ile sizlerle paylaşıyoruz. - [Eğitimde “Ne Var Ne Yok?!” Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-34-35-haziran-2018/egitimde-ne-var-ne-yok-uzerine/) - Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği'nden Nurgül Öztürk ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide derneğin gençlik alanında başlattığı koruyucu-önleyici çalışmalardan biri olan "Ne Var Ne Yok?!" isimli projesi ve bu proje kapsamında eğitimin temel konularından biri olan eğitimde toplumsal cinsiyet konusunu tartıştık. Pilot çalışması 2016-2017 eğitim-öğretim döneminde İstanbul’da bulunan 7 farklı lisede gerçekleştirilen ve yaklaşık 3500 gence ulaşan proje ve gençlerin proje kapsamında ele aldıkları toplumsal cinsiyet, ayrımcılık, akran zorbalığı, sanal şiddet, güvenli ilişkiler, onay kavramı ve flört şiddeti konularındaki deneyimleri söyleşide ele alınmaktadır. Söyleşide eğitim müfredatında cinsel şiddet konusuna nasıl yer verilmesi gerektiği, okullarda gençlerle şiddetin farklı türlerine, güvenli ilişkilerin özelliklerine, onay kavramına ve sağlıklı kişisel sınırlara değinen çalışmalar yürütmenin önemi ve şiddet vakalarının önlenmesi için yapılabilecekler üzerinde durulmaktadır. - [Kadın Sözlü Tarih Semineri Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-34-35-haziran-2018/kadin-sozlu-tarih-semineri-uzerine/) - 1990 yılında açılan Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Şubat 1994 tarihinde Kadın Eserleri Kütüphanesi Kadın Sözel Tarih Çalışmaları Pilot Projesi’ni başlatmıştır. Bu proje, Başbakanlık Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün maddi desteği ile gerçekleştirilmiştir. Proje kapsamında 1923 yılından önce doğmuş çeşitli mesleklerden 12 kadınla; Hayrünnisa Köni, Sare Okçu, Gültekin Ağaoğlu, İclal Balkan, Esma Deniz, Neşet Eren, Seniye Fenmen, Liza Eskenazi, Peride Celal, Zeynep Fırat Menemenci, Araksi Orakyan ve Nimet Özgüç ile görüşmeler yapılmıştır. Vakıf, 1999 yılında The British Council desteğiyle bir yıl süren bir sözlü tarih projesi daha gerçekleştirmiştir. Bu proje kapsamında CHP, MHP, DYP, ANAP, DSP ve Fazilet Partisi’nden, içlerinde Gönül Say, Melek Denli Karaca, Nazlı Ilıcak, Nesrin Nas ve Oya Akgönenç’in de bulunduğu 10 kadın milletvekili ile görüşmeler yapılmıştır. Kadın Eserleri Kütüphanesi, bu yıl ise ilk kez bir sözlü tarih sertifika programı düzenlemiştir. Bu yazıda da Sözlü Tarih – Sertifikalı Eğitim Programı adını taşıyan bu etkinlik ele alınmaktadır. - [Değişen Ders Kitaplarında Toplumsal Cinsiyet[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-36-ekim-2018/degisen-ders-kitaplarinda-toplumsal-cinsiyet/) - Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetleri döneminde eğitim sisteminde önemli değişiklikler oldu ve olmaya devam ediyor. Son dönemdeki en önemli değişikliklerden biri, 2017-2018 eğitim öğretim yılından itibaren öncelikle 1., 5. ve 9. sınıflarda; 2018-2019 eğitim öğretim yılından itibarense tüm kademlerde uygulanmak üzere müfredat değişikliğine gidilmesi ve yeni müfredata göre ders kitaplarının da yenilenmesiydi. Bilgi ve değerler seti olarak toplumun ideolojik ve kültürel yeniden üretimine hizmet eden müfredata göre hazırlanan ders kitapları (Sayılan, 2012), toplumsal cinsiyet rolleri ile ilgili normların ve kurguların aktarıldığı en önemli araçlardan biridir (Helvacıoğlu-Gümüşoğlu, 1994; Kancı, 2007; Kancı ve Altınay, 2011). Bu nedenle, ders kitaplarının analizi toplumsal cinsiyet kavramı konusunda aktarılan açık ve örtük mesajları deşifre etmek açısından önemlidir. Bu çalışmada da 2017 yılındaki değişiklik ile birlikte “değerler ve değer eğitimi” odaklı olduğu ileri sürülen müfredat (Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı, 2017) sonrası yenilenen ders kitapları ile bir önceki müfredata göre hazırlanmış ders kitapları arasında toplumsal cinsiyet konusu ile bağlantılı metin ve görseller karşılaştırmalı olarak incelenerek bu kavramın ele alınışıyla ilgili farklılıklar olup olmadığı ve varsa bu farklılıkların neler olduğu araştırılmaktadır. Makalede öncelikle, eğitim sisteminde son dönemde yaşanan değişimlere kısaca değinildikten sonra ders kitaplarında toplumsal cinsiyet konusunu araştıran çalışmalara yer verilmektedir. Ders kitaplarının karşılaştırmalı analizi sonucu elde edilen bulgular ise, kadın görünürlüğünün azalması, aile içi işbölümünde cinsiyet ayrımcılığı, çalışma hayatı ve mesleklerde cinsiyet ayrımcılığı ile örtük söylemlerde cinsiyet ayrımcılığı başlıkları altında verilmektedir. Yeni bir milli kimlik inşasına doğru ders kitaplarında etno-dinsel, eril ve militarist dilin artışından söz edildikten sonra sonuç bölümü ile toplumsal cinsiyet eşitlikçi ders kitapları için önerileriler paylaşılmaktadır. - [Kapsamlı Cinsellik Eğitimi Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-36-ekim-2018/kapsamli-cinsellik-egitimi-uzerine/) - Toplumumuzda cinsiyet ayrımcılığını ve cinsiyetçi şiddetin farklı türlerini deneyimliyoruz. Bu şiddeti geriletmenin, sona erdirmenin yollarından biri de koruyucu-önleyici çalışmalar yürütmekten ve bunları eğitimin bir parçası haline getirmekten geçiyor. Eğitim alanında cinsiyet eşitliğini, saygıyı, çeşitliliği merkeze alan çalışmaların önemi ülkemizde giderek artıyor. Çocukların, gençlerin sağlıklı bir yetişkinliğe hazırlanırken koruyucu ve bilinçlendirici bir eğitim almaları daha da önem kazanıyor. Dergimizin bu sayısında Kapsamlı Cinsellik Eğitimleri veren eğitimci Efsun Sertoğlu ile Kapsamlı Cinsellik Eğitimi, bu eğitimlerin çocuklar ve yetişkinler üzerindeki etkileri ve eğitim sisteminde hak temelli bir eğitim anlayışının gerekliliği üzerine konuştuk. - [Dans ve Duygusal Etki: Hindistan’da Şiddet Yaşamış Yetişkin Gençlerin Ruhlarıyla Bedenlerini Yeniden İlişkilendirme[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-36-ekim-2018/dans-ve-duygusal-etki-hindistanda-siddet-yasamis-yetiskin-genclerin-ruhlariyla-bedenlerini-yeniden-iliskilendirme/) - Yazar bu makalesinde, kendisinin de kurucuları arasında olduğu Kalküta Sanved sivil toplum kurumunun şiddete maruz kalmış kadınların tekrardan toplumsal hayata katılabilmeleri, kendileri ve çevreleriyle sağlıklı ilişkiler kurabilmeleri için yaptığı çalışmalara odaklanıyor. Dans ve Hareket Terapisi yöntemiyle insan ticareti ve sistematik cinsel istismar yaşamış olan ve çoğunlukla Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşayan kadınların kendi özsaygılarını yeniden kazanma, yakınlarına ve çevrelerindeki diğer insanlara güvenebilme ve toplumsal hayatta huzurlu ve kendileriyle barışık bir şekilde var olabilme hedeflerine nasıl ulaşılabileceğini ve karşılaşılan zorlukları kendi tecrübelerinden ve gözlerimden de faydalanarak aktarıyor. - [“Mavisakal”dan “Kanlı Oda”ya: Angela Carter’dan Bir Feminist Yeniden Yazım Örneği](https://feministyaklasimlar.org/sayi-36-ekim-2018/mavisakaldan-kanli-odaya/) - Sözlü kültürün önemli bir parçasını oluşturan masallar ve mitlerin kuşaktan kuşağa aktarımında büyük payı bulunan kadınların, günümüze edebiyat kanonu olarak ulaşan yazılı kültürün neredeyse tümüyle dışında bırakılmaları, yüzyıllar boyunca sürecek olan eril bir geleneğin yerleşmesini ve sürekliliğini sağlamıştır.[1] Ancak yirminci yüzyılda feminist hareketin yükselmesi ile kadın yazarlar ve eleştirmenler, ataerkil bir edebiyat alanında söz hakları olmasını talep etmişlerdir. Bu amaçla yola çıkan kadın yazarların geçmişten günümüze egemen ideolojiyi taşıyan en eski anlatılardan olan masallar ve mitlerin yeniden yazımı konusundaki çabaları, kadın edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Geleneksel masalları yeniden ele alan yirminci yüzyıl yazarları arasında en önemlilerinden birisi olan Angela Carter (1940-1992), kısa fakat üretken yaşamına sığdırdığı çok sayıda eseri arasında olan Kanlı Oda’da bazı klasik masalları yeniden yazmıştır. Kitap ile aynı adı taşıyan ilk öykü “Kanlı Oda”, Mavisakal efsanesini temel almaktadır. Mavisakal ile evlenen toy kız, itaat etmeyen meraklı kadın arketipini (Psyche, Pandora, Havva gibi) barındırması nedeniyle mizojinik anlatının temelini oluşturan bir yaklaşım ile okunsa da kadının erginlenmesine dair bir masal olarak da değerlendirilmektedir. Bu incelemede Angela Carter’ın “Kanlı Oda” adlı öyküsü, Lacan’ın benlik gelişimi, Laura Mulvey’in kadınların ataerkil sistem içinde sinemada nasıl temsil edildikleri üzerine geliştirdiği “Eril Nazar” ve Clarissa P. Estés’in Kurtlarla Koşan Kadınlar- Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler adlı kitabında Jung temelli bir yaklaşımla kullandığı “Kadının Erginlenmesi” kavramları üzerinden değerlendirilecektir. - [Beden Temelli Vatandaşlık: Yeşil Vatandaşlığı Beden Üzerinden Yeniden Düşünmek[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-36-ekim-2018/beden-temelli-vatandaslik-yesil-vatandasligi-beden-uzerinden-yeniden-dusunmek/) - Bu makalede, yeşil kuramcılar ile maddeci ve bedeni temel alan feministlerin yaptıkları çalışmalardan yola çıkarak, yeşil vatandaşlığa dair güncel yaklaşımların epistemolojik yorumları sorgulanmakta ve ‘beden temelli vatandaşlığı’ esas alan daha ontolojik bir yaklaşım savunulmaktadır. Bu terimle, sadece ete kemiğe bürünmüş ve insanlar arasındaki farklılıklara dikkat eden değil, aynı zamanda insanların, öznelliği şekillendiren ve kolektif failliği düzenleyen farklı toplumsal ve doğal (söylemsel ve maddi) bağlamlarla kaçınılmaz olarak iç içe geçmiş olduğunu göz önünde bulunduran bir vatandaşlık anlayışı geliştirilmektedir. Doğa/kültür ikiliğini bozmak ve çevresel olarak tanımlanan meselelerin çeşitliliklerini ve kapsamlarını artırmak gayreti içinde bedenler geçirgen fakat dirençli, çoğul ve bağlantılı olarak tahayyül edilir. Bu yaklaşım çevresel adalet savunucuları ile daha fazla işbirliği yapmak için bir zemin hazırlarken, faillik ve vatandaşlık pratiklerine dair geleneksel düşünceleri yeniden gözden geçirmek için de bir fırsat sunar. - [Dinlemeyi Öğrenmek: Görüşme Teknikleri ve Analizi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-34-35-haziran-2018/dinlemeyi-ogrenmek-gorusme-teknikleri-ve-analizi/) - Kathryn Anderson ve Dana C. Jack bu makalede, kadınlarla yapılan sözlü tarih görüşmelerinde dinleme sürecinin önemini vurguluyorlar. Sözlü tarih çalışmaları kadınların hikâyelerini açığa çıkarma sürecine büyük katkı sunmuştur. Ancak, bu hikâyelerin gerçekten açığa çıkabilmesi için kadınların anlattıklarının “dinlenebilmesi”, bu makalede vurgulandığı anlamıyla idrak edilebilmesi gerekir. Biri tarih, diğeri psikoloji olmak üzere iki farklı disiplinden gelen yazarlar, kendi disiplinlerindeki anaakım eğilimlerin yapılan görüşmelerde kadınların anlatılarını nasıl sınırlandırdığına dikkat çekiyorlar. Yapılan görüşmelerde kadınların kendi söylediklerinin ötesinde ne demek istediklerini anlayabilmemizin, kadınların da kendi anlatıları üzerine düşünmelerine olanak vermenin önemine dikkat çekiyor ve görüşme yöntemlerine dair önerilerde bulunuyorlar. - [Charlotte Perkins Gilman’ın “Sarı Duvar Kağıdı” Öyküsünde Mekan ve Toplumsal Cinsiyet](https://feministyaklasimlar.org/sayi-34-35-haziran-2018/charlotte-perkins-gilmanin-sari-duvar-kagidi-oykusunde-mekan-ve-toplumsal-cinsiyet/) - Charlotte Perkins Gilman “Sarı Duvar Kağıdı” adlı öyküsünde doğum sonrası depresyonu geçiren genç bir kadının, kadın cinsiyetine yönelik önyargılı tutumlar etkisiyle oluşturulmuş tedavilerle giderek kötüleşmesini ve akıl sağlığını kaybetme noktasına gelişini anlatır. Bilim ve teknolojideki gelişmeleri takiben gelen Sanayi Devrimi’nin de etkisiyle, ev ve iş alanları kesin sınırlarla ayrılır; toplumsal cinsiyet normları yeniden şekillenir. Egemen güç erkekleri işe gönderirken kadınları eve hapseder. Kadının yazmaması, üretmemesi, mümkünse düşünmemesi “normal”dir. Bu toplumsal kabul ve kalıpların sınırları dışına çıkan kadınlar kolaylıkla “deli” olarak etiketlenir, aynı durumda erkek cinsiyetinden bir bireye uygulanması uygun görülmeyecek tedavilere maruz kalabilir, akıl hastanelerine kapatılabilirler. Edebiyatta mekân incelemeleri dualistik yapısı nedeniyle toplumsal cinsiyet kalıplarını çağrıştırmaktadır. Bu çalışmada, on dokuzuncu yüzyıl Amerika toplumunda, beyaz ırktan, orta-üst sınıftan eğitimli kadın grubunun, sosyal hayatta ve klinik ortamda maruz kaldığı toplumsal cinsiyet ideolojisinin, “Sarı Duvar Kağıdı” öyküsünde Gilman’ın mekânı kullanımıyla somutlaşması incelenecektir.* - [Modernleşme Sürecinde Tiyatroda Kadın Kimliğinin Sorgulanması: Afife Jale Örneği*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-33-ekim-2017/modernlesme-surecinde-tiyatroda-kadin-kimliginin-sorgulanmasi/) - Osmanlı İmparatorluğu’nda modernleşme sürecinin milliyetçilik aracılığıyla işlemeye başladığı aşamada oyunculuğa başlayan Afife Jale, Müslüman Türk kimliğini gizlemeden sahneye çıkan ilk kadın oyuncudur. Sahneye çıktığı yıllarda, Müslüman kadınların tiyatrocu olması kabul görmediği için resmi kovuşturmalara maruz kalmıştır. Afife Jale’nin kısa süren sanat yaşamı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarına kadar uzanmış, fakat bu yeni dönemde Türk kadın oyuncular desteklenirken Afife Jale göz ardı edilmiştir. Bu makale Afife Jale’nin sanat yaşamını ağırlıklı olarak modern milli tiyatronun kurumsallaşma hamleleri bağlamında ele almakta ama bu hamlelerle eş zamanlı işleyen kimlik –özellikle de ulusal kimlik ve kadın kimliği– inşa süreçlerine özel bir yer ayırmaktadır. Çünkü kendisine sırt çevrildiği dönemde Afife Jale, inşa edilmeye çalışılan modern kadın kimliği ile tam bir uyum içinde değildir. Bu anlamda Afife Jale’nin sanat hayatı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında inşa edilmeye çalışılan tiyatrocu kadın kimliğinin niteliklerinin ve kadın özgürlüğünün sınırlarının görünür kılınmasına da katkıda bulunmaktadır. - [11 Eylül 2001’in Hemen Ardından Yürütülen “Teröre Karşı Savaş” Bağlamında Toplumsal Cinsiyet ver Irk İlişkilerinin Yeniden İnşasında Bakış](https://feministyaklasimlar.org/sayi-33-ekim-2017/11-eylul-2001in-hemen-ardindan-yurutulen-terore-karsi-savas-baglaminda/) - Bu makalede 11 Eylül 2001 sonrası yürütülen “teröre karşı savaş” ile hem ABD’de hem de savaş sonrası yeniden yapılandırılan ülkelerde uygulanan neoliberal politikaların toplumsal cinsiyet ve ırk ilişkilerinin yeniden inşasına etkisi tartışılmıştır. Analiz süresince esas olarak Afganistan (2001) ve Irak (2003) Savaşlarını kapsayan süreçler ile George W. Bush dönemine odaklanılmıştır. Bu süreçlerde kullanılan neo-oryantalist söylemlerin kadınlara ilişkin savaş retoriklerinin üretilmesini, Müslüman kadın imgelerinin yeniden inşasını ve çeşitli eşitsizlik eksenlerini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur. - [Kadın Haklarında ve Cinsel Suçlarda Kanun Değişiklikleri Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-33-ekim-2017/kadin-haklarinda-ve-cinsel-suclarda-kanun-degisiklikleri-uzerine/) - Ülkemizde cinsiyetçi şiddetin ve kadına yönelik erkek şiddetinin hız kesmeden arttığı bir toplumsal ortamda kadınlar, LGBTİ+'lar giydikleri kıyafetler, oturuş kalkış biçimleri nedeniyle park, toplu taşıma araçları, okul gibi gündelik hayatlarımızın geçtiği mekânlarda pervasız bir şiddetin hedefi haline geliyor. Çocuklara yönelik cinsel istismar haberlerine her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Bu cinsel şiddet iklimi yaygınlaşırken kadınları, çocukları ve LGBTİ+’ları ilgilendiren pek çok kanun maddesinde değişiklik yapılıyor. Bu hukuki düzenlemeler cinsel şiddeti geriletmek yerine daha da artıracağı tartışmalarıyla birlikte ilerliyor. Mor Çatı Kadın Sığınağı kurucularından avukat Canan Arın ile yaptığımız söyleşide cinsel suçlarda ve kadın hakları alanında yapılan kanun değişiklikleri ve bunların olası etkileri/sonuçları üzerine konuştuk. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-33-ekim-2017/merhaba-32/) - Türkiye’de demokrasi kültürünün, seküler alanın ve farklı olana saygının gitgide daraldığı bu dönemde cinsiyetçi şiddetin de artışına tanık oluyoruz. Böylesi bir dönemde, şüphesiz en ağır darbeyi alan alanların başında kadın ve LGBTİ+ hakları geliyor. Şiddetin sıradanlaşması yeni değil elbet, kendine meşruiyet zemini bulması ise dönemin ruhuyla örtüşüyor. Giyim kuşamımız, oturup kalkışımız, yürüyüş biçimimiz, makyajımız ve de içtiğimiz sigara... her an herhangi bir erkeğin saldırısı için tahrik sebebi olabiliyor. Bu tahrik sebepleri hem toplumsal alanda hem de hukuk sistemi içinde kendine taraf bulabiliyor. - [“Matmazel Dimitra’nın Bitmemiş Hikayesi”nde Mekan ve Toplumsal Cinsiyet[*]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-34-35-haziran-2018/matmazel-dimitranin-bitmemis-hikayesinde-mekan-ve-toplumsal-cinsiyet/) - Kurmaca türlerden öykünün kurucu ögelerinden biri olan mekân, öykünün atmosferini oluşturan unsurlardan biri olmanın yanı sıra zengin çağrışımlarıyla okura çok yönlü okuma olanakları sunar. İç/dış’ın ve içerisi/dışarısı’nın oluşumunda belirleyici olan toplumsal cinsiyet rolleri ile mekân, kendimizle ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin, deneyimlerimizin göstergesidir. Edebi metinler ikili karşıtlıklarla kurgulanan toplumsal cinsiyet rollerinin ve eril/dişil dikotomisiyle kurgulanan iktidarlanmış alanların ifşasına olanak sağladığı gibi imgeler aracılığıyla yeni deneyimlerin ve ‘mümkünü olan başka bir dünya’nın olasılıklarının da kapısını açar. Bu çalışma, Ayla Kutlu’nun Zehir Zıkkım Hikâyeler kitabından alınan “Matmazel Dimitra’nın Bitmemiş Hikâyesi”nde, ataerkil düzenin Dimitra’nın kendisi ve dış dünya ile deneyimlerinde mekân aracılığıyla kurduğu sınırları sorunsallaştırarak dıştan farklı bir iç’in oluşumunun olanaklarını aramayı hedefler. - [Draupadi’yi Çağdaş Hindistan Performans Alanının Poetikası ve Siyasetine Yerleştirmek](https://feministyaklasimlar.org/sayi-34-35-haziran-2018/draupadiyi-cagdas-hindistan-performans-alaninin-poetikasi-ve-siyasetine-yerlestirmek/) - Bu makale, Bengal dilinde yazan Hindistanlı ünlü yazar Mahasweta Devi’nin aynı isimli kısa öyküsünün çevirisinin bir uyarlaması olan “Draupadi” adlı oyunun bir Hindistan üniversitesinde İngilizce Bölümü öğrencileri tarafından sahnelenmesinin ardından çıkan olaylar sırasında üretilen milliyetçi söylemlere gönderme yaparak başlıyor. Oyunun sahnelenmesinin peşi sıra gelişen nefret kampanyası ve üniversitede yapılan bir sınıf temsilinin siyasileştirilmesi, toplumsal cinsiyet ve feminist araştırmalar alanındaki pek çok kişiyi derinden etkiledi. Oyunun “vatan hainliği” olarak yorumlanması ve toplumsal cinsiyet, vatandaşlık hakları veya İngiliz dili ve edebiyatı alanlarındaki söylemler içerisindeki öneminin göz ardı edilmesi, toplumdaki siyasi propagandanın bir parçası olarak görüldü. Makale, kadına yönelik şiddetle ilgili konuların tamamen marjinalleştirildiği bu bağlamda, Mahabharata Destanı’ndaki Draupadi isimli kadın karakter etrafında sergilenen performanslardaki farklı temsil biçimlerini bir araya getirmeye çalışıyor. Draupadi karakterinin temsillerinin veya ondan esinlenerek yaratılmış yorumlarının izini sürmek için zamanda ve jeopolitik mekânlarda dolaşıyor, barbut sahnesi performanslarının içinden geçiyor. Bu çizgisel olmayan anlatıda, Draupadi’nin performatif temsillerinin zaman ve mekândaki yolculuğu, sanatçılar tarafından ortaya konan tercihlerin yansımaları olarak ele alınmaya çalışılıyor. Böylece Draupadi’ye bizzat Hindistan toplumunun kırılgan özneleri olarak kadınları temsil etme rolü atfediliyor. Makale, doğrudan Draupadi’nin hikâyesi üzerine kurulu dans ve tiyatro gösterilerinden örneklerle ilerliyor. Ayrıca, Mahasweta Devi tarafından kaleme alınan ve Gayatri Chakravorty Spivak tarafından İngilizceye tercüme edilen “Draupadi” hikâyesi ve bu hikâyeden hareketle yapılan tiyatro uyarlaması üzerinde de duruluyor. Son olarak, Manipur’daki gerçek hayat koşullarına bakılıyor ve bununla, giderek benzer hale geldiği teatral temsil arasındaki muhtemel bağlantı inceleniyor. Bu makale, ulusal namus ve egemen ataerki yapısı bağlamında kadınların konumuna dair düşünmek için, Draupadi’nin hikâyesi ve hikâyenin kendi yolculuğu üzerinden kaleme alındı.[2] - [Birlikte İyi Yaşayabilmek Mümkün mü? Mutlak Mutluluk Bakanlığı’nın Dünyası](https://feministyaklasimlar.org/sayi-34-35-haziran-2018/birlikte-iyi-yasayabilmek-mumkun-mu-mutlak-mutluluk-bakanliginin-dunyasi/) - Arundhati Roy, 1998’de yazdığı ve birçok ödül aldığı ilk romanı Küçük Şeylerin Tanrısı’ndan yirmi yıl sonra ikinci romanı Mutlak Mutluluk Bakanlığı’nı yazdı. Bu romanını “dünyanın karmaşasını ve psikozlu halini” ne kadar yansıtabileceğine dair bir deney olarak tanımlayan Arundhati Roy bu iki kurgusal metin arasında yazdığı kurgusal olmayan metinlerinde dünyanın toplumsal, tarihsel ve siyasi karmaşasını yansıttı. Mutlak Mutluluk Bakanlığı da özel olarak Hindistan’ın, genel olarak dünyanın bu karmaşık süreçlerini arka planında yansıtan bir metin. Bu arka plan üzerine, parçalanmış hikâyeleri bir şekilde birbiriyle birleşen farklı karakterlerin hayatlarına odaklanan 475 sayfalık anlatı kurgulanmış. Bu anlatı kendisini modern seküler bir devlet olarak konumlandıran Hindistan’ın hiç de seküler olmayan tarihini ve devletin din temelli baskı politikalarını arka planda sunarken bu karmaşa içinde kendi hayatlarını kurmaya çalışan karakterlerin parçalanmış hikâyelerinden bütünlüklü bir hikâye oluşturmuş. Bu makale, Arundhati Roy’un Mutlak Mutluluk Bakanlığı adlı romanının baskıcı olmayan bir seküler zihniyet ve kamusal/özel alan tahayyülünün “birlikte iyi yaşayabilmek” bağlamında sunduğu olasılıkları ve açtığı imkânları tartışmaya odaklanmaktadır. Bu doğrultuda öncelikle romanda ortaya konan ve eleştirilen devlet söylemi ve politikası olarak sekülarizm ve bunun yarattığı karmaşa ve çatışma ortamının romana nasıl yansıdığı tartışılacaktır. İkinci aşamada ise romanda dinsel olanla dünyevi olanın, kamusal ile özelin muğlaklaşmasının ve bir çeşit “dünyevi normalliğe” ulaşmanın mekân üzerinden ve söylemsel olarak nasıl baskıcı olmayan bir seküler düşünce oluşturduğu ve bu düşüncenin stratejik kullanımının birlikte “iyi” yaşamaya dair sunduğu imkânlar değerlendirilmeye çalışılacaktır. - [Feminizm Yargılanıyor: Kadınların İtirazı ve Barış Siyaseti [i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-31-32-haziran-2017/feminizm-yargilaniyor/) - Birinci Dünya Savaşı, savaş meydanları ve cepheler kadar cephe gerisinin de seferber edildiği ve dolayısıyla toplumun tüm kesimlerinin savaşa dahil edildiği bir dönemdi. Kadınlar da, önceki dönemlerden farklı olarak bu seferberliğe dahil edilirler. Mühimmat üretimi başta olmak üzere çeşitli üretim alanlarına girerler. Cepheye giden kadınlar ellerine silah almasalar da hemşire veya ambulans şoförü olarak çalışırlar. Savaşın başladığı yıllar aynı zamanda Batı’da kadınların oy hakkı mücadelesinin de yükseldiği bir dönemdir. Dolayısıyla bu dönemde kadınlar sadece erkeklerden boşalan iş piyasasında değil, siyaset alanında da son derece faaldirler. Siyasi alanda etkin olan kadınların bir kısmı devletlerin savaş politikalarını desteklerken bir kısmı da savaş karşıtı bir tavır takınırlar. Susan Grayzel Women’s Identities at War: Gender, Motherhood, and Politics in Britain and France During the First World War [Savaşta Kadınların Kimlikleri: Birinci Dünya Savaşında Toplumsal Cinsiyet, Annelik ve Britanya ve Fransa’da Siyaset] başlıklı kitabında, kamusal alanda ve savaş seferberliğinde emekleri ve görünürlükleri artan bu kadınların kimliklerinde, toplumsal cinsiyet bağlamında ne tür bir değişim olduğu sorusuna yanıt arar ve anneliği mercek altına alır. Grayzel her iki devletin de, siyasi farklılıklarına rağmen, benzer bir şekilde kadınlardan anneler olarak bu topyekün seferberliğe destek olmalarını talep ettiklerini söyler. Kitabın beşinci bölümü olan “Feminizm Yargılanıyor: Kadınların İtirazı ve Barış Siyaseti” makalesinde yazar dönemin egemen annelik söyleminin savaş karşıtı kadınların kendi siyasi duruşlarını temellendirmelerindeki etkisini ve kadınların bu söyleme hangi durumlarda nasıl karşı çıktığını inceler. Bu incelemeyi yaparken hem Fransız sosyalist, sendikacı, pasifist ve feminist bir öğretmen olan Hélène Brion’un savaş karşıtı duruşundan ötürü tutuklanması ve yargılanmasına olduğu hem de bu sıra dışı vakaya basında ve diğer çevrelerde verilen tepkilere odaklanır. - [Laiklik, Feminizm ve Cinsiyetçilik Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-33-ekim-2017/laiklik-feminizm-ve-cinsiyetcilik-uzerine/) - Türkiye’de laikliğin belirleyici ilke olarak görünür bir şekilde eridiği, seküler alanların gittikçe daraldığı bir dönemden geçiyoruz. Böylesi bir dönemde, kadın ve LGBT+ hakları çok ciddi düzeyde darbe alıyor. Serpil Sancar ile yaptığımız bu söyleşide içinde bulunduğumuz siyasi konjonktürden hareketle, laiklik ve sekülarizm karşıtı politikalar ile cinsiyetçilik arasındaki ilişkiyi, dolayısıyla sekülarizm ve laiklik ile feminizm arasındaki ilişkiyi ele aldık. Söyleşide sekülarizm ve laiklik terimlerinin Türkiye bağlamında/tarihselliğinde ne anlama geldiğini, Batı’da din ile devlet, siyaset, kamusal arasındaki ilişkileri tanımlamak üzere ne tür tartışmaların yapıldığını, bu tartışmaların Türkiye’deki süreci analiz etmeye katkı sunup sunmadığını tartıştık. Son olarak, laiklik konusunun Türkiye’de kadın hareketi içinde nasıl gündeme geldiğine, ne tür bir gerilim hattı oluşturduğuna değindik. - [AKP Dönemi Eğitim Politikalarına İlişkin Bir Örnek: Değerler Eğitimi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-33-ekim-2017/akp-donemi-egitim-politikalarina-iliskin-bir-ornek/) - Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidara geldiği 2002 yılından beri eğitimde birçok yapısal değişikliğe başvurmuş ve ciddi tartışmalara neden olan müdahaleler gerçekleştirmiştir. Tartışılan AKP eğitim politikaları arasında sınav sisteminden müfredat içeriğine, okul kıyafetlerinden eğitimin özelleştirilmesine kadar birçok konu yer almaktadır. Bu yazıda son 15 yılda gerçekleşen birçok değişiklikten biri olan değerler eğitimi mercek altına alınmıştır. Yazı, değerler eğitiminin uygulanma şekli ve konfigüre edilişi ile eğitimde dinin nasıl daha çok vurgulandığını ve toplumsal cinsiyetin bundan nasıl etkilendiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Yazı değerler eğitimi örneği üzerinden eğitimde pedagoji ve bilimsellikten uzaklaşıldığını göstermeyi hedeflemektedir. - [Sekülerliğin Doğum Sancıları: Türkiye’deki Bilmece ve Paradoks[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-30-ekim-2016/sekulerligin-dogum-sancilari-turkiyedeki-bilmece-ve-paradoks/) - Türkiye’deki kamusal tartışmalara birbiriyle çelişen iki farklı eğilim egemen oldu: Bir yanda Müslümanların ötekileştirilmesine ve mağduriyetine dair çatışmacı ifadeler, diğer yanda seküler alanlara yapılan saldırılar ve vatandaşlara yöneltilen tehditlere dair anlatılar vardı. Bu makalenin hedefi ‘seküler’ terimi ile ilişkili anlamlar öbeğini çözmek ve sekülarizmin siyasi kaderini analiz etmektir. Makale özellikle, hesap verme eksikliği, otoriterlik ve militarizme dair eleştirilerin neden ve nasıl sekülarizmin kendisine yönelik saldırılarla ilişkilendirildiğini açıklığa kavuşturmaya çalışmaktadır. Sivil vatandaşlık nosyonlarının tarihsel yüzeyselliğinin, dinin seküler düzen tarafından araçsallaştırılması, İslamcı aktörlerin himayeci seçim politikalarının içine iyice yerleştirilmesi ve 1980’lerden bu yana devam eden neoliberal politikaları müteakiben İslami sermayenin güçlendirilmesi ile bütünleştiğini ileri sürmektedir. Makale, ‘seküler’ ve ‘İslami’ terimlerinin, kendi hegemonya ve iktidarlarını pekiştirme arayışlarında, çatışan siyasi aktörler tarafından seferber edilen boş gösterenlere ve mecazlara dönüştüğü sonucuna ulaşmaktadır. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-30-ekim-2016/merhaba-30/) - Türkiye ve dünya her anlamda “olağanüstü bir hâl”den geçiyor. Ortadoğu'da Suriye merkezli savaş, Amerika ve Avrupa’da yükselen sağ popülist politikalar ve Türkiye’de 15 Temmuz sonrasında iyice sertleşen baskı rejimi... Ülkemizde hukukun üstünlüğünün ve demokratik taleplerin hiçe sayıldığı bir dolu uygulama yaşanıyor. En acısı da Ortadoğu ve Türkiye coğrafyasında kötülüğün türlü hâllerine, paramparça edilen bedenlere tanıklık ediyor olmamız. Adana Aladağ’da adına yurt denen bir derme çatma yapıda kilitli yangın merdiveninin önünde can veren kız çocuklarını değil, o kapıları neden kilitli tutmaları gerektiğini açıklama gayretine düşenleri görüyoruz. Her gün yeni bir çocuk tecavüzüne, kadın ve trans cinayetine uyanıyoruz. Kadınların ve çocukların haklarının korunmasını değil, kız çocuklarını onlara tecavüze eden erkeklerle evlendirmeyi gündeme getiren siyasetçileri dinliyoruz. Medyanın teksesliliği içinde Siirt’in Şirvan ilçesindeki bakır madeninde göçük altında kalan işçileri değil, o işçilerle beraber toprak altında kalan iş makinelerini manşete taşıyan yayınları okuyoruz. Kapatılan televizyon, gazete ve dergilerin, tutuklanan siyasetçi, gazeteci, yazar ve edebiyatçıların ve de görevlerinden uzaklaştırılan akademisyenlerin, eğitimcilerin sayısı her geçen gün daha da artıyor. Şiddetin her türünün gittikçe pervasızlaştığı, kurumların işlemez hâle geldiği böylesi zamanlarda hepimize düşen en büyük sorumluluk işimizi en iyi şekilde yapmak ve içeriği gittikçe boşaltılan barış, demokrasi, laiklik, özgürlük gibi değerleri her zamankinden daha fazla savunmak... - [Bize Ait Bir Oda: Anneliğe, Kadınlığa ve Dişil Döngülere Dair Bir Sergi Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-31-32-haziran-2017/bize-ait-bir-oda-annelige-kadinliga-ve-disil-dongulere-dair-bir-sergi-uzerine/) - Sergi kuratörü Arzu Yayıntaş'ın konsept geliştirme ve sergi tasarımında Güneş Terkol ve Sevil Tunaboylu ile birlikte çalışarak oluşturduğu "Bize Ait Bir Oda" sergisi 9 Mayıs-4 Haziran 2017 tarihleri arasında İstanbul’da, Ark Kültür’de izleyici ile buluştu. Yayıntaş ve Terkol, 2015’ten beri annelik ve doğurganlık üzerine yaptıkları atölyelerin bir devamı olarak kurguladıkları sergi öncesinde Tunaboylu'yu da yanlarına alarak doğurganlık ve dişil döngüler üzerine yedi farklı başlıkta (kadının kendi doğumu, regl, doğum yapmak, düşük, kürtaj, biyolojik saat, menopoz) hazırladıkları soruları bu konularda çalışmak isteyen diğer kadın sanatçılarla paylaşarak sergi için açık çağrı yaptı. Bu çağrı üzerine bazı sanatçılar sergi için yeni işler yapmayı önerirken bazıları da daha önce sergileme şansı bulamadıkları eserlerini arşivlerinden çıkardılar. Sergide 23 kadın sanatçı tarafından üretilen resim, desen, video, fotoğraf, heykel, enstalasyon, illüstrasyon ve performans gibi farklı disiplinlerden eserler bir araya geliyor. Sanatçılar iktidarın ve medyanın tek tipleştiren söyleminin aksine annelik ve kadınlık deneyimlerinin çok çeşitli olduğuna işaret ederek farklı kadınlık hâllerini izleyici ile beraber yeniden kurgulamayı, deneyim paylaşımını ve kadın dayanışmasını güçlendirmeyi hedefliyor. Sergide yer alan sanatçılar alfabetik sıra ile Ada Tuncer, Arzu Arbak , Arzu Yayıntaş, Ecem Yerman, Ece Eldek, Elif Varol Ergen, Fatoş İrwen, Gizem Aksu, Gökçe Deniz Balkan, Güneş Terkol, Işıl Eğrikavuk, Merve Çanakçı, Nancy Atakan, Neriman Polat, Nurcan Gündoğan, Oda Projesi, Özgül Arslan, Seçil Yersel, Sena Başöz, Sevil Tunaboylu, Sezgi Abalı ve Yasemin Nur. - [Yumurta ve Sperm: Bilimin Basmakalıp Kadınlık ve Erkeklik Rollerine Dayanarak Oluşturduğu Romantizm*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-31-32-haziran-2017/yumurta-ve-sperm-bilimin-basmakalip-kadinlik-ve-erkeklik-rollerine-dayanarak-olusturdugu-romantizm/) - Emily Martin bu makalede bilimsel anlatıları ve bu anlatılarda kullanılan dili inceleyerek yumurta ve spermin nasıl basmakalıp kadınlık ve erkeklik rolleri üzerinden ele alındığını tartışıyor. Biyoloji ve tıp metinlerinin spermi yumurtayı dölleyen aktif, atılgan ve maceracı bir eril özne, yumurtayı ise kendisini dölleyecek spermi pasif bir şekilde bekleyen, yardıma muhtaç bir genç kadın olarak resmetmelerini eleştiriyor. Bu betimlemelerin bilimsel olarak da geçerlilik taşımadığını, döllenme sürecinde hem yumurtanın hem de spermin eşit derecede aktif olduğunu ve döllenme eyleminin karşılıklı etkileşimleri sonucunda gerçekleştiğini anlatıyor. Popüler anlatıların aksine spermler –sanki bir insan gibi beyinleri, hırsları ya da amaçları varmışçasına– yüzerek yumurtaya ulaşmak için birbiriyle yarışmıyor, kuyrukları nedeniyle sağa sola sallanarak hareket ediyor. Yumurta ise bu süreçte çok daha karmaşık bir rol oynayarak kabuğundaki özel bir molekül aracılığıyla spermlerin bir kısmına rehberlik ediyor, bir kısmının da geçişini kısıtlıyor. Yazar, hücre düzeyinde gerçekleşen bu biyolojik süreçlerin neden ve nasıl toplumsal cinsiyet kalıp yargıları üzerinden anlatıldığını sorgulayarak bizi şimdiye kadar öğrendiğimiz bilimsel bilgileri tekrar gözden geçirmeye davet ediyor. - [Yeni Türkiye’nin Cinsiyet Rejiminde Eğitim Politikaları Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-31-32-haziran-2017/yeni-turkiyenin-cinsiyet-rejiminde-egitim-politikalari-uzerine/) - Türkiye’de eğitim alanı her daim tartışmalı bir konu oldu. Geç Osmanlı Dönemi ve Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte Türkiye’nin modernleşme sürecinde kadınların eğitimine önem verildi. Eğitim hakkı, dönemin kadın hareketlerinin de önemli taleplerinden biriydi. Bu hakkın elde edilmesi kadınların toplumsal hayata katılmasına, kadın-erkek eşitliği fikrinin yaygınlaşmasına katkı sundu. Bugün ise eğitim alanı köklü değişikliklerden geçiyor. Bu değişiklikler kadın-erkek eşitliğine inanmadığını söyleyen, kadını ve çocuğu aile üzerinden tanımlayan ve dindar nesiller yetiştirmeyi hedefleyen bir iktidar tarafından şekillendiriliyor. Dergimizin bu sayısında eğitim alanında din, çiftdillilik, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi alanlarda çalışmalar yürüten Işık Tüzün ile görüştük. Eğitimin sisteminin geçirdiği dönüşümü kadın ve çocuk haklarına etkileri üzerinden tartıştık. 2016 yılının Aralık ayına kadar yaklaşık on yıl Eğitim Reformu Girişimi’nde çalışmış olan Işık Tüzün, o zamandan beri bağımsız danışman olarak görev yapıyor. Eğitim alanında çocuğu odağa alan politikaların nasıl geliştirilebileceği hakkında çalışmalar yürüten Işık Tüzün aynı zamanda KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği’nin de üyesi. - [Laik ve Cinsiyet Eşitliğinden Yana Bir Eğitim](https://feministyaklasimlar.org/sayi-31-32-haziran-2017/laik-ve-cinsiyet-esitliginden-yana-bir-egitim/) - Bugün Türkiye’de pek çok alanda olduğu gibi eğitim alanında da köklü değişimler yaşanıyor. Bugünün eğitim anlayışı, kadın-erkek eşitliğine şüpheyle bakan, fıtrata önem veren ve bilimsel ve akılcı yaklaşımları sınırlandıran bir düşünce sistemiyle şekillendiriliyor. Eğitim politikaları; müfredattan öğretilen değerlere, okul içi kültürden kıyafet ve davranış biçimlerine, kurumların yapısından kurum içi ilişkilere kadar yeniden biçim kazanıyor. Eğitim konusu ve sorunu genel olarak her dönem bir tartışma konusu olmakla beraber Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) iktidara geldiği 2002 yılından bugüne en temel ülke gündemlerinden birisi olmuş durumda. Bu yazı eğitim alanında yaşanan bu değişimi ve hedeflenen ‘dindar nesillerin’ eğitimdeki hangi araçlar ve uygulamalar üzerinden şekillendirildiğini ele alırken yaratılan kültürel iklimin etkileri hakkında bir tartışma açmayı amaçlıyor ve bilimsel bilgiyi merkeze alan, bireylerin daha özgür olacağı, cinsiyet eşitliğine, çeşitliliğe ve saygıya dayalı bir eğitim anlayışının olanakları üzerinde duruyor. - [Mısır Devrimi’nden Çapraz Ateş Altındaki Kadına: Savaş ve Zulüm Karşısında Etik Tanıklığın Olanağı](https://feministyaklasimlar.org/sayi-29-haziran-2016/misir-devriminden-capraz-ates-altindaki-kadina/) - Samar Yazbek'in Çapraz Ateşte Bir Kadın: Suriye Devrim Günlükleri (A Woman in the Crossfire: Diaries of the Syrian Revolution) (2012) ve Ahdaf Soueif'in Kahire: Benim Şehrim, Bizim Devrimimiz (Cairo: My City, Our Revolution) (2012) adlı kitapları Suriye'deki ve Mısır’daki savaşa ve yıkıma ilk elden tanıklık eden güncelerdir. Hem Yazbek hem de Soueif meydanlarda ve sokaklarda zulme karşı direnenlerin öznel hikâyelerini kamusal olanla birleştirerek çokkatmanlı bir tanıklık ortaya koyar, devrimi ve direnişi yeniden tanımlar. Deniz Gündoğan "Mısır Devrimi'nden Çapraz Ateş Altındaki Kadına: Savaş ve Zulüm Karşısında Etik Tanıklığın Olanağı" adlı makalesinde bu iki günceye odaklanarak “edebiyat felakete tanıklık edebilir mi?” ve “tanıklığın feminist etik zemini oluşturulabilir mi?” sorularını irdeliyor. - [Yanlış Kuramda Tutsak Kalmak: Translara Yönelik Baskıyı ve Trans Direnişini Yeniden Düşünme](https://feministyaklasimlar.org/sayi-30-ekim-2016/yanlis-kuramda-tutsak-kalmak/) - Yazar bu makalede, translara yönelik baskının ve trans direnişinin hakim olan trans modelinde var olandan ayrılan bir tanımını savunuyor. Hem “yanlış bedende hapsolma” modelinin hem de trans modelinin neden sorunlu olduğunu gösterirken aynı zamanda bahsedilen bu ilk modelin nasıl direnişçi bir anlatı olarak görülebileceğini açıklıyor. Yeni tanım iki temel fikre sahip. Yazar öncelikle çoklu anlamlar modelini savunmak için María Lugones’in çalışmalarından yararlanıyor, geleneksel tanımın direnişçi anlatıları reddederek egemen anlamları kabul ettiğini iddia ediyor. İkinci olarak da, trans kişileri hilekâr olarak resmeden transfobik temsiller üzerine olan güncel literatürden yararlanarak gerçeklik yaptırımının egemen cinsiyetlendirme pratiklerinin önemli bir sonucu olduğunu ileri sürüyor. Geleneksel yanlış-beden anlatısının gerçeklik yaptırımına direnen bir anlatı olarak görülebileceğini söylüyor. - [“Bir Bakım Manifestosu”na Doğru: Jennifer Nedelsky ile “İyi Yaşam” Üzerine[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-30-ekim-2016/bir-bakim-manifestosuna-dogru/) - Röportajda feminist kuramcı Jennifer Nedelsky ile son kitabı “A Care Manifesto: (Part) Time For All” (Bir Bakım Manifestosu: Herkes için (Yarı) Zamanlı İş) üzerine konuştuk. Nedelsky kitabında istihdam üzerine yapılan çalışmalarla, bakım üzerine yapılan feminist çalışmaları bir araya getiren bir tartışma sunuyor ve bakım işi ile iş yaşamının düzenlenişinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini savunuyor. Bunu yaparken hem yarı zamanlı işe dair önyargıları kırmaya çalışıyor hem de bizi bakım işini bir yük olarak değil insanın kendisi ve diğer canlılar ile kurduğu ilişkileri şekillendiren yaratıcı bir faaliyet olarak yeniden düşünmeye çağırıyor. - [Neo-Seküler Çağda Feminizm ve Sekülarizmin Etkileşimi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-30-ekim-2016/neo-sekuler-cagda-feminizm-ve-sekularizmin-etkilesimi/) - Sekülarizm ve onun feminizmle ilişkisine dair yerleşik düşüncelerin sorgulanması ihtiyacı; “medeniyetler çatışması” tezinin artan hâkimiyeti, postmodern eleştirinin Aydınlanma akılcılığı eleştirisini din sorularını dahil edecek şekilde genişletmesi ve başlı başına “sekülerleşme tezi” eleştirisi gibi birçok gelişmeyle birlikte artmıştır. Kadınların eşitlik talepleri ile dinin talepleri arasındaki çatışmalar, tüm bölgelerde ve tüm büyük dinlere göre belgelenmiştir. İslam’ın Avrupa’daki varlığına dair süregiden ahlaki paniğin, Müslüman kadınların kıyafetlerinin denetlenmesiyle ilgili kaygılarla belirginleşmesi bize din, kültür ve devlet ilişkisinde kadınların ve toplumsal cinsiyete dayalı güç ilişkilerinin merkeziliğini hatırlatıyor. Seküler-dindar ikili karşıtlığının postmodern ve diğer eleştirilerine ek olarak günümüzde sosyolojik çalışmaların çoğu modernizasyonu sekülerleşme ile eşitlemeye karşı çıkıyor. Bu makale, bu gelişmelerin politik feminist düşünce ve pratiğe yönelik itirazlarına odaklanıyor. Baskıcı olmayan feminist tepkilerin, demokratik, çokkültürlü toplumlarda normatif bir ilke olan sekülarizmle yeni bir eleştirel bağlılık içine girmesi gerektiğini iddia ediyor. Okuru bu süreçle ilgili bilgilendirmek üzere yazar, feminist bilgi üretiminin, din sosyolojisinin ve siyaset kuramının farklı alanlarındaki tartışmalarının haritasını çıkarıyor ve bu tartışmalara gönderme yapıyor. Feminizm, din ve siyasetin kesişimindeki entelektüel alanı oluşturan temel felsefi gelenekleri ve fay hatlarını iki geniş grup altında topluyor: Aydınlanmacı din eleştirisinin feminist eleştirisi ve Aydınlanma geleneğinin eleştirel kıyılarındaki feminist bilgi üretimi. Yazar, bu alandaki feminist tartışmaların parçalanmış doğasına rağmen farklı politik yaklaşımların arasında ortak bir temelin oluştuğunu savunuyor: Hepsi de sekülarizmi, neo-seküler çağda özgürleştirci bir niyetle yeniden tanımlayabilmek için en geniş söylemsel çerçeve olarak “demokrasi”ye ve onu destekleyen değerlere vurgu yapıyor. - [Yeni Türkiye’de Kadın ve Çocuk Hakları Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-30-ekim-2016/yeni-turkiyede-kadin-ve-cocuk-haklari-uzerine/) - Türkiye 'olağanüstü' bir dönemden geçerken toplumdaki şiddet ve tahammülsüzlüğün dozu gittikçe artıyor. Kadınların gündelik hayatının halihazırda bir parçası olan şiddet her geçen gün pervasızlaşıyor. Metrobüste, parkta, sokak ortasında tanıdığımız ya da tanımadığımız erkeklerin şiddetine sıklıkla maruz kalıyoruz. Neredeyse her gün çocuklara yönelik cinsel şiddet haberleri alıyoruz. Bunlar karşısında güçlendirilmesi gereken kadın ve çocuk hakları alanında elde edilen kazanımların tehlike altında olduğuna tanıklık ediyoruz. Dergimizin bu sayısında, kadın hakları alanında uzun yıllardır çalışma yürüten feminist avukat Hülya Gülbahar'la Türkiye'de kadın hakları mücadelesi, son yıllardaki yasal düzenlemeler ve yeni Türkiye'nin yeni kadınlık durumları üzerine konuştuk. - [Yeni Türkiye’de Cinsiyetçi Şiddet](https://feministyaklasimlar.org/sayi-29-haziran-2016/yeni-turkiyede-cinsiyetci-siddet/) - Türkiye, son bir yıldır şiddetin her türünün güçlendiği, toplumsal sorunların çözümünde diyalog yerine siyasi veya askeri baskının hakim kılındığı, ifade özgürlüğü alanının gittikçe daraldığı, herkese nasıl davranılması gerektiğinin dikte edildiği bir dönemden geçiyor. Bu ortamda kadınlara, çocuklara, LGBTİ'lere yönelen şiddet de farklı biçimler alarak tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. "Yeni Türkiye"de Cinsiyetçi Şiddet adlı yazı, ülkemizde son bir yılda yaşanan gelişmeleri kadın, çocuk ve LGBTİ hakları üzerinden değerlendiriyor. - [Akademinin Bitmek Bilen Koridorları: Eril Çivilerden Boşalan Yerlere Feminist Dikişler[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-29-haziran-2016/akademinin-bitmek-bilen-koridorlari/) - Simten Coşar “Akademinin Bitmek Bilen Koridorları: Eril Çivilerden Boşalan Yerlere Feminist Dikişler” adlı yazısında Türkiye’deki akademinin şu anda içinden geçtiği süreci bir kötüleşme olarak değil, neoliberal kapitalizm ile ilişkisi üzerinden okuyarak akademinin bugünkü hâlini aslında geçmişteki problemlerin bir kriz olarak ortaya çıkması olarak tanımlıyor. Bu durumda geçmişte akademisyenlere örnek verilebilecek altın bir çağ olmadığını fakat feminist pratiğin bu anlamda ilerici tartışmalara öncülük edebileceğini ifade ediyor. “Peki nasıl bir akademi?” sorusunu sorarken feminizmi çağırmanın, erkek çivilerin yerine kadınların örgülerini, dikişlerini, boyalarını, yamalı bohçalarını kullanmanın etik sorumluluğumuz olduğunu hatırlatıyor. - [“Hiçkimse” Daha Fazlasını İfade Eder: Siyah Feminist Pedagoji ve Dayanışma[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-29-haziran-2016/hickimse-daha-fazlasini-ifade-eder/) - Alexis Pauline Gumbs ‘“Hiçkimse” Daha Fazlasını İfade Eder: Siyah Feminist Pedagoji ve Dayanışma”’ adlı makalesinde June Jordan ve Audre Lorde’un 60’lardan 80’lerin sonuna kadar devlet üniversitesinde verdikleri eğitim ve o dönemde yazdıkları yazılardan yararlanarak eğitim, direniş pedagojisi, dayanışma ve ötekiyle ilişkilenme temalarını tartışıyor. Yazar Lorde ve Jordan’ı tekil özneler almak yerine onların pratiklerini sömürge ve ırkçılık karşıtı yazının yarattığı direniş ve dayanışma külliyatı içine yerleştirir ve sistem içi bir kurum olarak üniversitenin aynı anda direniş ve iktidar tarafından belirlenen karmaşık dinamiklerini anlamaya çalışır. - [Bilgi, İktidar ve Akademik Özgürlük*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-29-haziran-2016/bilgi-iktidar-ve-akademik-ozgurluk-2/) - Her ne kadar -çoğunlukla üniversite camiası üyelerinin öngörülen haklarına dönük korkunç ihlalleri kınamak üzere başvurulan- akademik özgürlük terimi kendinden menkul gibi görünse de, aslında sınırlı uygulamaya sahip, çetrefilli bir fikirdir. Akademik özgürlük, kökeni itibariyle geçtiğimiz yüzyılın başlarında Birleşik Devletler’de yalnızca —kamu yararını artırmak için gerekli bilgiyi üretip aktaran— öğretim elemanlarını ilgilendiren bir terimdi. Akademik iş güvencesine sahip kadrolu öğretim elemanları ile alakalı olmak zorunda da değildi çünkü bu pratik o dönemde aslında bilinmiyordu. Akademik özgürlük, iktidar ve bilgi, siyaset ve hakikat, eylem ve düşünce arasındaki ilişkiyle ilgili çatışmaları, aralarına korunması zor, keskin bir ayrım yerleştirerek çözmeyi amaçlıyordu. Hızlı bir tanım yapmak yerine, hem öğretim elemanlarının haklarına dair bir kuram hem de bu hakları korumaya dönük bir pratik olarak akademik özgürlük kavramını altüst eden bazı gerilimlere bakmak istiyorum. - [“Biz Gezici Değil Yerleşik Halkız!”: Cerattepe’de Yaşam Alanı Mücadelesi[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-28-subat-2016/biz-gezici-degil-yerlesik-halkiz/) - Yazar bu makalede Cerattepe direnişi üzerinden Türkiye’deki ekoloji mücadelesinin temel bir unsuru hâline gelen “yaşam alanı” kavramını ve bu kavram üzerinden ortaya atılan evrensellik iddialarını tartışıyor. Yaşam alanı kavramının evrensellik iddiasına rağmen kimleri içeride tutup kimleri dışarıda bıraktığını incelerken, bu tür evrensellik iddialarının siyasi mücadeleler için stratejik önemine vurgu yapıyor. - [Kadına Yönelik Şiddet Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-28-subat-2016/kadina-yonelik-siddet-uzerine/) - Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet son hızıyla ve gittikçe daha da vahşi bir hâl alarak devam ederken şiddetin nasıl sona erdileceği uzun bir süredir feminist hareketin ve kamuoyunun gündeminde yer alıyor. Şiddeti sona erdirmek için birbirinden farklı ve birbiriyle çatışan görüşler ve öneriler de dillendiriliyor. Dergimizin bu sayısında feminist avukat Gökçeçiçek Ayata ile cinsiyetçi şiddeti yaratan siyasi iklim, hukuk sisteminin cinsiyetçi uygulamaları ve şiddetin geriletilebilmesi için ihtiyacımız olan mekanizmalar üzerine konuştuk. - [Cezaevlerinin Kaldırılması Hareketiyle Eylemin Buluştuğu Noktada: Cinsel Şiddete Karşı Örgütlenen Kadınlar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-28-subat-2016/cezaevlerinin-kaldirilmasi-hareketiyle-eylemin-bulustugu-noktada/) - Geçen on yıl, cezaevlerini ortadan kaldırma taraftarı bir hareketin gelişimine tanık oldu. Aynı zamanda, şiddet karşıtı örgütlenmeler cezaevlerinin kaldırılması taraftarlarını cinsel şiddet meselesini ciddi biçimde ele almaya ve cezaevlerinin kaldırılması bağlamında bu meselenin üzerine gitmek için girişimler başlatmaya davet etti. Renkli, göçmen, queer, trans, yoksul ve ötekileştirilmiş diğer kadınların polis tarafından –korunmaktan ziyade- daha çok şiddete maruz bırakıldıkları yönündeki bilincin artmasından güç alan taban hareketinden gruplar ve dünyanın her yerinden aktivistler, 911’i[ii] aramak yerine toplumsal alternatifler örgütlüyorlar. Ne var ki, böylesi girişimler yeni değil. Tarih boyunca kadınlar kendi güvenliklerini ve sevdiklerinin güvenliğini sağlamak adına harekete geçip örgütlendi. Bu makale, hem geçmişten hem günümüzden kişiler arası şiddete karşı kadın topluluklarının özsavunma faaliyeti modellerini inceliyor; kadınların kendilerini, sevdiklerini ve çevrelerini korumayı başardığı bu yöntemleri keşfederek, devlet temelli asayişe ve cezaevlerine başvurmadan, güvenliğin ve sorumluluğun nasıl geliştirileceğine dönük güncel tartışmalara katkıda bulunmayı amaçlıyor. - [Protesto Nesneleri: Ciudad Juarez’de Kadın Cinayetleri ve Şeylerin Failliği Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-28-subat-2016/protesto-nesneleri-ciudad-juarezde-kadin-cinayetleri-ve-seylerin-failligi-uzerine/) - Meksika’nin Ciudad Juárez kentinde, 1993 yılından beri neredeyse bin beş yüz kadın öldürüldü ya da kaybedildi. Kadınların anneleri, sanatçılar, bağımsız aktivistler ve de insan hakları savunucuları, cinayetler ve kaybedilmelerle ilgili farkındalık sağlamak ve adalet talep etmek için pek çok kez sokaklara döküldüler. Her ne kadar son yıllarda sokakları dolduran kalabalıklar azalmış gibi görünse de, şehrin dört bir yanında protesto için kullanılan nesnelere rastlamak mümkün. Bu makale, cinayetler ve kaybedilmelerle mücadelede kullanılan pembe haçlara, anıt ve heykellere, grafitilere, kayıp ilanlarına, fotoğraflara ve şiirlere odaklanarak gündelik nesnelerin mücadeledeki merkezi rolünü tartışıyor. Kolektif eylemlerde nesnelere genellikle tali bir rol biçilse de, günümüz mücadelelerinin sadece insan bedenleri üzerinden anlaşılamayacağını, şeylerin de insanlar gibi güce ve failliğe sahip olduğunu iddia ediyor. Gündelik nesnelerin siyasal eylemin zamansallığını, biçimini ve etkisini genişlettiğini öne sürerek Ciudad Juárez’i, insan bedenlerinin sokaklara dökülüp dökülmemesinden bağımsız olarak, bir direniş ve daimi protesto şehri olarak yeniden yorumluyor. - [Türkiye’deki Son Süreç ve Cinsiyet Politikaları Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-28-subat-2016/turkiyedeki-son-surec-ve-cinsiyet-politikalari-uzerine/) - Türkiye, Haziran seçimlerinin ardından, savaş ve fiili darbe koşullarının hâkim olduğu bir sürece girdi. Geçtiğimiz aylar boyunca hemen her gün ölüm haberleriyle güne başlar olduk. Bu dönem birçok açıdan 1990’lardaki şiddet ortamından ayrışıyor. Alev Özkazanç ile yaptığımız söyleşide içinde bulunduğumuz bu ‘yeni’ sürecin feminist bir perspektifle analizini yapabilmek için hangi parametrelerden hareket etmemiz gerektiğini, bu dönemin cinsiyet rejimi bağlamında ne tür değişikliklere karşılık geldiğini konuştuk. - [Sömürge Karşıtı Mücadeleler Bağlamında Feminizm[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-28-subat-2016/somurge-karsiti-mucadeleler-baglaminda-feminizm/) - Feminist hareketler, farklı dönemlerde farklı temaları ön plana çıkarmışlar, bu temalardan da hareketle, diğer muhalif hareketlerle işbirliği içine girmişlerdir. Linda Gordon ‘‘Sömürge Karşıtı Mücadeleler Bağlamında Feminizm’’ başlıklı yazısında, feminist hareketlerin tarihinden yola çıkarak, feminizmin tek bir tanımının yapılamayacağının, farklı feminizmler, farklı feminist politikalar olduğunun altını çiziyor. Bu çerçevede Linda Gordon, Filistin İntifadalarına odaklanıyor, kadınların Birinci İntifada ve İkinci İntifada’ya katılım oranlarını ve biçimlerini karşılaştırmalı biçimde inceliyor. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-28-subat-2016/merhaba-28/) - Türkiye artık yeni bir döneme girdi. Tüm ülke üzerinde kendini hissettiren uygulamalar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, tek bir inanç biçiminin yaşam tarzı olarak dayatılması ve Ortadoğu ve Türkiye’deki savaşın yarattığı şiddet ortamı kadınların hayatını da yeniden şekillendiriyor. Yirminci yüzyılın başından beri kadınların cesur mücadelesi, eril tahakkümü gerileterek kadınlara pek çok kazanım getirmişti. Bugün dünyanın dengeleri ve eril tahakkümün biçimleri giderek değişiyor, şiddeti her geçen gün artıyor. Kadın hareketinin kazanımları tehdit ediliyor. Ülkemizde de bu gelişmeleri uzun zamandır görebiliyoruz. Kadın-erkek eşitliğine inanmadığını dile getiren siyasetçiler, kadınların nasıl doğurup doğurmayacağını söyleyenler, kadınları aile içinde annelik rolünde görenler, vatanın annesi olarak tanımlayan politikalar son hızla devam ediyor. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen şehirlerde çıplak kadın cesetleri basına servis ediliyor. Kadın cinayetleri her geçen gün daha da vahşi bir hâl alıyor. Kadınlar en yakınındaki erkekler tarafından onların koyduğu kurallara uymadıkları için öldürülüyor. İstanbul’un seçkin bir caddesinden Kayseri’nin bir lisesine kadar korkunç bir baskı, hayatlarımızı şekillendiriyor. Siyasetçilerse bu şiddet ikliminin önüne geçmek yerine şiddeti ve korkuyu daha da yaygınlaştıran politikaların altına imza atıyorlar. Kadına yönelik şiddet uygulayan erkeklere ceza indirimi veren ya da onları serbest bırakan yargı mensuplarına yönelik yaptırımlar uygulanmıyor. Kadın haklarını en fazla savunması beklenen bakan, kadına yönelik şiddetin algıda seçicilik olduğunu, asıl olarak toplumsal şiddetin var olduğunu söylüyor. - [Odaları Açmak: Kadınların Kendi Mekanını Oluşturması[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-27-ekim-2015/odalari-acmak-kadinlarin-kendi-mekanini-olusturmasi/) - Sivas’ın merkezindeki “sokak yaşamı giderek erilleşmekte ve kadınlara kapanmaktadır. Sebeplere bakıldığında son yirmi yılda farklı aktörler tarafından devralınmış muhafazakâr kent yönetimlerinin etkisi belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Bu etkinin getirilerinden biri makale içinde “odalaşma” olarak tanımlanan, dışarıda hane benzeri yapıda kurulmuş mekânların özellikle kadınları sokaktan ayırmasıdır. Bu makale bu durumun somutlaştığı örneklerden biri olan kadınlara özel bir kültür merkezinde kent politikalarının kadınların yaşamına etkisini incelemektedir. Makalenin asıl vurgusu merkezin kursiyer kadınlar tarafından kullanımında ortaya çıkan karşı-mekân yaratma süreçleri ve/veya mekânı esnetme-dönüştürme süreçleri üzerinedir. Bahsedilen süreç kent yönetiminin hâkim görüntüsünü zayıflatan, günlük yaşama etkisi zayıf fakat hareketliliği süreklilik arz eden bir niteliktedir. - [Hayatta Kalanların Hikayeleri, Hayatta Kalan Hikayeler: Kuşaklar Boyu Otobiyografi, Hafıza ve Travma[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-27-ekim-2015/hayatta-kalanlarin-hikayeleri-hayatta-kalan-hikayeler-kusaklar-boyu-otobiyografi-hafiza-ve-travma/) - Farklı zamanlardan, farklı coğrafyalardan, farklı savaşlardan hayata tutunan hikâyeler... Bir kısmı yaşanmış, bir kısmı duyulmuş, bir kısmı kaydedilmiş ama hepsi gerçek. 1915 soykırımında yaşadığı yerden ailesiyle birlikte sürülüp Der Zor çöllerinden geçen Pergruhi'nin anlattıkları; Beyrut’ta büyümüş, çocuklukları boyunca o ölüm yürüyüşlerini yaşamış büyüklerinden şiddet ve acı hikâyeleri dinledikten sonra 1975'te başlayan Lübnan iç savaşına tanıklık eden Hermig ve Hourig'in hafızaları ve hatıraları... İç içe geçen ama kendi tınısını koruyan sesler, açık kalmış yaraları iyileştirmese de, nesilden nesile aktarılmış yükleri sırtından atmasa da acıyı ve ağırlığı hafifletme çabası olarak kağıda dökülür. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-27-ekim-2015/merhaba-25/) - Türkiye, dergimizin bir önceki sayısının yayımlandığı haziran ayından sonra, şiddetin ve hak ihlallerinin dozunun giderek arttığı bir döneme girdi: İktidarın Dolmabahçe mutabakatının artık geçerli olmadığını ifade etmesiyle birlikte barış süreci de kendi deyimleriyle ‘buzdolabına’ kaldırıldı. Bu karar PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasındaki ateşkesin bitmesinden ibaret değildi, şiddetin, olağanüstü hâllerin ve hukuksuzluğun gündeliği belirleyen bir hâle gelmesiydi aynı zamanda. Yasını tutmaya yetişemediğimiz ölüm haberleriyle baş başa kaldık bir anda. Kobane’yle dayanışmak isteyen gençler Suruç’ta patlayan bombayla katledildi. Kürtlerin yoğunluklu olarak yaşadığı Şırnak, Diyarbakır, Hakkari gibi pek çok il “özel güvenlik bölgesi” ilan edilirken, bölgedeki sivillerin yaşam hakları yok sayıldı. Ülke genelinde HDP binalarına ve çeşitli işletmelere, örgütlü güruhlar ırkçı saldırılarda bulundu, onlarca bina ve işyeri kolluk kuvvetlerinin ve tüm toplumun gözü önünde yakıldı, yağmalandı, ev baskınlarıyla özellikle Alevi mahallelerine gözdağı verildi. En son 24 yaşındaki Dilek Doğan da bu baskınlardan birinde polise “ayakkabılarınızı çıkarın” dediği için vuruldu. Hayatta kalanların/kalabilenlerin maruz kaldıkları hak ihlalleri bir yana, ölülerin hakları dahi ayaklar altına alındı. Militer erkeklik, öldürmenin ötesine geçip, katledilen bedenleri insanlık dışı güç gösterilerinin aracı hâline getirdi: Ekin Wan’ın teşhir edilen bedeni, buzdolabında gömülmeyi bekleyen Cemile Çağırga, zırhlı polis aracının arkasında sürüklenen Hacı Lokman Birlik…. Tüm bunlara karşı “İnadına Barış!” demek için Ankara’da sokağa dökülen insanlar ise Türkiye tarihinin en kanlı katliamlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Bu katliamı kınamak ve ölenleri anmak için bir futbol maçında yapılmak istenilen saygı duruşunun ıslık ve tekbirle protesto edilmesi ise toplumsal kırılmanın, nefretin ve acılardaki ayrışmanın keskinliğini gözler önüne serdi. - [Şiddet ve Çatışma Ortamı Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-27-ekim-2015/siddet-ve-catisma-ortami-uzerine/) - Seçimler ve sonrasındaki şiddet ortamı, askıya alınan çözüm süreci ve yeniden başlayan çatışma ve saldırılarla beraber Türkiye yeniden ağır hak ihlallerinin, faili meçhullerin, saldırı ve linç girişimlerinin gündemde olduğu yoğun bir döneme girmiş bulundu. İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Şebnem Korur Fincancı ile içinde bulunduğumuz dönemi, şiddetin toplumsal yansımaları ve yeniden barışı konuşabilmek adına ihtiyaç duyduğumuz muhalefet biçimleri üzerine konuştuk. - [“Ara Rejim” Döneminde Şiddeti Tartışmak](https://feministyaklasimlar.org/sayi-27-ekim-2015/ara-rejim-doneminde-siddeti-tartismak/) - Türkiye, saldırı ve bombalamalarla geçen 7 Haziran Genel Seçimleri'nin ardından ölümlerin giderek arttığı bir şiddet sarmalının içine girdi. Kürt meselesinin çözümüne yönelik görüşmelere son verilerek askeri müdahaleler yeniden devreye sokuldu. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerde günlerce süren sokağa çıkma yasaklarında pek çok mahalle ağır silahlarla tahrip edildi ve can kayıpları yaşandı. Pek çok şehirde Kürtlere yönelik linç girişimleri başlatıldı. Suruç ve Ankara’da şehrin orta yerinde patlayan bombalar barış isteyen yüzü aşkın kişinin hayatına mal oldu. Barış İçin Kadın Girişimi’nden Nükhet Sirman ile iki seçim dönemi arasındaki şiddet atmosferini, Kürt meselesinde askeri yöntemlerin devreye sokulmasını ve toplumda yaygınlaşan şiddetin kadınlar üzerindeki etkisini değerlendirdik. - [Bir Feminist Tiyatro Örneği Olarak Zabel](https://feministyaklasimlar.org/sayi-27-ekim-2015/bir-feminist-tiyatro-ornegi-olarak-zabel/) - Bu yazı, Boğaziçi Üniversitesi’nde ögrenci olan ve üniversiteden mezun Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nda çalışma yürüten kadınların Zabel Yesayan’ın hayat hikâyesi üzerine Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü’nde başlattıkları oyunlaştırma çalışmasını inceliyor. Zabel adlı oyun Zabel Yesayan’ın otobiyografik eseri Silahtar’ın Bahçeleri’ni merkeze alarak ve Sürgün Ruhum ve Yıkıntılar Arasında eserlerinden esinlenerek yazarın çocukluk ve gençlik yıllarını anlatıyor. Yazı, Zabel oyunnunun bir feminist tiyatro örneği olarak nasıl şekillendirildiğini ele alıyor. - [“Ben de Şimdi Yanıyorum”: İstanbullu Ermeni Kadınların Geçmiş Anlatıları ve Ninnileri[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-27-ekim-2015/ben-de-simdi-yaniyorum/) - Bu makalede, İstanbullu Ermeni kadınların aile hikâyelerine ve kişisel hafızalarına dair anlatılarını ve ninnilerini duygulanımsal/tarihsel bilgi üretme ve aktarma kapasiteleri olan formlar olarak ele alıyorum. Ninniler üzerine yürüttüğüm saha çalışmamın farklı anlarında ninnilerin hüzünle ve geçmişteki kayıplarla ilişkilendirilmesinin izini sürmek adına muğlak bir hafızayı mümkün kılan bir tür olarak ninni ile doğrudan hafızayı aktaran anlatıları bir arada okuyorum. Bu bağlamsallaştırma içinde ninninin hem hayatta kalmayı ve sürekliliği, hem de hayatı ve hafızanın aktarımını imkansızlaştıran kopuşları bedeninde barındıran bir tür olarak durduğunu gösteriyorum. - [“Masum ve Bigünâh Mahdumum…”“Masum ve Bigünâh Mahdumum…” Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeni Kadınların Yazdıkları Arzuhaller](https://feministyaklasimlar.org/sayi-27-ekim-2015/masum-ve-bigunah-mahdumum/) - Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı kadınları arz, talep, dilek ve şikâyetlerini iletmek üzere Dahiliye Nezareti, Emniyet-i Umumiye, Harbiye Nezareti gibi çeşitli devlet kurumlarına hitaben arzuhaller yazarlar. Kadınların yazdıkları bu arzuhaller, farklı pozisyonlar ve kimlikler üzerinden dile getirilen sıkıntıları, kaygıları, istekleri ve şikâyetleri yansıtır. Ermeni kadınların yazdıkları arzuhaller aynı dönemde yazılan diğer Osmanlı kadınlarının yazdıkları arzuhallerden belirgin bir biçimde ayrışır: Ermeni kadınlar, arzuhaller aracılığıyla, tutuklanan, evlerinden uzaklaştırılan, sürülen aile fertlerinin peşine düşerler; onları bulmak ve eve dönmelerini sağlamak için devlet kurumlarına taleplerde bulunurlar. Arzuhaller, Ermeni kadınların, savaş ve soykırım koşullarında, çoğu erkek olan yakınlarını kurtarma çabalarının bürokratik düzeyde görünür hâli olarak tarif edilebilir. Bu makalede, Ermeni kadınların 1915-1918 yılları arasında çeşitli devlet kurumlarına hitaben yazdıkları arzuhaller vatandaşlık pratiği bağlamında incelenecek; kadınların kaygılarının, dertlerinin, kızgınlıklarının ve yakınlarını kurtarabilme umudunun bürokratik dile ve bir hak arama pratiğine nasıl çevrildiği ele alınmaya çalışılacaktır. - [“Birlikte Yaşam”a Suriyeli Sığınmacılar Dahil mi?[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-26-haziran-2015-2/birlikte-yasama-suriyeli-siginmacilar-dahil-mi/) - Suriye’deki halk isyanlarının şiddetle bastırılması ve ülkenin bir iç savaşa çekilmesiyle birlikte milyonlarca Suriyelinin savaştan kaçarak sığınmak zorunda kaldığı ülkelerden biri de Türkiye. Türkiye nüfusunun yeni bileşenleri olan Suriyeli sığınmacılar, savaşın yarattığı tahribatla birlikte Türkiye’de kendileri üzerinden kâr elde etmeye çalışan kesimlerle karşı karşıya kalıyor. Esra Aşan’ın kaleme aldığı, "Birlikte Yaşam"a Suriyeli Sığınmacılar Dahil mi?” adlı yazı savaş mağdurlarının Türkiye toplumunda maruz kaldığı ayrımcılıklara ve savaş karşısında geliştirilen toplumsal körlüğe dair örnekler sunuyor. Uluslararası güçlerin, Türkiye devletinin ve Türkiye’deki toplumsal muhalefetin sorumluluklarını tartışmaya açıyor. - [Sevginin Ölüm Dünyası: Aile, Arkadaşlık ve Trans Kadın Cenazeleri[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-26-haziran-2015-2/sevginin-olum-dunyasi-aile-arkadaslik-ve-trans-kadin-cenazeleri/) - Aile baskıcı bir mekanizma mıdır? Özgürleştirici bir aile tanımı mümkün müdür? Kurulan alternatif yakınlıkların aileye benzetilmesi aileye dair hangi deneyimlerin altını çizer, hangilerini siler? Aslı Zengin makalede bu soruların yanıtını trans kadınların hikâyeleri üzerinden tartışıyor, aile kavramının trans kadınlar bağlamındaki anlamlarına ve işlevlerine odaklanıyor. Üyeleri arasında sevgi, şefkat, ilgi, bakım, denetim ve baskı gibi birbirinden farklı ilişkileri içinde barındıran bir kurum olarak ailenin trans kadınlar arasındaki tezahürlerini ölüm ve yaşam bağlamında sorguluyor. Makale boyunca trans kadınların hayat hikâyelerinde ailenin hangi aşamalarda ortaya çıktığının izini sürerek ailenin imkânlarına ve sınırlarına dikkat çekiyor. - [Sofradaki Yemeğin Ötesi: Gıda Müşterekleri ve Feminizm Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-26-haziran-2015-2/sofradaki-yemegin-otesi-gida-musterekleri-ve-feminizm-uzerine/) - Bengi Akbulut bu yazıda okura sofrasındaki yemeğe lezzetinden ve fiyatından öte bir bakış geliştirmesini öneriyor. Temel bir ihtiyaç olarak gıdanın tarladan mutfağa, mutfaktan da sofraya nasıl geldiğini sorgulamımızın öneminin altını çiziyor. Zira bu sorgulamaların sonucunda göreceğimiz, emeği görünmez kılınan birçok kişinin özellikle de kadınların alınteri olacak. Akbulut tam da bu yüzden feminist analizi içinde barındırmayan bir gıda siyasetinin sınırlarını sorguluyor ve feminist analizin gıda siyaseti için olası açılımlarına Türkiye bağlamında bir giriş yapıyor. - [Kadınlar, Toprak Mücadeleleri ve Müştereklerin Yeniden İnşası](https://feministyaklasimlar.org/sayi-26-haziran-2015-2/kadinlar-toprak-mucadeleleri-ve-mustereklerin-yeniden-insasi/) - Bu makale Afrika’daki müşterek toprak mülkiyeti konusunu ve bu konunun kadınların toprak hakları üzerindeki yansımalarını inceliyor. Makalede tartışma konusu edilen temaların bazıları şunlar: 1990’larda Dünya Bankası tarafından denenen müşterek arazilerin kullanım hakkı ile ilgili reformlar, feminist örgütlerin müşterek arazi ilişkilerine dair, kadınlara yönelik ataerkil ayrımcılığa sebep olduğu gerekçesiyle getirdiği eleştiriler ve aynı zamanda toprağı olmayan şehirli ve taşralı kadınların kullanılmayan kamusal arazileri geçimlik tarım amaçlı sahiplenme çabaları. Makale, müşterek toprak sahipliğine yöneltilen feminist saldırının toprağın özelleştirilmesine yönelik neoliberal hamleyi güçlendirebileceğine dair bir uyarı yaparken, kadınların kullanılmayan kamusal arazileri geçimlik tarım için ıslahına yeni ortak alanların oluşumuna giden yol olarak bakıyor. - [Cinsiyetin Türü ya da Jins'in Cinsiyetlendirilmesi[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-25-subat-2015/cinsiyetin-turu-ya-da-jinsin-cinsiyetlendirilmesi/) - İran son yıllarda, cinsiyet değiştirmenin kavramsallaştırılmasına ve cinsiyet değiştirme süreçlerinde uygulanan standartlara dair radikal dönüşümlere tanıklık ediyor. Psikologlar, doktorlar, hukukçular, kanun uygulayıcıları ve fıkıh âlimleri cinsiyet değişiminin önerilebilirliği (doktorlar ve hukukçular arasındaki tartışmalarda) ve izin verilebilirliği (fıkıh âlimleri arasındaki tartışmalarda) hakkında tartışıyorlar. Bu makale, jins/tür kavramının tarihsel dönüşümlerinin bu tartışmaları nasıl beslediği ve günümüzdeki egemen kavram ve uygulamaları nasıl biçimlendirdiği sorularını soruyor. Nasıl oldu da jins cinsiyet anlamına geldi ve bu neden önemlidir? Makale öncelikle bu yeniden yapılandırmanın tarihsel soykütüğünün haritasını çıkarıyor. 19. yüzyıl ve öncesindeki kavramlardan hangileri cinsiyet/jins etrafındaki bu kümelenmenin birbirinden farklı öncülleri olarak kabul edilebilir? Makale daha sonra jins’in güncel anlamlarına katkıda bulunan geç 19. yüzyıl ve erken 20. yüzyıl evlilik pratiklerine ve biyomedikal bilgiye dair değişimleri gözden geçiriyor. - [Yazarak Hayatta Kalan, Yaralarını Şiirle Saran Bir Şaire; Yaşar Nezihe Bükülmez](https://feministyaklasimlar.org/sayi-25-subat-2015/yazarak-hayatta-kalan-yaralarini-siirle-saran-bir-saire-yasar-nezihe-bukulmez/) - Yaşar Nezihe Bükülmez, 1880-1971 yılları arasında yaşamış; döneminin sosyal meselelerini yazdığı şiirlerinde hayat hikâyesinin izlerini de sürebildiğimiz, çok yazmış, çok üretmiş bir şairedir. Kendi kendine okula gitmiş, yalnız başına büyümüş, aşkının, kötü giden evliliklerinin, boşanmalarının, çocuk büyütmenin, her şeyin üstesinden tek başına gelmiş; zaman zaman yorulmuş, pes etmeyi düşünmüş ama yazarak hayatta kalmayı başarmış, güçlü bir ses, güçlü bir kalemdir. - [Günümüzde Feminizmler ve Örgütlenme Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-25-subat-2015/gunumuzde-feminizmler-ve-orgutlenme-uzerine/) - Boğaziçi Üniversitesi Hrant Dink Anısına Konferans’ın bu yılki konuğu Angela Davis idi. Bu konferans vesilesi ile İstanbul’a gelen Angela Davis ile biz de feminizmler ve örgütlenme sorunları üzerine bir söyleşi yaptık. Feminizmin nasıl tanımlanabileceği, ABD özelinde feminizmin tarihi ve siyah feminizmin bu tarih içerisinde nasıl yer aldığı hakında konuştuk. Ayrıca, günümüz toplumsal hareketleri içinde feminist hareketin nerede konumlandığı ve daha önceki dönemlerle kıyaslandığında bu konumlanışın analizinin nasıl yapılabileceği konusunda bir tartışma yürüttük. Bu tartışmanın Türkiye’de yürüttüğümüz tartışmalara da katkı sunacağını düşünüyoruz. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-26-haziran-2015-2/merhaba-27/) - 28 Haziran Pazar günü biz de pek çok insan gibi Onur Yürüyüşü’ne gitmek için hazırlandık, heyecanla İstiklal’e geldik. Her şey çok “normal” seyrediyor, yürüyüş başlamadan caddede tur atıyoruz, sağda solda sokaklara üşüşmüş kırmızı yelekli polisler gözümüze çarpıyor, elbette. Sonra belediye otobüsleri dikkatimizi çekiyor, vali bizi “after party”ye kadar taşıyacakmış diye dalga geçiyoruz. Çünkü o kadar eminiz ki artık normalleşen polis müdahalesinin, “normal”e meydan okuyan Onur Yürüyüşü'nde gerçekleşmeyeceğinden! Elimizde fotoğraf makinesi, tepeden birkaç güzel poz yakalayabilme umuduyla bir kafenin terasına yerleşiyoruz. - [Küreselleşme ve “Enkazda Yaşamak” Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-24-ekim-2014/kuresellesme-ve-enkazda-yasamak-uzerine/) - Çevre ile ilgili problemler hem küresel hem de yerel olarak gündemimize girmiş durumda. Küresel bağlamda iklim değişikliği meselesi, yerel bağlamda ise yükselen ekoloji mücadeleleri Türkiyeliler için çevre meselesini ikincil bir gündem olmaktan çoktan çıkardı. Kentlerdeki beklenmedik hava olayları ve su sıkıntısı iklim değişikliği meselesini gündelik karşılaşmaların en popüler sohbet konularından biri hâline getirirken, daha fazla büyüme şiarıyla derelerin HES yapımı için özel sektöre verilmesi, santraller için ağaçlık alanların yok edilmesi, kentlerde bir elin parmaklarını geçmeyen yeşil alanların betonlaştırılması karşısında verilen mücadeleler de ekoloji mücadelesini önemli bir vatandaşlık pratiğine dönüştürdü. Kalabalık, gürültülü, bol trafikli kentler artık sürdürülebilir olmaktan çıkarken daha yaşanabilir tabiatlar için fikir yürütmenin zamanı geldi. Anna Tsing tabiatla insan arasında bazen yaratıcılık, bazen de yıkıcılık barındıran etkileşimleri inceleyen antropologlardan biri. Tsing, çalışmalarında tabiatın nasıl kurulduğuna ve temsil edildiğine, üzerinde kimler tarafından hak talep edildiğine dair eleştirel incelemelerde bulunuyor. Feminist Yaklaşımlar olarak Tsing’in Endonezya’daki yağmur ormanlarını incelediği Friction adlı kitabını tartıştık ve kendisiyle bu kitapta kullandığı temel kavramlarla ilgili bir söyleşi yaptık. Söyleşinin ilerleyen safhalarında ise hem sedir mantarı üzerine yazdığı son kitabından hem de Aarhus Üniversitesi’nde "Living in the Anthropocene: Discovering the Potential of Unintended Design on Anthropogenic Landscapes" (Antroposen’de Yaşamak: İnsan Kaynaklı Tabiatlarda Öngörülmemiş Tasarımların Potansiyelini Keşfetmek) ismiyle başlattığı programdan konuştuk. Çalışmalarını yaparken feminist kuramdan da faydalanan Tsing’le feminist çalışma ile kadın çalışmasının ayrıştığı ve kesiştiği noktalar üzerine de fikir yürüttük. - [Samimi Bir Sohbet ya da Bir Muammanın Analizi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-24-ekim-2014/samimi-bir-sohbet-ya-da-bir-muammanin-analizi/) - Gündelik yaşamda kendi pratiklerimize uzak kavramlara bakışımız, örtük olarak bize dayatılanlardan ne kadar bağımsızdır? Taleplerimizi toplum hayatında herkesin yer bulabilmesi için, "her şeye rağmen" istemekte miyiz yoksa düşünce dünyamızı geleneksel düşünce kalıpları içinde şekillendirip önyargıları ve yadsımayı yeniden ürettiğimizin farkına dahi varmadan sorgulanmamış aktivizmimizle, ne idüğü belirsiz bir özgürlüğü herkes için istediğimizi mi iddia ediyoruz? Elinizdeki yazı, toplumun çoğunluğunca inkar edilen, kabul edenlerince makbulleştirilmeye çalışılan LGBTI bireyleri anlamak adına yazılmış, öznel bir sorgulama, sesli bir düşünce jimlastiğinin metinleştirilmiş halidir. Gündelik hayatımızda LGBTI bireylere dair tanıklıklarımız son derece kısıtlı ve gerçekliğinden oldukça koparılmış halde. LGBTI bireylerle toplumsal alanda hiç temas etmemiş biri için LGBTI olmak ya köklü bir nefret ve homofobi duyacak şekilde kodlanıyor ya da LGBTI olmak tüm zorluğundan koparılarak karikatürize ediliyor. Bu sebeple bu yazı kendi tanıklığımdan yola çıkarak; yadsıdığımız, kabul etme cesaretini gösterdiğimizde ise oldukça samimiyetsiz davrandığımız LGBTI bireyleri anlamak adına, hataları ve iyi yanları ile ve halen sorgulamaya devam ederek geliştirilmeye çalışılan bir empatiyi iddiasız ve içten bir dille dile getirmiştir. - [Hadım ya da İdam Cezası Eril Şiddete Çözüm Olabilir mi?](https://feministyaklasimlar.org/sayi-25-subat-2015/hadim-ya-da-idam-cezasi-eril-siddete-cozum-olabilir-mi/) - Kadına yönelik şiddet kadınların, feministlerin ve kadın kurumlarının bu şiddeti görünür kılması sayesinde kamuoyunda tartışılır hâle geldi. Şiddeti sona erdirebilmek için pek çok çözüm önerisi de gündemde. Ağırlıklı olarak cezai uygulamalar üzerinden geliştirilen bu öneriler, şiddetin temelini oluşturan cinsiyetler arasındaki tahakküm sistemini, cinsiyetliği ve egemen erkekliği sorgulamaktan oldukça uzak. Esra Aşan’ın kaleme aldığı “Hadım ya da İdam Cezası Eril Şiddete Çözüm Olabilir mi?” yazısı hadım ve idam gibi ceza önerilerini ataerkil şiddet kültürü bağlamında tartışmaya açıyor. - [Silahlardan Söz Etmişken: Militarize Bir Toplumda Silah Denetimi Söylemini Dolaşıma Sokmak ve Güvenlik Güçlerini Silahsızlandırmak](https://feministyaklasimlar.org/sayi-25-subat-2015/silahlardan-soz-etmisken-militarize-bir-toplumda-silah-denetimi-soylemini-dolasima-sokmak-ve-guvenlik-guclerini-silahsizlandirmak/) - İsrail’de yürütülen Silahsız Mutfak Masaları (SMM [Gun Free Kitchen Tables–GFKT]) adlı feminist kampanyanın bir bileşeni olan Rela Mazali, kampanyanın amaçları ve elde ettiği kazanımları paylaşırken İsrail’de kamusal alanlardan ev içlerine kadar her yere siyaret etmiş olan militarizasyonu ve silah kültürünü ele alıyor. Kampanya; orduda, polis güçlerinde ve Yahudi Batı Şeria’da hafif silahların yaygınlaşmasını durdurmaya ve kullanımını azaltmaya, silahlanma denetim ve düzenlemelerini genel olarak arttırmaya, aynı zamanda ‘güvenlik’ ve silah denetimi alanlarında zaten çok zayıf olan şeffaflığı ve hesap sorulabilirliği daha da aşındıran silahlı özel sektörün denetim ve gözetimini zorlamaya çalışıyor. Rela Mazali, İsrail’in silahlanma ve güvenlik söylemlerine alternatif feminist perspektifler sunan Silahsız Mutfak Masaları deneyimiyle silah, ordu ve silahlı özel güvenlik güçlerine dair kişisel ve politik deneyimlerini harmanlıyor. - [Güvenlik Devletinde Güvenliksiz Yaşamlar Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-25-subat-2015/guvenlik-devletinde-guvenliksiz-yasamlar-uzerine/) - Güvenlik algısı tüm dünyada dönüşüm geçirirken güvenliği sağlamak adına hayatımız yasal düzenlemelerle, kameralarla, kayıt sistemleriyle kontrol altına alınıyor ve gittikçe güvensiz hâle geliyor. Kadınların ve LGBTİ’lerin maruz kaldığı eril şiddet ve bu şiddet karşısında cezasızlık uygulamaları artarak devam ediyor. İç Güvenlik Yasa Tasarısı gibi, devletin güvenliği uğruna bireylerin temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayacak yasal düzenlemeler gündeme getiriliyor. Dergimizin bu sayısında güvenlik siyaseti üzerine çalışma yürüten akademisyen Evren Balta ile Türkiye’de güvenlik algısı, kadın ve LGBTİ’lere yönelik şiddet ve ceza sistemi üzerine görüştük. - [Özgüvenli Hermafroditler[i]: İnterseks Politik Aktivizmin Doğuşunu Haritalandırmak[ii]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-24-ekim-2014/ozguvenli-hermafroditlerinterseks-politik-aktivizmin-dogusunu-haritalandirmak/) - Bo Laurent bu makalede zoru başarıyor ve interseks sorunlarını queer teorinin alanına taşıyor. Doğuştan muğlak cinsel organlar ile ortaya çıkan interseks durumların tıbbi yönetiminin genel bir değerlendirmesini sunuyor, kendi interseks otobiyografisini anlatıyor, Intersex Society of North America’nın [Kuzey Amerika İnterseks Topluluğu] ortaya çıkışını inceliyor ve “kadın sünneti” üzerine Batılı feminist söylemleri analiz ediyor. Laurent, kişisel etik tercih ve kişinin kendi bedeni üzerindeki kontrol hakkının korunmasına yaptıkları özgürlükçü vurguda ortak olmaları sebebiyle interseks, trans ve cinsel yönelim aktivizmlerinin çok yakından bağlantılı olduğunu iddia ediyor. Her iki bin bireyden birinin çeşitli derecelerde interseks olarak doğması gerçeğine rağmen, interseksüelliği hemen hemen görünmez ve büyük oranda bilinmez kılan kültürel süreçleri etkileyici bir şekilde gözler önüne seriyor. Chase, kendileri adına karar vermek için henüz çok küçük olan interseks çocuklara yapılan rızaya dayalı olmayan genital ameliyatların sonlandırılmasına dair gerekçelerini ikna edici bir şekilde ortaya koyuyor. Bu ameliyatların neredeyse her zaman tıbben gereksiz olduğunu, genellikle cinsel fonksiyonlara zarar verdiğini ve büyük oranda “kız” ya da “erkek” olarak sınıflandırılamayan bebek bedenlerin insanlığını kabul edemeyen veya onlarla bağ kuramayan aileleri ve doktorları rahatlatmak için yapıldığını savunuyor. Ayrıca, bugün var olan tıbbi uygulamaların cinsiyetli beden şekillerinin doğal çeşitliliğini tamamen ortadan kaldırdığı ve kültürel olarak inşa edilmiş erkek/dişi ikiliğini dayatmak için bir neşterin sivri ucunu kullandıklarını söylüyor. Ardından, “Afrikalı” genital kesmeye ilişkin feminist öfkenin çoğu ırkçı ve sömürgeci temellerini açığa çıkararak, interseks bireyler üzerinde uygulanan tıbbileştirilmiş genital kesme hakkındaki sağır eden sessizliğe dair çok ciddi bir eleştiri getiriyor. Laurent’in makalesinde değinilmeyen tek bir soru interseksüelliğin, eğer tıbbi müdahale olmaksızın var olmasına izin verilseydi, yeni bir azınlık kimliği formunu doğurup doğurmayacağı ya da cinsel kimlik kategorilerini tümden alaşağı etmesine katkı sunup sunmayacağıdır. - [Üreme Politikaları[i] Üzerine Bazı Notlar: Sağlıkta Dönüşüm Programı, Aile Hekimliği ve Gebliz Sistemi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-24-ekim-2014/ureme-politikalari-uzerine-bazi-notlar-saglikta-donusum-programi-aile-hekimligi-ve-gebliz-sistemi/) - Bu yazı kadın emeğini, bedenini ve cinselliğini denetleyen pronatalist -yani doğum yanlısı ya da doğurganlığı ve çocuk sayısını artırmayı hedefleyen- söylem ve politikaların sağlık kurumlarına nasıl yansıdığını tartışmayı hedefliyor. Sağlık sisteminin içinden geçtiği neoliberal reform süreçlerini de göz önünde bulundurarak, devletin çoğunlukla doğurganlığı kontrol etmek ve yeniden düzenlenmek amacıyla vaat ettiği ya da bazen bizzat kadınlar tarafından talep edilen üreme sağlığı hizmetlerine odaklanıyor. Yazar saha çalışmasındaki gözlemlerine ve görüşmelerine dayanarak hem hizmetlerinin yapısındaki ve dağılımındaki hem de sağlık çalışanı ile hizmetleri kullanan kadınlar arasındaki ilişkilerdeki değişimleri aktarıyor. Özellikle hamile kadınların tespit ve takip edilmesi için kullanılan elektronik sağlık kayıt sistemlerinin nasıl uygulandığını inceleyerek pronatalist politikaların sağlık alanındaki izdüşümleri üzerine bir tartışma başlatmayı hedefliyor. - [Filistinli Erkekler Kurban Olabilir mi? İsrail’in Gazze Savaşının Cinsiyetlendirilmesi[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-24-ekim-2014/filistinli-erkekler-kurban-olabilir-mi-israilin-gazze-savasinin-cinsiyetlendirilmesii/) - İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılar anaakım medyada özellikle sivillerin ölümü üzerinden gündem oldu. “Siviller” kategorisi ise ağırlıklı olarak “kadınveçocukları” tarif etmek üzere kullanıldı. Maya Mikdashi bu yazısında, sivilleri, erkekleri dışarıda bırakarak, kadınlar ve çocuklar üzerinden tanımlamanın Filistinli erkekleri nasıl öldürülebilir kıldığını, hatta erkek çocukların bile öldürülebilir kategorisine sokulabildiğini anlatıyor. Bu noktayı bir adım daha ileri götürerek, İsrail’in cinsiyetçilik karşıtı söylemi kendi savaş politikaları lehine nasıl araçsallaştırdığını açığa çıkarmaya çalışıyor. - [Hikayeler Anlatırken Özne(l)likler Kurmak: Anne, Yurt, Jilet[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-23-haziran-2014/hikayeler-anlatirken-oznellikler-kurmak-anne-yurt-jileti/) - Bu yazı, yetiştirme yurdu deneyimi olan genç kadınların hayat hikâyeleri ve bu hayat hikâyelerinin anlatılma biçimleri üzerinedir. Yazı, birkaç ana mesele etrafında örülmüştür. Öncelikle, yetiştirme yurdu deneyimi özelinde, hikâye anlatma stratejilerine ve hayatının hikâyesini anlatıyor olmanın barındırdığı olanaklara odaklanmaktadır. Sonra, yetiştirme yurdunun resmi hikâyeleme biçimindeki sorunları göstererek, bu tür bir hikâyeleme biçiminin neden terk edilmesi gerektiğini tartışmaktadır. Yazı, ilerleyen kısımlarında esas olarak üç genç kadının hikâyelerinden yola çıkarak ve başka hayat hikâyelerine de uğrayarak, yetiştirme yurdu deneyimi olan genç kadınların başvurdukları anlatma stratejilerini, hikâyeleme biçimlerini ve devreye soktukları stratejilerin neleri ortaya serip nelerin üstünü örttüğünü ele almaktadır. Bu çalışma, bir yandan yetiştirme yurdu deneyimi olan genç kadınların hikâyelerini görünür kılmaya amaçlarken, öte yandan da, feminist metodolojiyi benimseyerek ve devreye sokarak bu hikâyeleri dinlemenin, bir araştırmacıya ne tür zorluklar, ikilemler, tereddütler getirdiğini tartışmaya çalışmaktadır. Çalışmanın kaynağını ise, yetiştirme yurdu deneyimi olan bir grup genç kadınla, 2009’dan 2013’e uzanan süreçte, aralıklarla yapılan derinlemesine mülakatlar ve mülakatlar sırasında geliştirilen diyaloglar ve kurulan arkadaşlıklar oluşturmaktadır. - [Bastırılmış İstekler, Gizlenen Arzular: Sevim Burak’ın Eserlerinde “Çift Olmak” ve Tekinsizlik](https://feministyaklasimlar.org/sayi-23-haziran-2014/bastirilmis-istekler-gizlenen-arzular-sevim-burakin-eserlerinde-cift-olmak-ve-tekinsizlik/) - Sevim Burak Türkçe edebiyatın önemli isimlerinden biri olmasına rağmen hakkında bütünlüklü ve derin incelemeler olmayan bir yazar. Oysa ki Sevim Burak yazdığı öyküler, oyunlar ve tamamlayamadığı bir romanıyla pek çok önemli ve tartışmalı konuyu masaya yatırmıştır. Sevim Burak eserlerinde sadece ihtilaflı temaları işlemesiyle değil, gelenekselin dışına taşan, kelime ve cümle bütünlüğüne meydan okuyan, görsel ve yazınsal metinleri harmanlayan yazma biçimiyle de dikkat çeken yazarlar arasındadır. Bu yazıda Sevim Burak’ınSahibinin Sesi ve “Pencere” adlı eserleri tekinsiz teorisinden hareketle “çift olmak” kavramı üzerinden yorumlanmıştır. Eserlerdeki karakterler, olayların geçtiği bağlam göz önünde bulundurularak toplumsal cinsiyet ve etnik çatışmalar ekseninde “çift” teması yardımıyla incelenmiştir. - [Türkiye’de Yoksulluk Ölçümüne Yeni Bir Yaklaşım[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-23-haziran-2014/turkiyede-yoksulluk-olcumune-yeni-bir-yaklasimi/) - Yoksulluğun standart ölçüm yöntemleri, tüm hanelerin hane içi üretim ve bakım gereksinimlerini yerine getirmek için gerekli kaynağa sahip olduğunu varsaymaktadır. Bu hizmet ihtiyacını karşılayabilecek durumda olmayan ve piyasadan ikame mal ve hizmetleri satın alarak kapatabilecek güce de sahip olmayan hanelerin baş etmeleri gereken güçlükler resmi ölçümlere yansımamaktadır. Bu amaçla, Türkiye için asgari gerekli tüketim düzeyi ve gerekli hane içi üretim zamanını hesaba katan iki boyutlu bir ölçüm geliştirilmiştir. Türkiye’de zaman yoksulluğuna en yüksek oranda maruz kalanların yine yoksul hanelerde yaşayan kadınlar olduğu çalışmanın temel bulgularından biridir. Bu yazıda yeni yöntemin sonuçları ve politika çıkarımlarına ilişkin bir özet sunulmaktadır. - [Bir Siyasi Özne Olarak LGBTİ Hareketi: 2014 Yerel Seçimleri ve Yerel Yönetimler](https://feministyaklasimlar.org/sayi-23-haziran-2014/bir-siyasi-ozne-olarak-lgbti-hareketi-2014-yerel-secimleri-ve-yerel-yonetimler/) - Anayasal düzeyde varoluşunun tanınmadığı, Türkiye’deki mevcut siyasi partilerin çok azıyla ve kısıtlı bir ilişki içerisinde bulunan lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseksler (LGBTİ) toplum tarafından hâlâ hastalıklı olarak algılanmakta ve bu konu konuşulmaya çekinilen konulardan biri olmaya devam etmektedir. Buna karşın her geçen yıl daha fazla büyüyen ve destek gören LGBTİ hareketi, 20 yıllık tarihinin her noktasında bir varoluş mücadelesi verirken, gasp edilen haklarının farkına varıp bunların iade edilmesi için taleplerde bulunmaya başladığı noktadan itibaren siyasi özne olarak da kendisini inşa etmeye başlamıştır.[i] Gezi Direnişi sürecindeki rolü ile birlikte çeşitli toplumsal kesimler tarafından da lgbti’lerin yer almadığı bir siyasetin eksik olacağı artık kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra, Gezi sonrasında kent üzerine artan tartışmalar LGBTİ hakları alanında emek veren aktivistleri bu alanda geçmişte başlatılan fakat devam ettirilemeyen çalışmalara tekrar başlamak ve geliştirmek konusunda teşvik etmiştir. Yaklaşan 2014 Yerel Seçimleri ile birlikte LGBTİ hareketi yerel yönetimlerle önceden kuramadığı kalıcı ve dönüştürücü ilişkiyi nasıl kurabileceği üzerine de düşünmeye başlamıştır. Bu makale, “evinizde ne yapıyorsanız yapın ama sokakta ben eşcinselim diye dolaşmayın” denerek yatak odasına hapsedilen ve bir tabu olarak toplumda yer edinen lgbti hakları meselesinin, 90’lı yılların başında bu alandaki örgütlü hareketin doğuşuyla birlikte bir insan hakları meselesi olarak toplumun daha geniş kesimleri tarafından kabul edilme serüvenini konu edinmektedir. Bu sürecin bir parçası olarak karşımıza çıkan 2014 Yerel Seçimleri ve yerel yönetimlerde lgbti politikaları inşasının bir analizine de LGBTİ hareketinde yapılan güncel tartışmaları ve hareketin gelmiş olduğu noktayı kavrayabilmek açısından yer verilmiştir. - [Devletle ya da Devletsiz: LGBT[i] Hareketinin Mücadele Pratiğine Kısa Bir Bakış](https://feministyaklasimlar.org/sayi-23-haziran-2014/devletle-ya-da-devletsiz-lgbti-hareketinin-mucadele-pratigine-kisa-bir-bakis/) - 1990’ların başlarında filizlenen LGBT hareketi, mücadele pratiğine farklı yöntemleri katarak ilerleyen bir toplumsal hareket oldu. 1990’larda devlet ve medya, aile vb. heteroseksist kurumlar ile ilişkilenmeyi reddeden birçok aktivist, 2000’lerle beraber, devlet ile anlaşmayı kabul eden, hak ve vatandaşlık düzleminde bir politikayı benimsediler. Bu yazı, LGBT hareketinin politik perspektif ve taleplerindeki değişimi inceleyerek, hem bugünkü haklar söyleminin bir tarihselliği olduğunu söylüyor hem de başka alternatifleri ve bunların sınırlarını düşünüyor. Haklar söyleminin temelinde, harekete katılan bireylerin mücadele pratiklerini zenginleştirmesinin, devletin LGBT derneklerine açtığı davaların hareketteki izdüşümünün, Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylık sürecinin ve aktivistlerin mücadele pratiklerini performatif bir alanda konumlandırmalarının yattığını savunuyor. - [“Türkiye Artık Bir Göçler Ülkesi”: Nurcan Baysal'la Savaş Mağduru Göçmenler Üzerine Söyleşi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-24-ekim-2014/turkiye-artik-bir-gocler-ulkesi-nurcan-baysalla-savas-magduru-gocmenler-uzerine-soylesi/) - Suriye iç savaşının yarattığı yıkım ve tahribat Türkiye’deki yaşamın da önemli bir parçası. Çünkü savaştan kaçan yüzbinlerce Suriyelinin yaşadığı ülkelerden biri de Türkiye. Devletin resmi kampları, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerde belediyelerin açtığı kamplar Suriyeli, Şengalli, Kobaneli savaş mağdurlarına tesis edildi. Kamplarda kalamayan insanlar ise Türkiye’nin pek çok iline dağılmış durumda. Savaşın neden olduğu tahribat, psikolojik yıkım ve yoksulluk karşısında geliştirilen dayanışmanın güçlenmesi ve sürdürülebilirliği göçmenlerin hayatlarına devam edebilmeleri için oldukça önemli bir yerde duruyor. Araştırmacı, yazar Nurcan Baysal, göçmenler üzerindeki savaşın etkilerini hafifletmek için mücadele eden aktivistlerden biri. Ağırlıklı olarak Diyarbakır ve Urfa’daki belediyenin açtığı kamplarda çalışma yürüten Nurcan Baysal ile Türkiye’deki Ezidi ve Kobanêli göçmenlerin durumu, yaşam koşulları üzerine bir söyleşi yaptık. Bu söyleşide Nurcan Baysal, savaş mağdurlarının yaşamlarına devam edebilmeleri için toplumsal dayanışmanın gerekliliğinin altını çiziyor ve Türkiye’de sivil toplumun ve resmi kurumların geliştirdiği politikaları eleştirel bir gözle değerlendiriyor. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-24-ekim-2014/merhaba-23/) - Barışa giden yol savaş suçlarıyla yüzleşerek yaşanan acıların sonuçlarının hafifletilmesinden ve adalet duygusunun tesis edilmesinden geçiyorsa bunun ilk duraklarından biri Cumartesi Anneleri’nin adalet arayışıdır. Cumartesi Anneleri, 1995 yılından beri gözaltında kaybedilen ya da faili meçhul cinayetlere kurban giden yakınlarının hesabını sormaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde İstiklal Caddesi Cumartesi Anneleri’ni 500. kez ağırladı. Onlar adalet ararken katiller ve cinayetleri azmettirenler aramızda yaşamaya devam ediyor. Devleti yönetenler bu katilleri açıklamayı reddediyor ve savaş suçları karşısında kendilerini korumayı sürdürüyorlar. - [Bir İhtimal Daha Var mı? Zalim İyimserlik ve Televizyon[1]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-22-subat-2014/bir-ihtimal-daha-var-mi-zalim-iyimserlik-ve-televizyon/) - Televizyon, ne kadar eleştirel yaklaşırsak yaklaşalım, hepimizin hayatında belirli bir zaman ve yer kaplıyor. Yeşim Usta Araf adlı filminde televizyonun umut ve ihtimaller sunan bir makine olarak insanların hayatlarını şekillendirme kapasitesini anlatıyor. Feyza Akınerdem “Bir İhtimal Daha Var mı? Zalim İyimserlik ve Televizyon” başlıklı yazısında Araf üzerine bir denemeyi kaleme aldı. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-23-haziran-2014/merhaba-22/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Dergisi’nin 23. sayısını, savaşların ve sınır tanımaz kâr hırsının hüküm sürmediği bir dünyada yaşama özlemini bizlere hatırlatan önemli gelişmeler eşliğinde yayına hazırladık. - [Oyunu Bozmak: Feminizm ve Mutluluğun Tarihi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-22-subat-2014/oyunu-bozmak-feminizm-ve-mutlulugun-tarihi/) - Sara Ahmed bu makalesinde feminist bir perspektifle mutluluğun kavramsallaştırılmasına ve tarihine bakıyor. Feministlerin sunduğu alternatif mutluluk tarihinin ne gibi imkânlar sunduğunu tartışan bu makale mutluluk kavramının dilsel soykütüğünü çıkarıp felsefi tartışmalara başka bir pencereden bakarken edebiyat metinlerinden örneklerle tartışmasını somutluyor. Mutsuzluk üzerinden başka bir mutluluk okuması yaparken mutluluğun tarihine bu tarihten dışlananların gözünden bakmayı öneriyor. Mutluluk vaadinin nasıl da bizleri yönlendirdiğini, mutluluğun nasıl cinsiyetçi biçimde araçsallaştığını gösterirken feministin mutluluğa yabancılaşarak bu oyunu bozabilme ihtimaline işaret ediyor. Ahmed, feminizmin mutluluk uğruna kadınlardan talep edilen tavizlere dair politik bir bilinç içerdiğini savunuyor. Ona göre “feministler, bir kayıp olarak mutluluğun bilincine varırken, mutluluk uğruna meraktan, hayal gücünden ve arzudan vazgeçmeyi çoktan reddetmişlerdir.” Bu doğrultuda makale mutluluğa yabancılaşmakta ve mutsuz olma özgürlüğüne sahip çıkmakta ısrar ederken mutsuz olunan meselelerle ilgili politik bir bilinç geliştirmeyi ve buradan doğacak imkânları değerlendirmeyi öneriyor. - [“Biz Büyük Bir Aileyiz” Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kamu Spotları](https://feministyaklasimlar.org/sayi-22-subat-2014/biz-buyuk-bir-aileyiz-aile-ve-sosyal-politikalar-bakanligi-kamu-spotlari/) - Bu yazıda, kamu spotlarının eğitici misyonu ve taşıdığı propaganda gücü bağlamında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın son dönemdeki kamu spotlarının incelemesi ve özellikle 2011’de Bakanlığın adının değişmesininin ardından farklılaşan politikalarla birlikte kamu spotlarında ön plana çıkan temaların tartışılması hedeflenmiştir. Kamu spotlarında temsil edilen aile yapısı, aile bireyleri ve ortak değerlerinin incelenmesi çalışmanın vurgu noktası olarak belirlendi. Yazıda, içerik analizi yapılan spotlardaki temsiller ve ortaklıklar üzerinden verilmek istenilen mesajlar ve görmezden gelinen noktalar tartışmaya açıldı. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-21-ekim-2013/merhaba-21/) - Yaz aylarının sıcağını geride bıraktığımız bu sonbahar günlerinde barış ve özgürlük mücadelesi veren kadınların gündemleri yakıcılığını koruyor. Dergimizin bir önceki sayısını yayınladığımız Haziran ayından bugüne Türkiye gündeminde önemli gelişmeler yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor: Barış süreci, kalekollar, Suriye sınırına inşa edilen duvarlar… Gezi eylemleri sonrası park forumları, Gezi eylemlerine katılanlara açılan davalar, “kızlı erkekli” işlenen “suçlar”, dava tehditleri, can kayıpları… demokrasi paketi, kadın istihdamı paketi… - [İyi Yaşam: Toprak, Kimlik ve Mücadele](https://feministyaklasimlar.org/sayi-22-subat-2014/iyi-yasam-toprak-kimlik-ve-mucadele/) - Dünyanın birçok yerinde kadın aktivistlerin içinde yoğun bir şekilde yer aldıkları hareketlerden birisini ekolojik hareketler oluşturuyor. Patagonya’da Mapuçe halkının madencilere ve topraklarına, sularına el koyacak kalkınma projelerine karşı yürüttükleri mücadele de bunlardan biri. Akgün İlhan “İyi Yaşam: Toprak, Kimlik ve Mücadele” başlıklı yazısında Mapuçelilerin topraklarını korumak üzere verdikleri mücadelenin aktivistlerinden olan Moira Millan ile yaptığı görüşmeden edindiği izlenimleri paylaşıyor. - [Kadınlığın Su Hali: HES Direnişindeki Karadenizli Kadın Temsilleri Üzerine Bir Deneme](https://feministyaklasimlar.org/sayi-22-subat-2014/kadinligin-su-hȃli-hes-direnisindeki-karadenizli-kadin-temsilleri-uzerine-bir-deneme/) - Bu yazı doktora ve yüksek lisans tezleri için yola çıkan iki kadın araştırmacının Karadeniz’de yürüttükleri “alan çalışmaları” sırasında kendi aralarında yaptıkları tartışmaların bir izdüşümü. Özlem Işıl ve Özlem Aslan bu yazıda yükselen HES direnişlerinin sembolleri hâline gelen Karadenizli kadınların kamusal alandaki temsillerini eleştirel bir bakış açısıyla inceliyorlar. Yazarlar alan çalışmalarındaki gözlemlerine ve görüşmelerine dayanarak bu temsillerin imkânları ve sınırları üzerine bir tartışma başlatmayı hedefliyorlar. - [Devlet, Makbul Gençler ve Genç Kadınlar Bağlamında Kızlı-Erkekli Ev Meselesi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-22-subat-2014/devlet-makbul-gencler-ve-genc-kadinlar-baglaminda-kizli-erkekli-ev-meselesi/) - Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz kasım ayında, kızlı-erkekli öğrenci evlerine dair ‘endişelerini’ paylaşmasının ardından, kızlı-erkekli ev meselesi günlerce ülke gündemini meşgul etti. Bu yazıda, kamuoyunda farklı eksenlerde tartışılan Başbakan’ın kızlı-erkekli ev çıkışının, toplumsal bir kategori olarak gençleri ve de özelde genç kadınları hedef alma hâline dikkat çekiliyor. Kızlı-erkekli ev meselesinin ‘yaşam tarzına müdahalenin’ ötesinde, genç kadın bedenini ve cinselliğini denetlemeye yönelik bir hamle olduğu vurgulanarak, bu müdahaleyi benzer devlet müdahalelerinin yakın tarihine referansla düşünmeye davet ediyor. Dolayısıyla, Türkiye’de devletin gençler üzerinde tahakküm kurma biçimlerinden birinin, ‘ahlaken makbul gençler’ yetiştirme gayreti olduğu ve bu alandaki pek çok devlet müdahalesinin genç kadınların bedeni ve cinselliğini kontrol etmek üzerinden şekillendiği iddia ediliyor. Bu iddia, kızı-erkekli ev tartışmasını merkeze alarak, yakın dönemdeki eğitim ve gençlik politikaları ile devlet elitlerinin ilgili söylemlerinden örneklerle tartışılıyor. - [Barış Sürecinde Kadın Politikası Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-22-subat-2014/baris-surecinde-kadin-politikasi-uzerine/) - Geçtiğimiz son bir yıl, Türkiye’de yaşanan içsavaşın çözümü açısından önemli gelişmelere sahne oldu. Devlet ve PKK arasındaki müzakere sürecinin başlamasının ardından Barış İçin Kadın Girişimi, çözüm sürecine kadınları dahil etmenin ve savaş döneminde kadınların yaşadığı deneyimleri görünür kılmanın olanaklarını yaratmaya çalıştı. Çatışma ve savaş yaşanan ülkelerde kadınların savaş ve barış süreçlerindeki rollerini araştırdı. Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Doğubeyazıt, İstanbul, İzmir ve Van gibi çeşitli şehirlerde kadınların çözüm sürecini nasıl değerlendirdiğini, kadınların barıştan beklentilerini ve bu beklentilerin nasıl ortaklaştırılabileceğini tartışmaya açtı. Müzakereyi yürüten siyasi taraflarla da görüşen girişim müzakere sürecine, kadınların da bir taraf olarak katılabilmesi için çalışmalar yürüttü. Barış süreci olarak tanımladığımız, silahların sustuğu son bir yıllık dönemde yaptıkları çalışmalar üzerine Barış İçin Kadın Girişimi’nden Feyza Akınerdem, Filiz Oğuz ve Nükhet Sirman ile görüştük. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-22-subat-2014/merhaba-20/) - Türkiye gündemi hızla ve keskin olaylarla, süreçlerle değişiyor. Bizler, Gezi ve sonrasındaki eylemleri, park forumlarını, yerel seçimleri, barış sürecini tartışıp bu alanlara hem feminist müdahalelerde bulunma hem de feminist analizlerle bu süreçleri anlama çabası içindeyken, 17 Aralık’la birlikte Türkiye’de yüksek siyaset mecrasının, deyim yerindeyse, kirli çamaşırları ortaya döküldü. Dilimize yerleşmiş olan “devletin malı deniz...” ifadesini de göz önüne alacak olursak, bu “kirliliklerin” iktidara ilişkin tarihsel bir bilgi olarak yerelde zaten mevcut olduğunu biliyoruz. Bugün gündeme gelen yolsuzluk vakalarını Türkiye siyasi ve ekonomik tarihinde bir “sapma” olarak değerlendirmek güç. Yolsuzluğun Türkiye’ye özgü bir durum olmadığını, kapitalizme içkin bir pratik olduğunu biliyoruz ve katılımcı ekonomik modeller ve özgürlükçü demokratik siyası yapılar kurmadığımız sürece yolsuzluk olgusu hayatımızın bir parçası olmaya devam edecek. Ancak ifşa edilen vakalar, denetim mekanizmalarının neredeyse tamamen ortadan kalktığını ve yolsuzluğun rutin bir pratiğe dönüştüğünü gösteriyor. Ayrıca, yılların birikimi olduğu görülen ve “vakti gelince” ortaya çıkarılan “tapeler” de yalnızca yolsuzluk skandallarını dökmekle kalmadı, basına ve yargıya yapılan müdahaleleri de açığa çıkardı. İşin trajik kısmı ise iktidar bu ses kayıtlarının bir kısmını meşru konuşmalar olarak sahiplendi. Tüm bunlar demokratik bir sistemin minimum kriterlerindenbile ne kadar uzağa düştüğümüzü gösteriyor. - [Kırılganlık, Muhtaçlık[i] ve Halk Egemenliği Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-21-ekim-2013/kirilganlik-muhtaclik-ve-halk-egemenligi-uzerine/) - Dünyanın önde gelen kuramcılarından biri olan Judith Butler Cinsiyet Belası ve Anlamlanan Bedenler gibi çok bilinen çalışmalarıyla, toplumsal cinsiyet, cinsellik, öznellik ve faillik gibi meseleleri düşünme biçimlerimizi temelinden sarsmıştır. Biyolojik cinsiyetin toplumsal inşası ve toplumsal cinsiyetin performatif doğası üzerine yaptığı tartışmalar yalnızca hegemonik toplumsal cinsiyet anlayışlarına meydan okumamış, aynı zamanda feminist kuramın ve siyasetin de radikal bir şekilde yeniden düşünülmesini gerekli kılmıştır. Butler, Kırılgan Hayat adlı kitabında kırılganlık, güvencesizlik ve yas kavramlarını masaya yatırarak 11 Eylül sonrası siyaseti irdeledi. Butler’ın çalışmaları, savaşın nasıl da insan/insan olmayan, yası tutulabilir hayatlar/yası hak etmeyen hayatlar gibi ayrımlar üzerine kurulduğunu gözler önüne serdi. Butler ile geçtiğimiz eylül ayında “Kırılganlığı ve Direnci Yeniden Düşünmek: Feminizm ve Toplumsal Değişim” adlı atölye çalışması için geldiği ve o dönemde Boğaziçi Üniversitesi’nde “Toplanma Özgürlüğü veya Kim Bu Halk?” başlıklı açık bir seminer verdiği İstanbul’da buluşma fırsatı bulduk. Birlikte geçirdiğimiz bir saat boyunca kırılganlık meselesi ve bu meselenin feminist siyaset ve son dönem işgal hareketleri ile ilişkisi üzerine konuştuk. Sohbetimizde Gezi Parkı ve Occupy (İşgal et) hareketleri örneklerinde de gördüğümüz halk meclisleri deneyimlerinin egemenlik, siyasi faillik ve meşruiyet gibi kavramlar üzerindeki olası etkilerini tartıştık. Butler’a göre, bu yeni siyaset yapma şekilleri yalnızca “epistemik” bir kırılma sağlamak ve herkese yeni bir siyasi umut getirmekle kalmıyor, “halk” mefhumunu ve onunla ilişkili olarak üzerinden örgütlendiğimiz ve aramızda eşit olmayan bir şekilde dağıtılmış olan kırılganlıklarımızı yeniden düşünmemize de zemin sunuyor. Bu söyleşide Butler, kendiliğinden oluşan meclisler ile kendini gösteren yeni siyaset yapma biçimlerini yorumluyor ve aynı zamanda tüm bu gelişmelerin gücünü sandıktan ve polis şiddetinden alan devlet egemenliği bağlamında üretilen “kabul edilmiş karamsarlıklarımıza” nasıl meydan okuduğunun altını çiziyor. - [Kurtuluş ve Eşitlik: Eleştirel Bir Soykütük[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-21-ekim-2013/kurtulus-ve-esitlik-elestirel-bir-soykutuk/) - Joan W. Scott, Batı’nın “kurtuluş” söylemini masaya yatırdığı bu makalesinde, Batı’nın yeni “öteki”si Müslümanların bu söylem içinde nasıl konumlandırıldıklarını ve bunun üzerinden üretilen eşitlik ve özgürlük anlayışını tartışıyor. Batı medeniyeti bakış açısına göre bu “evrensel” medeniyete dahil olmaya aday olan ötekilerin farklılıklarından “kurtulmaları/kurtarılmaları” gerekiyor. Bu bakış açısı Müslüman kadınları “cinsel anlamda bastırılmış”, Batılı kadınları ise “cinsel anlamda özgürleşmiş” olarak resmederek kadınları ikili karşıtlık ilişkisi içine hapsediyor. Aynı bakış açısı cinsel özgürlüğü kurtuluşun yegâne kriteri olarak sunuyor. Scott, Batı’nın kurtuluş söyleminin araçsallaştırdığı bu cinsel özgürlük anlayışının örttüğü eşitsizliklere işaret ederken cinsellik söyleminin piyasa ve iktidar ilişkileri içindeki konumlanışını çözümlüyor. - [LGBTİ Çalışmaları Akademik Ağ Toplantısı Üzerine Notlar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-21-ekim-2013/lgbti-calismalari-akademik-ag-toplantisi-uzerine-notlar/) - Akademi ile sosyal hareketlerin ilişkisi akademinin iktidar pozisyonu dolayısıyla sosyal hareketlerin sözünü ikinci planda bırakabilecek bir güç dengesizliği üzerine kurulu olduğu için, sosyal hareketler tarafından temkinle yaklaşılacak unsurları da içinde barındırıyor. Bu güç dengesizliğinden sosyal hareketleri de güçlendirebilecek bir ortaklık çıkarabilmenin, sosyal hareketlerin araştırma kapasitelerinin artırılması ve araştırma gündemlerinin sosyal hareketlerle akademi diyalogu neticesinde oluşturulması ile mümkün olabileceği düşüncesindeyiz. Bu düşünceden hareketle çalışmalarını sürdüren Sosyal Politikalar, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPOD) Akademik Çalışmalar Grubu, 14 Eylül tarihinde Beyoğlu Aynalı Geçit Salonu’nda “LGBTİ Çalışmalarına Sosyal Haklar Yaklaşımı Getirmek” başlıklı bir toplantı gerçekleştirdi. Bu değerlendirme makalesinde bizler bahsi geçen toplantı dahilinde yürütülen tartışmaları, gündeme gelen araştırma önerilerini ve bu önerilere dair dile getirilen görüşleri kendi gözümüzden ve kendi değerlendirmelerimizle okuyucularla paylaşmayı amaçlıyoruz. Umudumuz bu değerlendirme makalesinin ülkemizde LGBTİ çalışmalarını sosyal haklar yaklaşımı içerisinden ya da bu yaklaşımı da içerecek bir yaklaşımla çalışmak isteyenler için kullanışlı fikirler içermesidir. - [Devrim Zamanlarında Toplumsal Cinsiyet ve "Halk"*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-21-ekim-2013/devrim-zamanlarinda-toplumsal-cinsiyet-ve-halk/) - Sherene Seikaly bu makalede Mısır'daki olayları "halk" kavramı etrafında yürüyen tartışmalar üzerinden inceliyor. Seikaly bazen oy kullanabilecek kadar eğitimli görülmeyen insanlar için kullanılan, korku ve nefret nesnesi olarak kurulan, bazen de devrimin kahramanları olarak gösterilen "halk" kavramının içinin nasıl doldurulduğunun, dönemsel olarak kimin bu kavramın içine dahil edilip kimin edilmediğinin iktidarların muhafazası için nasıl merkezi olduğunu Mısır örneği aracılığıyla sorguluyor. Seikaly halk egemenliğinin özgürlükçü bir şekilde yeniden düşünülmesi için sömürgeci, liberal, İslamcı ve laik söylemler arasındaki ortaklıkların incelenmesinin elzem olduğunu vurguluyor. - [Çözüme Giden Yolda AKP ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin Çatışan Toplumsal Tahayyüleri](https://feministyaklasimlar.org/sayi-21-ekim-2013/cozume-giden-yolda-akp-ve-kurt-ozgurluk-hareketinin-catisan-toplumsal-tahayyuleri/) - Zülal Nazan Üstündağ, bu makalesinde barış/çözüm sürecine referansla, AKP ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin barış ve çözüm konusunda nasıl ve hangi alanlar üzerinden farklılaştıklarını anlatıyor. Geçtiğimiz dönemde açıklanan demokrasi paketinin anadil konusunu, kadınların, yoksulların, Müslüman olmayanların sorunlarını ve gündemlerini ele alış biçimiyle sorunlu olduğunu ve çözüm sürecini zora soktuğunu söyleyen Üstündağ, bu paketin aynı zamanda AKP ile Kürt Özgürlük Hareketi’nin barış ve çözüm anlayışları arasındaki farka da işaret ettiğini belirtiyor. Yazıda bu farkın kendini belli ettiği şu üç alandan bahsediliyor: Batı ve Güney Kürdistan’ı da kapsayacak şekilde ortaya çıkan Kürt Ortadoğu siyaseti ile AKP’nin “model” olmak üzerinden geliştirdiği dış siyaset; cinsiyet mücadelesi anlayışındaki derin uçurum ve iktisadi ve toplumsal yapılanmada kendini gösteren farklı projeler. - [Şiddetin İçinde Yaşamak](https://feministyaklasimlar.org/sayi-21-ekim-2013/siddetin-icinde-yasamak/) - Nükhet Sirman bu yazıda Medeni Yıldırım'ın öldürülmesinden sonra, Barış İçin Kadın Girişimi'nin bir üyesi olarak ziyaret ettiği Lice'deki gözlemlerini paylaşıyor. Silahların sustuğu, çatışmanın durulduğu bir zamanda bile şiddetin bitmediğini kalekollar ve bölgedeki halkın, özellikle de kadınların gündelik yaşamı üzerinden anlatıyor. Sirman, Lice deneyimi aracılığıyla şiddetin gündelik hâlini, sıradanlığını ve yaşamın her alanına nasıl yayıldığını resmediyor. Kalekolun etrafında şekillenen hayatlara tanık olmadan bölge halkının bu yapılara tepkisini anlamanın mümkün olmadığına işaret ediyor. - [Latin Amerika'da Üreme Yönetimi[i]](https://feministyaklasimlar.org/sayi-20-haziran-2013/latin-amerikada-ureme-yonetimi/) - Bu makale, değişen nüfus ve üreme siyasi rasyonalitelerini izlemeyi sağlamaya yönelik analitik bir araç olarak üreme yönetimi kavramını geliştirmektedir. Burada tanımlandığı üzere üreme yönetimi; dini kurumlar, devlet kurumları ve uluslararası finans kuruluşları, STK’lar ve toplumsal hareketler gibi aktörlerin farklı tarihsel biçimlenişlerinin üreme davranış biçimlerini ve nüfus uygulamalarını üretmek, izlemek ve kontrol etmek için yasama denetimini, ekonomik teşvikleri, ahlaki yasakları, doğrudan tehdidi ve ahlaki kışkırtmaları kullandığı mekanizmalara gönderme yapar. Örnekler; kürtaj, acil durum doğum kontrolü, kısırlaştırma, göç ve yardımcı üreme teknolojileri hakkındaki tartışmalar vasıtasıyla kamu politikası konuşmaları, yeni ahlaki rejimler ve hak temelli aktörler etrafında döndüğü için üreme yönetiminin çarpıcı bir dönüşüm geçirdiği Latin Amerika’dan alınmıştır. Üremeyle ilgili tartışmalar gitgide ahlak ve ‘haklar’ çekişmesi üzerinden şekillenmeye başlamıştır. Bu da vatandaşların üreme haklarını, cinsel haklarını, yerli ve doğal haklarını ve de doğmamışın ‘yaşam hakkını’ talep ederken birbirleriyle karsı karşıya getirilmesiyle sonuçlanmıştır. Üreme alanında değişen siyasi rasyonaliteleri anlamak için geliştirilen üreme yönetimi kavramı diğer yer ve zamanlara da uygulanabilir. - [Küçük Şeylerin Tanrısı’nda Sınırları Sorgulamak](https://feministyaklasimlar.org/sayi-20-haziran-2013/kucuk-seylerin-tanrisinda/) - Arundhati Roy’un Küçük Şeylerin Tanrısı adlı romanı egemenlik ilişkilerinin her türüne karşı radikal bir tavır sergiler. Her türden hiyerarşik yapılanmanın sınırlarını sorgulayarak tersyüz eden romanda; kast, sınıf, cinsiyet rolleri ve ırk hiyerarşisine kaynaklık eden sınırlara karşılık Roy, resmettiği sınır tanımaz karakterlerle, kronolojik anlatıya aykırı anlatı stratejisiyle ve sömürgecinin dili olan İngilizceyi norm dışı kullanmasıyla farklı bir alternatifi gündeme getirir. Her türlü ayrımın ortadan kalktığı bu yeni varoluş algısında, yalnızca insanlar arasındaki değil, insanla doğa arasındaki sınırlar da kaybolur. Roy büyük anlatılarda ses ve söz verilmeyen ezilenlerin dili olmayı hedefler bu romanda. Dünyayı insan dünyasının ezilenleri olan alt kastların, kadının, çocuğun gözünden görmekle kalmaz, dili olmayan doğanın da sesini duymaya çağırır okurunu. Bu makale, Küçük Şeylerin Tanrısı’nı; doğanın, ezilenler alanının en altındaki öğesi olduğunu, doğayla kadının ezilmelerinin eşzamanlılığını ve paralelliğini ve insanın doğaya tahakkümünün diğer tüm tahakküm biçimlerinin kaynağı olduğunu vurgulayan ekofeminist bir bakış açısıyla irdeleyerek, bunları romandaki izdüşüm ve örnekleriyle tartışmak amacını taşımaktadır. - [Resmen Devrim Ayol!](https://feministyaklasimlar.org/sayi-20-haziran-2013/resmen-devrim-ayol/) - Gezi Parkı direnişi ile ilgili bir yazı yazmaya başlarken “Bu direniş benim için neden heyecan verici?” ve “Bitmeyen polis şiddetine, yorgunluğumuza, hükümetin yıldırma politikalarına rağmen heyecanımı nasıl koruyabiliyorum?” sorularına yanıt aramam gerektiğine karar verdim. Öncelikle bana göre bu hareket ''yeni'' bir hareket ve o yüzden heyecan verici. Bir de bu yeni hareket kendi yeni dilini de oluşturunca ortaya çıkan tablo çok şugar oluyor. - [Barış Süreci ve Gezi Direnişi Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-20-haziran-2013/baris-sureci-ve-gezi-direnisi-uzerine/) - Son dönemde Türkiye’nin gündemini belirleyen konulardan biri otuz beş yıllık iç savaşın sona ermesi noktasında devlet nezdinde de adımların atılması ve müzakerelerinin başlamasıydı. Böylece, Kürt sorununun çözümünde yeni bir sürece girildi. Gündeme damgasını vuran diğer bir konu ise Mayıs ayında başlayan Taksim Gezi Parkı’nı koruma eylemlerine polisin aşırı müdahelesinin Türkiye tarihinde görülmemiş sivil itaatsizlik eylemlerine dönüşmesiydi. Kadın ve insan hakları ihlalleri üzerine yaşamını ortaya koyarak çalışmalar yürüten Avukat Eren Keskin ile içinde bulunduğumuz barış süreci ve Gezi Parkı eylemleri üzerine konuştuk. - [Tutku Politikası](https://feministyaklasimlar.org/sayi-20-haziran-2013/tutku-politikasi/) - Seçim süreçleri ihlal edilmiş veya yozlaştırılmış olduğunda, medya iktidar odaklarının eline geçtiğinde ve resmi kurumlar kararlarını şeffaf ve meşru bir şekilde alamadıklarında politik ve ekonomik adaletin tesisi için halklar ne gibi seçeneklere sahiptir? Bu makale, Meksika’dan Wall Street İşgali’ne kadar uzanan günümüz politik hareketlerinde bedenin yeniden yükselişini ve hatta merkezi konumunu açıklamaktadır. Bedene dayalı politik performanslar, duygulanımları (özellikle tutkuları) harekete geçirerek yeni anlamların yaratılmasında ve kültürel değerler, hafızalar ve kimliklerin aktarımında önemli rol oynar. Siyasi partiler seçmenlerini temsil etmekte başarısız oldukça insanlar kendilerini temsil etmeyi performans, sanat ve aktivizm aracılığıyla yeniden öğrenir. - [Helal Olsun, Sen de (!) Buradasın](https://feministyaklasimlar.org/sayi-20-haziran-2013/helal-olsun-sen-de-buradasin/) - Gezi olayları etrafında bir izlenim yazısı yazmak için iki hafta kadar önce bilgisayarımın başına oturdum. Her şeyin en başında kafamın aslında ne kadar karışık olduğunu, yazının taslağına dair yaptığım ilk denemeden sonra fark ettim. Öyle ki, yazdıklarımın, başörtülüler adına bir temsiliyet anlamına gelebileceği fikri dahi beni oldukça korkuttu; çünkü eylemliliğin kazanımlarını izleyemediğiniz, karamsar bir yazı oluyordu. O yüzden başka başörtülülerle bir araya gelmek, bu konuda konuşmak, izlenimlerimizi tartışmak istedim. Buradaki görüşme de bu arayışın bir ürünü olarak görülebilir. Ancak Gezi olayları başladığı zamandan beri neredeyse her şeyde başımıza geldiği gibi, yapmaya çalıştığımız bu iş de yarıda kaldı. Taksim’de, Ankara’da polis kurşunuyla öldürülen Ethem Sarısülük’ün katilinin serbest bırakılması için yapılan eylemin ardından gelen polis müdahalesi yüzünden görüşmemizi bitirmek zorunda kaldık. Aşağıdaki görüşme, bu kesintiyi de içinde korumayı tercih ettiğim Hilal, Nihan, Zişan ve Esmanur’la yaptığım bir arkadaş muhabbeti aslında… - ["Direnişle Diriliş": Bir İmkanlar Alanı Olarak Gezi Direnişi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-20-haziran-2013/direnisle-dirilis-bir-imkanlar-alani-olarak-gezi-direnisi/) - 31 Mayıs 2013 Cuma günü sanırım bu ülkenin siyasal tarihinde ve o gece sokağa çıkan binlerce protestocunun kişisel tarihinde unutulmaz bir gündü. Ben ilk kez birbirinden bu kadar farklı bir kitle içinde dayanışma duygusunu bu kadar yoğun hissettim. Birbirinden bunca farklı ideolojileri ve politik motivasyonları olan insanların birtakım ortak yaralar ve dertler nedeniyle yan yana gelip mücadele ettiklerinde ne kadar güçlendiklerini, ne kadar büyüdüklerini ilk kez deneyimledim. İtiraf edeyim, o sabah biraz fazla umutsuz ve yılgındım. Bu ruh hâlini daha iyi anlatmak için bir hafta geriye gitmek istiyorum: - [Bedenler Direniyor, Arzular Uyanıyor!](https://feministyaklasimlar.org/sayi-20-haziran-2013/bedenler-direniyor-arzular-uyaniyor/) - Şehir merkezinde soluk alınabilecek nadir parklardan birinin tahrifatına ve yıkılmasına karşı nöbet tutan çeşitli görüşlerden aktivistlerin sabahın erken saatlerinde gazlı, coplu bir polis müdahalesiyle güne uyanması ve çadırlarının yakılması kısa sürede geniş halk kitlelerinin, yönetici sınıfın girişimlerini ve projelerini kuvvet zoruyla benimsetme çabalarına karşı direnmelerine ve kendiliklerinden siyasal bir edilgenlikten etkinliğe adım atarak birtakım istekleri ve talepleri dile getirmeye başlamalarına yol verdi. Gezi Parkı direnişinin doğası ve yapısı, harekete katılanların siyasi görüşleri, motivasyonları, talepleri, toplumsal konumları, üretilen söylemlerin ideolojik boyutu ve daha genel olarak direnişin Türkiye toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatı için arz ettiği önem hakkında çok şey konuşuldu, yazılıp çizildi. Kimilerine göre mevzubahis olan çevreci hassasiyetlerdi, kimilerine göre iktidar partisinin halkın geniş kesimlerinin yaşam biçimlerini düzenleme ve kontrol etme girişimlerine yöneltilen tepkiydi. Kimilerine göreyse daha geniş ölçekte yürürlüğe konulmaya çalışılan şehir planlamasından ekonomi siyasalarına kadar uzanan neoliberal devlet politikalarına geçit vermeyeceğiz diyen bir hareketti Gezi Parkı direnişi. Tüm bu savların birbirleriyle ayrıştırılamaz bir şekilde iç içe geçtiğini ve Gezi Parkı direnişi hakkındaki gerçekliğin farklı boyutlarını gözler önüne serdiğini düşünüyorum. - [Merhaba](https://feministyaklasimlar.org/sayi-20-haziran-2013/merhaba-3-2/) - Feminist Yaklaşımlar’ı yayına hazırlamakta hiç bu kadar zorlandığımızı hatırlamıyoruz. Şubat ayında yayımladığımız son sayımızdan bu yana öylesine önemli gelişmeler yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor ki... Öncelikle, Türkiye’nin son otuz beş yılına damgasını vuran iç savaşa dair “silahların susması ve can kayıplarının sona ermesi” için müzakere süreci başladı ve yeni bir dönemin başlayacağına dair ciddi bir umut kapısı aralandı. Elbette ki on binlerce kişinin yaşamını yitirdiği, nicelerinin yerlerinden edildiği bir iç savaş öyle kolay kolay sonlanamaz ve barış bir anda tesis edilemez. Hele de cezaevine konulan öğrenciler, gazeteciler, sendika çalışanları, avukatlar, kadın hareketi aktivistleri Kürt siyasetçiler, milletvekilleri, belediye başkanları ve daha pek çoklarının davaları henüz sonuçlanmamış ve yeni gözaltılar da yaşanıyorken. Fakat sıcak savaşa ara verilmesinin ve barış sürecinin gündeme gelmesinin başlı başına umut verici olduğu çok açık. Geçmişte defalarca denenen ve her defasında hüsranla sonuçlanan müzakerelerin bu sefer nasıl ilerleyeceği, hükümetin demokratikleşme yönünde ne tür adımlar atacağı ve belki de en önemlisi barışın toplumsallaştırılması sürecine Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşayan tüm insanlardan ne tür tepkiler veya katkılar geleceği tartışılmaları ise halen devam ediyor. - [İnsan Hakları ve Egemenlik Sarkacında Türkiye’de Yerinden Edilme ve Toplumsal Cinsiyet*](https://feministyaklasimlar.org/ozel-sayi-mart-2008/insan-haklari-ve-egemenlik-sarkacinda-turkiyede/) - Yerinden edilme/zorunlu göçün, kadınlar ve erkekler için farklı deneyimleri ifade ettiği söylenebilir. Özellikle çatışmalardan kaynaklı zorunlu göç vakalarında kadınlar -sosyoekonomik olarak daha da güçsüzleşmenin yanı sıra- hukuk ve düzenin yerle bir olması nedeniyle daha fazla cinsel şiddete maruz kalma ihtimali ile karşı karşıyadır. Bu nedenle çatışmalardan kaynaklı zorunlu göç sürecinde yaşanan hak ihlallerinin tazminine ilişkin hukuki mekanizmaların ve sosyoekonomik yapının yeniden tesisini amaçlayan hükümet politikalarının toplumsal cinsiyet bileşenini dikkate alması gerekmektedir. Bu makale çerçevesinde, Türkiye’de ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelerde özellikle 1990’lı yıllarda meydana gelen zorunlu göç süreçlerine ilişkin olarak 2001 sonrasında hükümet tarafından geliştirilen yasal ve idari mekanizmalar, toplumsal cinsiyet perspektifinden ele alınmaktadır. Ülke içinde yerinden edilme ile ilgili mevzuatın oluşumuna kaynaklık eden tarihsel arka plan değerlendirilmekte, feminist hukuk metodolojileri ekseninde Türkiye’deki yasal ve idari mekanizmaların, toplumsal cinsiyet adaletini sağlama potansiyeli tartışılmaktadır. - [Adalete İman](https://feministyaklasimlar.org/sayi-13-subat-2011/adalete-iman/) - Burası komik memleket… Çektiğin acılar içindeki dayanışman adına sevinebiliyorsun. Hiç yaşanmaması gereken bir adaletsizlikteki minik, yıldızımsı umut adına heyecanlanıyorsun. On üç yılda üç kez beraat etmek ne demek, yabancı gözlemciler, avukatlar, parlamenterler anlamıyor. Beraatin ikincisi, üçüncüsü mü olur?.. Sen şükür oldu, diye seviniyorsun. - [Bir Aktivizm Alanı Olarak Beden: Beden Atölyeleri](https://feministyaklasimlar.org/sayi-13-subat-2011/bir-aktivizm-alani-olarak-beden/) - Türkiye’de cinsel özgürlük ve beden tartışmaları son yirmi yıldır feminist hareketin gündemindedir. Son beş yılda ise LGBTT hareketin görünür biçimde, LGBTT bireylerin sorunlarını ve taleplerini dillendirmeye başlaması ile cinsel özgürlük ve beden tartışmalarının sınırları genişlemiş görünüyor. Bedenleri, cinsiyet ve cinsel kimlikleri üzerinden baskılanan lezbiyen, biseksüel kadınlar ve translar da bu tartışmaların kuşkusuz önemli öznelerindendir. Bir süredir bedenleri ve cinsellikleri üzerinden direniş politikaları ve aktivizm örgütlemek amacıyla bir araya gelen kadınlar ve translar “İllet” adı verilen bir grup oluşturdu. Bu yazı, İllet’in organize ettiği beden atölyelerinin nasıl bir ihtiyaçtan doğduğunu, neden önemli olduğunu tartışacak ve beden atölyelerine dair bir takım deneyimleri okuyucularla paylaşacaktır. Bedenlerimiz hakkında daha çok şey keşfettikçe ve paylaştıkça çoğulcu ve özgürlükçü beden politikaları belirlemek ve bunları hayata geçirmek oldukça kolaylaşacaktır. - [Cinsel Taciz: Tanımlar ve Tartışmalar Üzerine Sohbet](https://feministyaklasimlar.org/sayi-13-subat-2011/cinsel-taciz/) - Kadına yönelik şiddet biçimlerinden biri olan cinsel taciz, tanımlama, tartışma ve karşı politika üretme aşamalarında, sadece resmi ve adli kurumların değil, feminist hareket içinde farklı yaklaşımlara sahip kadın örgütlenmelerinin, ataerki karşıtlığını kurumsal kimliklerinin bir bileşeni olarak tanımlayan muhalif yapıların da yetersiz kaldığı bir alan olmaya devam ediyor. Bu nedenle son dönemde muhalif kimlikleriyle bilinen karma yapılarda gündeme gelen cinsel taciz vakaları feminist öncüllerle oluşturulmuş, ataerkinin tuzaklarına düşmeyen alternatif bir hukuk süreci içinde ele alınamıyor. Feminist Yaklaşımlar’ın bu sayısında, cinsel taciz konusunu konuşmak üzere Eren Keskin, Hülya Gülbahar ve Nükhet Sirman ile bir araya geldik. Düzenlediğimiz sohbette, cinsel tacizin tanımlanması, cinsel taciz hakkında verili kabul edilen tanımların gerçekte nasıl algılandığı ve işlerlik kazandığı, cinsel taciz vakalarına yaklaşım ve cinsel tacizin muhalif yapılar içinde nasıl ele alındığını tartıştık. Bu bağlamda öncelikle, cinsel taciz, cinsiyet temelli taciz ve mobbing tanımlarının birbiriyle ilişkisini, birbirinden ayrışan yanlarını, tanımlamalardaki bu çeşitliliğin kadınlar için oluşturduğu avantaj ve dezavantajlar üzerine konuşuldu. Sonrasında, cinsel taciz vakaları karşısında sıklıkla telaffuz edilen “kadın beyanı esastır” ilkesinin ne anlama geldiği, ataerki karşıtlığını benimsediğini iddia eden muhalif yapılar içinde cinsel taciz vakalarının nasıl ele alındığı, feminist hareketin cinsel tacizle mücadeledeki kazanımları ve eksiklikleri üzerinde duruldu. Son olarak, cinsel tacizin yasalarda nasıl yer bulduğu ve cinsel taciz vakalarında resmi makamlara şikâyet dışında alternatif süreçlerin neler olabileceği konusu ele alındı. - [Feminist İkilemler, Yazın ve Yayıncılık:](https://feministyaklasimlar.org/sayi-13-subat-2011/feminist-ikilemler-yazin-veyayincilik/) - Urvashi Butalia, Hindistan’da feminist bir yayınevi olan Zubaan’ın direktörüdür. Hindistan’ın ilk feminist yayınevi Kali for Women’ın kurucularından biridir. Kali gelişen dünyada kadınlar üzerine bilgi birikimini arttırmak, mevcut bilgi birikimini dile dökmek ve hem yaratıcı hem de akademik kadın yazarlara alan sağlamak üzere 1984’te kurulmuştur. Urvashi’nin 2003’te kurduğu Zubaan, Kali’nin bir nevi devamıdır. Urvashi Butalia yazar, yayıncı, feminist ve aynı zamanda tarihçidir. Yazıları Hindistan’ın modern tarihi, bölünme ve özellikle sözlü tarih üzerine odaklanır. Toplumsal cinsiyet, eyalet sistemi, köktencilik ve medya üzerine de yazılar yazmıştır. Başka Bir Deyişle: Hint Kadınlarından Yeni Yazın (In Other Words: New Writing by Indian Women) (1994) adlı kitabın editörlerinden biridir ve Bir Fark Yaratmak: Güneyde Feminist Yayıncılık (Making a Difference: Feminist Publishing in the South) (1995), Kadınlar ve Sağ Kanat Hareketler: Hindistan Deneyimi (Women and Right Wing Movements: Indian Experiences) (1995), Barışı Konuşmak: Keşmir’den Kadın Sesleri (Speaking Peace: Women’s Voices from Kashmir) (2002) adlı kitapların yazarıdır. 1998’de Sessizliğin Öteki Tarafı: Hindistan’ın Bölünmesinden Sesler (The Other Side of Silence: Voices from the Partition of India) adlı kitabıyla ödül kazanmıştır. Yazıları The Guardian, The Statesman, Times of India gibi gazetelerde ve Granta, Outlook, The New Internationalist, India Today ve Lettre International gibi dergilerde yer almıştır. Urvashi ile Zubaan, yayıncılık, feminizm, çalışmaları, tarih ve hikâyeler hakkında konuştuk. - [Tirebolu'dan Kadın Sesleri: Yaşam Alanları ve İktidar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-13-subat-2011/tireboludan-kadin-sesleri/) - Bu makalede, eski ve yerleşik bir Doğu Karadeniz kasabası olan Tirebolu üzerine yaklaşık on beş yıl süren bir araştırma sürecinin ilk sahfasında toplanan kadın anlatılarına yer verilmiştir. Tirebolu’da bir sözlü tarih araştırmasına ilham veren, yol gösteren bu görüşmelerde kadınların kendi yerel aidiyet ve algı anlatıları üzerine odaklanılmaya çalışılmıştır. Kadınların hayat hikâyelerinde yerel değişim algısının nasıl ifade bulduğu, ev içi ve kamusal alanlara dair anlatıların Tirebolu’nun eski demografisine taşıdığı izler makalede konu edilmiştir. - [Feministler ve Barış Hareketleri "Çifte Militanlığın" Sıkıntıları](https://feministyaklasimlar.org/sayi-16-subat-2012/feministler-ve-baris-hareketleri/) - Cynthia Cockburn bu yazısında, savaş karşıtı mücadeleler için örgütlenen yapılarda kadınların sıklıkla karşı karşıya kaldığı bir tartışmayı ele alıyor. Kadınların yer aldığı örgütleri tercih eden kadınlar ve/veya karma örgütlerde mücadele vermek isteyen kadınlar “barış”ın ve “toplumsal cinsiyet dönüşümü”nün çifte hedeflerine kendilerini adamış olabilirler. Esas tartışılması gereken mesele ise, kadınların bazen birbirlerini iki hedeften birini üstün tutmakla suçlamaları, bölünmeleri ve hatta birbirleriyle çatışmaları. Farklı ülkelerde barış hareketleri ve barış aktivistleri üzerine çalışmalar yürütmüş olan Cynthia Cockburn, asıl önemli olanın örgütlenmenin alternatif modellerinin barış hareketinin gücüne güç kattığının görülmesi ve dayanışmamızın bozulmasına izin verilmemesi olduğunu belirtiyor. - [Karadenizli Kadın Hikayelerinin Bahçesinde Bir Gezinti:](https://feministyaklasimlar.org/sayi-16-subat-2012/karadenizli-kadin-hikayelerinin-bahcesinde-bir-gezinti/) - 2001 yılından beri Doğu Karadeniz müziği alanında yaptıkları derleme ve icra çalışmalarıyla tanıdığımız Helesa projesinin solistlerinden Ayşenur Kolivar’ın ilk solo albümü “Bahçeye Hanımeli” dinleyicilerle buluştu. Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü’nde öğrencilik döneminde edindiği birikimini mezuniyet sonrasında özellikle Doğu Karadeniz kadın kültürü konusunda alan araştırmaları, çeşitli sanatçıların albümlerinde vokalistlik, ayrıca film ve belgesel müzikleri yaparak profesyonel hayatına taşıyan Kolivar, albümünde, Doğu Karadeniz coğrafyasında yaşayan pek çok kültüre ait şarkıyı bir çiçek bahçesinin rengârenk çiçekleri gibi derliyor. Bu anlamda “Bahçeye Hanımeli” adı, hem albümdeki kadın emeğinin bir sembolü hem de albümün genel çiçek konseptinin özeti gibi. Bir “kültürler bahçesi” olarak tasavvur edilen Doğu Karadeniz’e özgü çiçek adlarıyla yedi bölüme ayrılan albüm, bu yönüyle şarkıları bütünlüklü bir bağlama oturtarak sunuyor. Manuşak (menekşe) ve Loresima (papatya) bölümleri, bu coğrafyadaki “kadınlık hâlleri”ni; Gastumra (güz çiğdemi), Seteney (düğün çiçeği), Mekhak (karanfil), Tsifin (ormangülü) ve Vargel (bahar çiğdemi) bölümleri ise Doğu Karadeniz’de yaşanmış göçleri, gurbetçiliği, sürgünü, tehciri, mübadeleyi konu alan şarkılardan oluşuyor. Ayşenur Kolivar’la “Bahçeye Hanımeli” üzerinden müzik çalışmaları, alan araştırmaları, bu çalışmalarda karşılaştığı kadınlık durumları, bu durumların onun müziğiyle etkileşimi ve müziğini üretip sunarken üzerine kafa yorduğu toplumsal cinsiyet ilişkileri hakkında sohbet ettik. - [Mısır Devrimi'nde "Kadın Meselesi"nin Ötesindekiler*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-16-subat-2012/misir-devriminde-kadin-meselesinin-otesindekiler/) - Bu metin, New York’ta 23-24 Eylül 2011 tarihlerinde Bernard Kadın Araştırmaları Merkezi’nin (Bernard Center for Reseach on Women) 40. yıldönümünde düzenlenen, 23 Eylül 2011 tarihli “Aktivizm ve Akademi: Feminist Akademi ve Eylemin Kırk Yılını Kutlamak” isimli söyleşinin gözden geçirilmiş versiyonudur. - [Aile, Devlet ve Piyasa Kıskacında Boşanmış Kadınlar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-16-subat-2012/aile-devlet-ve-piyasa-kiskacinda-bosanmis-kadinlar/) - Bu yazı, Türkiye’de boşanmış kadınlarla yapılan bir araştırmanın bulgularından hareketle, kadınların boşanma sonrası karşı karşıya kaldığı sorunları ele alıyor. Türkiye’deki refah rejiminin kamu, aile ve piyasadan oluşan üç bileşeninin boşanmış kadınlara karşı ayrımcı ve eşitsiz tutumu nasıl yeniden ürettiğini tartışıyor. Yazıda, mevcut refah rejiminin boşanmış kadınlara insanca bir yaşam sürmeleri için destek olmak bir yana, kadınlar arasında kategorik farklar yaratarak geçim sıkıntılarını derinleştirebildiği vurgulanıyor. - [Arap Dünyasında Queer’lik Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-15-ekim-2011/arap-dunyasinda-queerlik-uzerine/) - Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da toplumsal cinsiyet ve cinsel azınlıklar üzerine çalışmaları ile tanınan Samar Habib doktora derecesini 2007’de Sydney Üniversitesi’nden aldı. Habib, Arap ve İslam dünyasında kadın, toplumsal cinsiyet ve cinsellik, kolonyalizm, queer teori konularında birçok çalışmaya imza attı. Female Homosexuality in the Middle East (Ortadogu'da Kadın Eşcinselliği Üzerine İslami Metinler) ve Arabo-Islamic Texts on Female Homosexuality, 850-1780 A.D (M.S. 850-1780 Yıllarında Kadın Eşcinselliği Üzerine Arap-İslam Metinleri) adlı kitapları Habib’in temel çalışmaları arasında sayılabilir. Salma A. A. (Toronto Üniversitesi, Yakın ve Ortadoğu Çalışmaları Lisans Öğrencisi), Nayrouz A. H. (York Üniversitesi, Antropoloji Bölümü Doktora Öğrencisi), Ghaida Moussa (Ottowa Üniversitesi, Küresel Çalışmalar ve Uluslararası Kalkınma ve Kadın Çalışmaları Bölümleri Yüksek Lisans Mezunu), Habib’le geçmiş ve güncel çalışmalarını, bu araştırma konularını nasıl seçtiğini ve bu konulara neden bu şekilde yaklaştığını konuştular. Ayrıca eşcinsellik, queer’lik ve homofobi kavramlarını nasıl tanımladığını, bu tanımların Arap dünyasındaki queer tarihi analizinden nasıl etkilendiğini sorguladılar. - [Günümüz Mısır'ında Mezhep Çatışması ve Aile Hukuku*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-16-subat-2012/gunumuz-misirinda-mezhep-catismasi-ve-aile-hukuku/) - Mübarek rejiminin devrilmesinden bu yana Mısır, Müslümanlar ile Kıptiler arasındaki dinler arası mezhep çatışmalarını deneyimlemeye devam ediyor. İki toplum arasındaki şiddetin tırmanmasına katkı sunan faktörler devrim sonrası Mısır’ında da etkinliğini sürdürüyor. Mezhep çatışmasının önemli mevzilerinden biri, iki toplumda da hiddet ve kızgınlığı ateşleyen dinler arası evlilik ve din değiştirme konusu. Her ne kadar bu çatışmaların merkezinde cinsellik ve toplumsal cinsiyet bulunsa da din temelli aile hukuku da bu konuda tehlikeli bir rol üstleniyor. Bu makalede, hem Mısır aile hukukunun ortaya çıkışının hem de din ve cinselliğin modern dönemde eşzamanlı olarak özel alana hapsedilmesinin tarihini inceleyerek aile hukuku, toplumsal cinsiyet ve mezhep çatışması arasındaki bağı yeniden tartışıyorum. - [Eyvah Kadın!..](https://feministyaklasimlar.org/sayi-15-ekim-2011/eyvah-kadin/) - İnsan haber niyetine hep aynı olayın farklı versiyonlarını okursa ne hisseder? Sanki sürekli tek bir şeyin hiç değişmeden yaşandığını… Kadına yönelik şiddet, tecavüz ve cinayet haberlerinin bende yarattığı etki tam da bu. - [Gelir Vergisi, Ramallah Tulkarim’e Giden Ana Yolun Köşesindeki Toprak Yol…](https://feministyaklasimlar.org/sayi-15-ekim-2011/gelir-vergisi-ramallah/) - Rela Mazali’nin 2011’de İbranice yayımlanan ve halen İngilizce baskısının yayıma hazırlandığı Home Archeology: Essay Tales adlı kitabının altıncı bölümünü Türkçe olarak sunuyoruz. Bu metin biyografi, anı, tanıklık, hikâye, makale gibi farklı türler arasında dolaşıyor. Bu metni okurken sadece farklı türlerle değil, farklı anlatıcı konumları, farklı anlam katmanlarıyla da karşılaşıyorsunuz. Dilin imkânlarını zorlayan yazar hem çağrışım zenginliğiyle okuru metnin anlam oluşturanı olmaya zorluyor hem de metni gözle okunmaktan ziyade duyulabilir, yüksek sesle okunabilir bir metne dönüştürüyor. Bu parçada ben/kadın anlatıcı yıllar önce insan hakları aktivisti olarak yine insan hakları aktivisti bir arkadaşıyla Tel Aviv’den işgal altındaki Filistin topraklarına gittiği bir yolculuğu anlatıyor. Bu somut yolculuk ben/kadın anlatıcının farklı düzlemlerde yaptığı soyut yolculukların çıkış noktasını oluşturuyor. Ben/kadın anlatıcının samimi, gerçekçi, dürüst, tedirgin, sorgulayıcı, empati geliştiren, vicdanlı, öznel ama son derece toplumsal, en önemlisi çok tanıdık öznelik konumu metni okurun eşlik edebileceği bir yolculuğa dönüştürüyor. - [Akrabalık Sanatı (ve Şansı*): Daha İyi Bir Dünyada Aile, Cinsellik ve Çocuk Bakımı Üzerine Düşünceler**](https://feministyaklasimlar.org/sayi-15-ekim-2011/akrabalik-sanati-ve-sansi/) - Cynthia Peters bu makalede “akrabalık alanı”nın daha iyi bir dünyada nasıl bir işlev görebileceği üzerine fikirler sunuyor. Nasıl akrabalık yapacağımızı tanımlayan pratikler dizisi tercih ve niyetle ilgilidir; biyolojinin değişmez kuralları değildir. Dolayısıya kolektif bir süreç ve katılımcılık esası doğrultusunda akrabalığı yeniden tanımlayabiliriz. Makalede, ailenin rolü, ebeveyn ve çocuk ilişkisi, insanların cinsellik ve cinselliklerini ifade etme ihtiyaçları ve çocukların, yardıma muhtaçların ve yaşlıların bakımı gibi özel ve kamusal ilişkilerimizi belirleyen pek çok konuda katılımcılığı teşvik edecek yeniden yapılandırmalar konusunda öneriler tartışmaya açılıyor. - [Karma Muhalif Örgütlerde Cinsel Tacizle Mücadele: Kesk Deneyimi Üzerine Bir Değerlendirme](https://feministyaklasimlar.org/sayi-15-ekim-2011/karma-muhalif-orgutlerde-cinsel-tacizle-mucadele/) - Karma muhalif örgütlerde yaşanan cinsel taciz vakaları özelde olayların ele alınış biçimi, genelde ise cinsel tacize karşı kurumsal yaklaşım ve politikaların niteliği açısından önemli bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. 2007’de Sosyalist Demokrasi Partisi’nde (SDP), 2008’de Sinema Emekçileri Sendikası'nda (Sine-Sen), 2010’da Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nda (KESK) kadın üyelerin ve/veya çalışanların şikâyetleri art arda yeni vakaları gündeme getirdi ve cinsel taciz konusunun yakıcılığını bir kez daha hissettirdi. Bu kurumların üyesi kadınların ve bağımsız feminist örgütlerin birlikte ve/veya ayrı eylemleri, söz konusu yapıları bir an önce kurum içi hukuki süreci işletmeye ve cinsel tacize karşı kurumsal politikalar geliştirmeye zorlama amacı taşısa da alınan sonuçlar çoğunlukla tatmin edici olmadı. Çoğu vakada cinsel taciz iddiaları kurum içi siyasi ayrışmalara alet edilerek araştırma, değerlendirme ve karar süreçleri bulanıklaştırıldı. - [Yargısız](https://feministyaklasimlar.org/sayi-16-subat-2012/yargisiz/) - Haber bültenlerinin iddianameler ve mahkeme tutanakları şeklinde aktığı bugünlerde yargı kavramı soyut bir şey olmaktan çıkıp koca bir maddi boşluk olarak uğulduyor sürekli. Yargı sanki sahip olamadığımız, bizden ısrarla esirgenen iç huzurunun, ruh dinginliğinin adı. Hrant Dink davasından KCK operasyonlarına, 12 Eylül davasından şike duruşmalarına; yargı ile adaletin bir türlü karşılıklı kefelerde buluşamadığı bir ortamda, bir filmin düşündürdükleri üzerinden yargıya başka bir yönden bakarken buldum kendimi. İnsan gerçeğinin çelişkileri üzerinden öğrettikleriyle çarptı ve ülke içi girdaptan bir süreliğine de olsa özgür kıldı beni. “Beyaz Şeytan” adıyla çevrilen Blow, başrollerinde Johhny Depp ve Penelope Cruz’un oynadığı 2001 ABD yapımı bir Ted Demme filmi. Üzerinde, tür olarak biyografi, dram, macera–aksiyon ibaresi yer alıyor ve bu karma tür, filmin aynı zamanda hayata bu denli yakın durmasının da sırrını oluşturuyor. - [Anneme...](https://feministyaklasimlar.org/sayi-14-haziran-2011/anneme/) - kimsesiz bir ağıttı. Yaşamak. Anladın. Şimdi, dingin, deviniyor içinde uğultular ince bir rüzgâr kalmış her şeyden geriye, bekleyegeldiğin güne. bahara kandın ... - [Akademik ve Kültürel Boykot*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-14-haziran-2011/akademik-ve-kulturel-boykot/) - 2011 yılının Mart ayında Toronto’da yedincisi düzenlenen İsrail Apartheid Haftası kapsamında yapılan bu konuşma Judith Butler’in Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar Hareketi (BDS) ile ilgili görüşlerini içeriyor. Butler’a göre, yükselen bu şiddet karşıtı hareket İsrail devletinin uyguladığı şiddete ve işgale karşı ortaya çıkan en etkili direniş yöntemlerinden biri. BDS hareketi kapsamında akademik ve kültürel boykota da değinen Butler, bu boykot biçiminin işgalin normalleşmesine katkıda bulunan kurumlara karşı doğrudan bir başkaldırı olduğunu ve hareketin bu kurumları İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etmesi ile ilgili söz söylemeye çağırmakla kalmayıp, yapılan bu ihlallere verdikleri desteği de çekmelerini talep ettiğini belirtiyor. Bu koşullar altında bu sorunla ilgili tarafsız kalmanın imkânsız olduğunun altını çizen Butler, okurlarını ve dinleyicilerini doğru tarafı tutmaya çağırıyor. - [Aşkın Tarihi: Nicole Krauss ile Anlatının Hafızasına Bir Yolculuk](https://feministyaklasimlar.org/sayi-14-haziran-2011/askin-tarihi/) - Genç kuşak Amerikalı kadın yazarlar arasında önemli bir yere sahip olan Nicole Krauss, son on yıllık dönemde kazandığı başarılarla gerek akademik çevrelerin gerekse yayın dünyasının kısa sürede ilgisini çekmiş, farklı üslubu ve büyüleyici anlatımı ile Amerikan romancılığına yeni bir boyut kazandırmıştır. 2005 yılında yayımlanan ve Aşkın Tarihi adıyla Türkçeleştirilen The History of Love, yazarın ikinci ve en çok ses getiren romanıdır. Romanında hüznü ve mizahı, hayallerin kaybolmayan masumiyetini ve yaşananların beyhudeliğini, duyguların soylu metafiziğini ve gerçekle yüzleşmenin sıradanlığında yatan ironiyi ahenkle harmanlayan Krauss, kitap içinde kitap ve anlatı içinde kurduğu anlatılarla okuyucuyu geçmişe doğru gizemli bir yolculuğa çıkarır. Var olduğu sanılan bir tarihin ve var olanların ardındaki bir dizi rastlantısal gerçekliğin sorgulandığı bu serüvende yazar, sadece bir kitabın hayatını anlatmakla kalmaz, okuyucuyu anlatı ve yaşantının ayrılmaz doğası üzerine de düşünmeye zorlar. - [Beki L. Bahar’ın Ardından](https://feministyaklasimlar.org/sayi-15-ekim-2011/beki-l-baharin-ardindan/) - Kendini “ben bir ev kadınıyım, aynı zamanda bir tiyatroseverim ve de amatör bir tarihçiyim” diye tanıtmakla birlikte birçok konuda makaleler yazmış, özellikle Yahudi tarihi alanında araştırmalar yapmış, aynı zamanda tiyatro metinleri kaleme almış bir şair olan Beki L. Bahar, 18 Ağustos 2011 tarihinde aramızdan ayrıldı. 19 Ağustos 2011 Cuma günü, Kuledibi’nde bulunan Neve Şalom Sinagogu’nda düzenlenen törenin ardından Ulus Musevi Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı. Sevilay Saral'ın Beki L. Bahar'ın ardından kaleme aldığı yazısını sizlerle paylaşıyor, Feminist Yaklaşımlar'a yaptığı katkılardan dolayı da müteşekkir olduğumuz Beki L. Bahar'ı sevgiyle anıyoruz. - [Hafif](https://feministyaklasimlar.org/sayi-14-haziran-2011/hafif/) - Hafif olmak çocukların en doğal hâli. Varlıklarını bu hafiflikten biliyorlar. Onları bitmek tükenmek bilmeyen oyunları sırasında izlerken, benim diyen yetişkinin kaldıramayacağı gerçekleri o incecik, yuvarlak omuzlarında nasıl gururla taşıyabildiklerini görüp imreniyorum. Hayatı oyunlar içinden sırtlıyorlar. Hafiflikten gelen güçlerine bakakalıyorum. - [Kadınlar, Siyaset ve Genel Seçimler Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-14-haziran-2011/kadinlar-siyaset-ve-genel-secimler-uzerine/) - 2007 Genel Seçimlerine damgasını vuran konulardan biri tutuklu yargılanan Kürt kadın hareketi aktivisti Sebahat Tuncel’in Kürt kadın hareketi öncülüğünde yürütülen seçim çalışmaları sonucunda cezaevinden çıkarılıp parlamentoya taşınmasıydı. Parlamentoya girdiğinden itibaren milliyetçi ve cinsiyetçi politikaların hedefi olan Sebahat Tuncel, milletvekilliği yaptığı dönemde Kürt kadın hareketi aktivisti diğer milletvekilleriyle birlikte Kürt sorununun siyasi ve barışçıl yollarla çözülmesinde aktif rol almaya ve kadınların barış mücadelesini dillendirmeye çalıştı. Bu çalışmaları boyunca DTP ve sonrasında BDP üyesi kadın vekiller gerek parlamento içinde gerek medyada savaş siyasetinin devam etmesini isteyen ve Kürt sorununun barışcıl çözümüne direnç gösteren kesimler tarafından pek çok ayrımcılığa maruz bırakıldı. Hatta katıldıkları eylemlerde bizzat devlet şiddetini yaşadılar. 2011 Genel Seçimlerinde Barış, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun aday gösterdiği Sebahat Tuncel’le parlamenter siyaset ve 2011 Genel Seçimleri, Türkiye’de kadın hareketi, kadınların barış ve özgürlük mücadelesi üzerine konuştuk. - [İran’da Translaşmak ve Cinsiyet/Toplumsal Cinsiyet Duvarlarını Aşmak*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-14-haziran-2011/iranda-translasmak-ve-cinsiyettoplumsal-cinsiyet-duvarlarini-asmak/) - Bu makale, 1960’ların sonundan beri İran’da uygulanan cinsiyet değiştirme ameliyatlarının 2000’lerde hem İran’da hem de Batı’da gündeme gelmesiyle birlikte trans kimliklerin toplum, otoriteler ve bizzat transların kendileri tarafından nasıl algılandığını ele alıyor. Yazar, Batılı oryantalist bakışın İran kimliğine yakıştıramadığı cinsiyet değiştirme ameliyatları şampiyonluğunun sorunsuz biçimde kutsanılası bir konum olmadığını, öte yandan bütünüyle eşcinsellere yönelik baskı mekanizmasının bir aracı olarak da yorumlanamayacağını vurguluyor. Yazar özellikle her türlü baskıya karşı çıkış yollarını, stratejik konumlanmaları, kimlikleri ve ittifakları tartışmaya açıyor. - [Türkiye’de Trans Olmak ve Trans Hakları Mücadelesi Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-14-haziran-2011/turkiyede-trans-olmak-ve-trans-haklari-mucadelesi-uzerine/) - Şevval Kılıç, İstanbul LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transseksüel) Dayanışma Derneği’nin ve aynı zamanda seks işçiliği hakları ve insan hakları için mücadele eden Kadın Kapısı’nın aktivistlerindendir. Şevval Kılıç’la ağırlıklı olarak Türkiye’deki trans hareketi ve trans mücadelesi alanları hakkında konuştuk. Trans bireylerin yaşam hakkı için toplumsal ve yasal düzenlemelerin gerekliliği, trans bireylere karşı işlenen nefret suçlarını görünür kılmanın önemi ve bir kamuoyu oluşturmanın aciliyeti, üzerinde durduğumuz temel konular arasındaydı. Aynı zamanda 2010 yılında ilki düzenlenen ve bu sene ikincisi düzenlenecek olan Trans Onur Haftası (Trans Pride) etkinliklerinden ve bu etkinliklerin trans hareketi açısından nasıl bir görünürlük sağladığından bahsettik. Son olarak trans kimlikler üzerinden konuşurken ikili cinsiyet sisteminin yarattığı baskı alanlarını ve transnormativiteyi ele aldık. - [Woolf’un Androjenleri: Virginia Woolf’un Orlando’sunda Androjenlik Kavramı](https://feministyaklasimlar.org/sayi-14-haziran-2011/woolfun-androjenleri/) - Ülkemizde okurların daha çok Kendine Ait Bir Oda ve Mrs. Dalloway ile tanıdığı Virginia Woolf, 1915 yılında yazdığı Dışa Yolculuk adlı romanıyla başladığı yazın yolculuğuna, 1928 yılında ilk kez yayımlanan Orlando ile birçok yönden çok farklı bir boyut kazandırmıştır. Dönemin edebi ve düşünsel standartlarının çok ötesinde olduğu söylenebilecek olan bu roman, sınıflandırması, tanımlanması ve anlamlandırılması çok da kolay olmayan bir metindir ve yirminci yüzyılın son çeyreğine egemen olan ve marjinal bakış açılarına ses vermeyi amaçlayan düşünce akımlarının da etkisiyle bir anlamda yeniden keşfedilmiş, farklı eleştirmenler tarafından çok farklı şekillerde okunmuş ve yorumlanmıştır. Metne yönelik farklı okumalar ve tanımlamalar değerlendirildiğinde, metnin biyografi yazımının normlarını yıkan, erkek merkezli tarih anlayışına bir alternatif sunan yönleri ön plana çıkmaktadır. Ancak, Orlando’yu eşsiz kılan ve onun mercek altına alınması gereken yönü, Woolf’un özellikle vurguladığı, cinsiyet kutuplaşmasına ve kutuplaşmış cinsiyet rollerinin kısıtlayıcı ve boğucu etkilerine bir çözüm olarak önerdiği androjenlik kavramıdır. - [sözün yaşı, gözün yası](https://feministyaklasimlar.org/sayi-12-ekim-2010/sozun-yasi-gozun-yasi/) - karışamıyorum bazen dünyaya, hani huzursuz bir iki kelime edip, vuruyorum ya kendimi sıradanlığa, acı şokuna girip beklemekten solmuş haberlere, yazsonlarına, gündönümlerine benziyorum ya… - [Çirkin Ördek Yavrusu: Bir Dönüşüm Hikayesi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-12-ekim-2010/cirkin-ordek-yavrusu/) - 2010 LGBTT Onur Haftası organizasyonu çerçevesinde oluşan “kadın” grubu hazırlık sürecinde ve etkinliklerde cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsellik üzerine pek çok konuyu tartışa tartışa geleceğe dönük bir grup kurma eğilimini oluşturdu. Kişinin kendini algıladığı, gördüğü gibi yaşayabildiği, kendini gerçekleştirebileceği, engellere, önyargılara, sınırlara takılmadan diğerlerine doğru akabileceği, başkalarından kendine akanlarla kendini yeniden oluşturabileceği, herkesin bu deneyimi yaşayabileceği bir ortamı nasıl kurabileceği konularında yapılan bu tartışmalarla bir deneyim havuzu oluşmaya başladı. Bu yazıda, grubun bazı üyeleri biraraya gelerek çocukluktan itibaren cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında kendilerini keşfetmeleri, etraflarındaki dünya ile kendileri arasındaki gerilimleri ve anlamlandırma çabalarını anlattılar. - [Eşcinsel Mekânlar: Erkek Eşcinseller Arası İletişim](https://feministyaklasimlar.org/sayi-12-ekim-2010/escinsel-mekanlar/) - Heteronormatif mekânın kültürel, sosyal ve politik olarak yeniden üretimi lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüellerin altkültür oluşturmasını da beraberinde getiriyor. Cinsel kimlikleri nedeniyle damgalanmaya uğrayan söz konusu bireyler, kendilerine ait alanlar açarak heteronormatif mekâna belirli bir mesafe alabiliyor. Bireyin ‘cemaat’ ile ilişki kurmasını sağlayan bu alanlar, eşcinsel altkültürünün oluşumunda ve dönüşümünde ne gibi dinamiklerin etkili olduğunu göstermeleri açısından da önem taşıyor. Performatif bir mekân olan eşcinsel sahne, farklı eşcinselliklerin aynı mekân içerisinde ya da farklı mekânlarda yeniden üretildiği, sosyalleştiği yerler olarak şehir mekânına dağılıyor. Doğu Durgun, bu yazısında İstanbul’daki farklı eşcinsel mekânlarda sosyalleşen erkek eşcinseller arası iletişimi inceleyerek, söz konusu altkültürün cemaat, aile, heteronormativite, sınıf, seks, erillik gibi dinamiklerle ilişkisini tartışıyor. - [1970’lerin En Kitlesel Kadın Örgütü: İlerici Kadınlar Derneği](https://feministyaklasimlar.org/sayi-12-ekim-2010/1970lerin-en-kitlesel-kadin-orgutu/) - Bu makalede, 1975 yılının Haziran ayında kurulan İlerici Kadınlar Derneği’nin 12 Eylül 1980’e kadar, yaklaşık 5,5 yıl içinde 15.000 üye sayısına ulaşarak geldiği özel konumun incelemesi amaçlanmaktadır. Ancak kadın örgütlenmesinin bu kadar yaygınlaşması için 70’li yılların ortalarına kadar neden beklemek zorunda kalındığına ve 1975-1980 arası dönemde kitleselleşmeyi sağlayan faktörlerin neler olduğuna kısaca bakmak gerekmektedir. 1970’li yıllar Türkiye solunun, işçi hareketinin en güçlü olduğu yıllardır. Bu hareket içinde kadınlar da kendilerine yer açtılar ve alanlarını genişletmeyi başardılar. 1970’ler sonrasındaki gelişmelerin temeli aslında 1960’larda atılmıştır. Türkiye İşçi Partisi’nin ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun kurulması, işçi hareketinin güçlenmesi sonucunu da doğurmuştur. 1968 hareketi, genel olarak öğrenci hareketi niteliği taşımaktaydı. İşçi hareketinin, daha doğrusu solun genel olarak siyasete damgasını vurması 1973 genel seçimlerinden sonra ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Uluslararası Demokratik Kadınlar Federasyonu’nun (UDKF) önerisiyle Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1975 yılını Dünya Kadınlar Yılı, 1975-1985 yıllarını ise kadın on yılı ilan eder. Avrupa'daki sosyalist ve komünist partiler de ayrı kadın örgütlenmesine ağırlık vermeye başlar. Türkiye'deki sol hareket ise bu gelişmeleri henüz tartışmaktadır. 1975 yılından sonra, özellikle İKD’nin kuruluşundan itibaren daha yaygın olarak sosyalist kadın dernekleri kurulmuş ve ayrı kadın örgütlenmesinin 'sınıf mücadelesini böleceği' söyleminden yavaş yavaş uzaklaşılmaya başlanmıştır. Daha doğrusu, kadınların özgül sorunlarından yola çıkarak onları 'sınıf mücadelesine' katmanın yolları aranmıştır. İKD ise o dönemde kurulan ilk sosyalist kadın derneğidir. - [Eleştirel Tarihin Peşinde](https://feministyaklasimlar.org/sayi-12-ekim-2010/elestirel-tarihin-pesinde/) - Joan Scott bu yazıda, hayatındaki çeşitli dönüm noktaları üzerinden eleştirel tarihi kavramaya yönelik serüvenini okuyucularla paylaşıyor. Çocukluk yıllarından itibaren bilgi ile kurduğu ilişkiyi; lise ve üniversite yılları boyunca ve halen politikanın hayatını ve akademik alandaki tercihlerini nasıl şekillendirdiğini; yol boyunca politik, aktivist bir akademisyen olarak kimliğini oluşturmasında katkısı bulunan fikirleri ve düşünürleri aktarıyor. Joan Scott'un kendi deneyimlerinden hareketle ve tarihsel bir perspektifle oluşturduğu bu makalede feminist eleştirel bir tarih yazımı arayışında karşılaşılan zorluklar, yaşanan karşılaşmalar, bilginin üretimi ve aktarımı noktasında hissedilen heyecan ve bilgi/iktidar ilişkilerinin sorgulanmasında tarihsel analizin önemi de ele alınıyor. - [Toplumsal Cinsiyet: Faydalı Bir Tarihsel Analiz Kategorisi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-12-ekim-2010/toplumsal-cinsiyet/) - Joan Scott’un “Toplumsal Cinsiyet: Faydalı Bir Tarihsel Analiz Kategorisi” makalesi toplumsal cinsiyeti, analitik bir kategori olarak gündeme getiren ve bu bağlamda, yalnızca tarih alanındaki değil, genel olarak sosyal bilimlerdeki hakim paradigmalara eleştirel bir perspektif geliştiren öncü bir makaledir. Scott, toplumsal cinsiyeti tarihsel bir kategori olarak önerirken, kadınların tarihsel özneler olarak yeniden gündeme getirilmesinin ötesine geçerek, tarihyazımının kendisinin yeniden yapılandırılmasını önerir. Scott, bu tartışmayı yürütürken, toplumsal cinsiyet kategorisinin sınıf ve ırkı da kapsayacak şekilde yeniden tanımlanması gerektiğini söyler. Toplumsal yapıdaki diğer hiyerarşi kategorilerini de kapsayacak bir şekilde tanımlanan toplumsal cinsiyet kategorisi, feminist siyasi stratejiler geliştirilmesi sürecinin de önünü açacaktır. - [evimin kadınları](https://feministyaklasimlar.org/sayi-11-haziran-2010/evimin-kadinlari/) - doğum sancısı çekerdi annem bana her baktığında gönlünün bağında gökkuşağını arardık her sabah ... - [Anamın Dili](https://feministyaklasimlar.org/sayi-12-ekim-2010/anamin-dili/) - Çocukken sadece evin, sadece yuvandır dil çünkü ilk orada meram anlatman gerekir. İlk orada ulaşmayı istediğin birilerin, anlatmayı istediğin bir şeylerin olur. Zaten sana hayat veren canlının adıyla, ‘ana’yla anılmasının nedeni de budur dilin. Anadil senin rahim içindeki güvenli kuytunun, şimdi artık dışarda olduğun için giderek uzaklaşan ama yine de hep duyduğun yankısıdır. - [Özneleşen Mekân/Farklılıklara Mekân Olan Özne Berci Kristin Çöp Masalları’nda Mekân, Özne ve Anlatı](https://feministyaklasimlar.org/sayi-10-subat-2010/oznelesen-mekanfarkliliklara-mekan-olan-ozne-berci-kristin-cop-masallarinda/) - Gündemdeki kentsel dönüşüm projelerince ıslah edilmesi öngörülen kimi mekânlar bizlere modern kentin “çağdışı” yüzü olarak sunuluyor. Gecekondu olarak nitelendirilen bu mekânlar merkezden bakıldığında moderniteden, bu mekânların sakinleri de özne olmaktan uzak olarak görülüyor. Böyle bir bakışla özellikle kültür başkenti ilan edilmiş İstanbul’da görünmez kılınmaya çalışılan, kendine ait kültürü inkâr edilen mekânları gördükçe günümüzden yirmi altı yıl önce yazılmış da olsa Latife Tekin’in Berci Kristin Çöp Masalları’nı hatırlamakta fayda var. Gecekonduyu bir dekor olmaktan çıkararak “içerden” bir bakış sunan bu metin, mekânın öznelliğine dair düşünmemizi olanaklı kılıyor. - [Anayasa Değişiklikleri Türkiye’nin İhtiyaçlarını Karşılıyor Mu?](https://feministyaklasimlar.org/sayi-11-haziran-2010/anayasa-degisiklikleri-turkiyenin-ihtiyaclarini-karsiliyor-mu/) - AKP Hükümeti tarafından gündeme getirilen ve 23 Madde’de değişiklik talep eden Anayasa paketi, siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran madde haricinde Mayıs ayında parlamentoda onaylandı. CHP'nin Anayasa değişikliği paketinin iptal edilmesine ilişkin açtığı davayı kabul eden Anayasa Mahkemesi dava sonunda bir itiraz geliştirmezse, ilgili maddeler toplu olarak 12 Eylül askeri darbesinin yıldönümünde referanduma sunulacak. Feminist Yaklaşımlar içinde yürüttüğümüz tartışmalardan yola çıkarak Esra Aşan’ın kaleme aldığı “Anayasa Değişiklikleri Türkiye’nin İhtiyaçlarını Karşılıyor Mu?” isimli yazı anayasa tartışmalarında 2007’den itibaren gelişen süreci değerlendirirken anayasa değişiklik paketinde yer alan bazı somut örnekler üzerinden yapılması planlanan değişikliği ve bu değişikliğin olası sonuçlarını yorumluyor. - [Ayrımcılık ve Eşitsizliğin Kanıtı: Anayasa Taslağı](https://feministyaklasimlar.org/sayi-11-haziran-2010/ayrimcilik-ve-esitsizligin-kaniti/) - 2007 Genel Seçimleri sonrasında sivil anayasa tartışmaları gündeme geldiğinden beri, LGBTT örgütleri Anayasa’daki eşitlik maddesine "cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği” ibarelerinin eklenmesi için mücadele ediyor. Daha önce 2003 yılında yapılan Türk Ceza Kanunu değişim sürecinde de ayrımcılık maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadelerinin konulması talep edilmiş; ancak maddede geçen “cinsiyet” kelimesinin eşcinselleri de kapsadığı ileri sürülerek bu talep reddedilmişti. Her alanda ayrımcılığa uğrayan, toplumsal dışlanmaya ve nefret cinayetlerine maruz kalan lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüellerin varlıklarının ve haklarının tanınması anlamına gelecek bu talebe, Anayasa’da kısmi değişiklik öngören son pakette de yer verilmiyor. Yasemin Öz, bu yazısında son anayasa değişiklik paketinin olumlu yanları olmakla birlikte yüksek siyasete endekslendiğini, kadınlar ve LGBTT bireylerle ilgili acil ve hayati konuları tali duruma düşürdüğünü belirtiyor. LGBTT örgütlerin anayasal hak mücadelesinde yaptığı çalışmaları hatırlatırken paketin toplumsal olarak dezavantajlı kesimlerin ihtiyaçlarını karşılamadığının, temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almadığının, işçi ve azınlık haklarına dair de yenilik getirmediğinin altını çiziyor. - [Anayasaların Yapım Süreçleri Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-11-haziran-2010/anayasalarin-yapim-surecleri-uzerine-aysen-candas-ile-soylesi/) - Eylül 2010’da referanduma sunulmak üzere gündeme gelen anayasa değişikliği oldukça yoğun tartışmaları da beraberinde getirdi. Bu tartışmalar ağırlıklı olarak referandumda karşımıza gelecek olan değişikliklere onay verip vermemek noktasında yoğunlaştı. Oysa bu tartışmanın en kritik ayağını, anayasa değişikliğinin toplum tabanında, farklı kesimler arasında ne kadar gündem olabildiği, buralarda gündeme gelen noktaların anayasal değişiklik sürecine ne kadar yansıdığı konusu oluşturuyor. Bu noktadan hareketle Ayşen Candaş ile anayasal siyaset üzerine bir söyleşi yaptık. Kendisiyle, uluslararası örneklere referansla, anayasa yapım süreçlerinin demokratik bir şekilde işleyebilmesi için sürecin nasıl şekillenmesi gerektiğini, tartışmanın toplum tabanına yayılabilmesi için ne tür mekanizmalara ihtiyaç duyulduğunu, toplumun farklı kesimlerinin süreçteki temsiliyetlerini ve son aşamada toplumun tüm kesimlerinin üzerinde uzlaşabildiği bir anayasanın nasıl ortaya çıkabileceğini konuştuk. - [Anayasa Tartışmaları Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-11-haziran-2010/anayasa-tartismalari-uzerine/) - 1982 Anayasası’nın bazı maddelerinde yapılmak istenen değişiklikleri kapsayan 17. paket tartışmaları, 2010 Mart ayı sonlarında hız kazanmaya başladı. Anayasa değişikliği konusunda sert kutuplaşmaların yaşandığı bir dönemde; Anayasa yapım sürecinin nasıl olması gerektiği, bu değişiklik paketinin kadınlar açısından ne gibi sonuçlar doğuracağı ve dünyadaki Anayasa yapım örneklerini Anayasa Kadın Platformu’ndan Av. Hülya Gülbahar ile konuştuk. Hülya Gülbahar, anayasaların toplumun çoğunluğu tarafından anlaşılmış, kabullenilmiş, akılcı, ileriyi gören kurallar getirmesi gerektiğine, Anayasa yapmanın doğasında uzlaşma ve mutabakat olduğuna, Güney Afrika, İspanya, Brezilya, Finlandiya gibi dünyanın birçok ülkesinde yeni anayasa yapım süreçlerinin uzun yıllar süren tartışmalarla sonuçlandırıldığına ilişkin örnekler sunuyor. - [Bilgi, İktidar ve Akademik Özgürlük](https://feministyaklasimlar.org/sayi-11-haziran-2010/bilgi-iktidar-ve-akademik-ozgurluk/) - Akademik özgürlük, sık sık üniversite üyelerinin kabul görmüş haklarının ihlallerini kınamak için başvurulan, anlamı aşikâr bir terim olarak görünse de, aslında uygulaması sınırlı ve anlaşılması zor bir kavramdır. Yüzyılın başında Birleşik Devletler’de akademik özgürlük yalnızca kamu yararı için gerekli bilgiyi üreten ve aktaran fakülte üyelerine ilişkin olarak kullanılıyordu. O zamanlar bu pratik hemen hemen hiç bilinmediğinden, yalnızca kadrolu fakülte üyelerini ilgilendiren bir konu değildi. Akademik özgürlük; iktidar ile bilgi, siyaset ile gerçek, eylem ile düşünce arasındaki çatışmaları bunlar arasına keskin bir ayrım çizerek -ki bu ayrımı korumak hep güç olmuştur- çözmeyi amaçlıyordu. Bu noktada, basmakalıp bir tanım vermektense, bir akademik hak teorisi olarak ve bunları koruyabilecek bir pratik olarak akademik özgürlük kavramını zora sokan bazı sorunlara değinmek istiyorum. - [Balyoz Dediğin](https://feministyaklasimlar.org/sayi-10-subat-2010/balyoz-dedigin/) - En umulmadık ve katlanılmaz şeyler, insanın kafasına balyoz gibi iner. Ülkede Balyoz Operasyonu’nun başladığı sıralarda benim kafama balyoz gibi inen başka bir gelişme vardı. Pınar’ım, uyanıkken gördüğü bir kâbusu andıran ‘Mısır Çarşısı Davası’nın içine çekilmeye çalışılıyordu bir kez daha. On iki yıl ve iki beraat sonrası bir kez daha. Sayısız rapor “bomba değil, gaz kaçağı” demişken, Pınar bomba ya da gaz kaçağı olmasıyla bile ilgisi olmayacak bir yerde başına örülen bu komployu televizyon ekranlarında izlemişken bir kez daha. - [“‘Kendi Ayaklarımız Üzerinde Duracağız’, Dedim Kızıma” Gülensu Mahallesi'nden](https://feministyaklasimlar.org/sayi-10-subat-2010/kendi-ayaklarimiz-uzerinde-duracagiz-dedim-kizima/) - Kendim Iğdırlıyım. 1961 doğumluyum. 1984’te İstanbul’a annemin yanına geldim. Geldim, iş hayatına atılmayı düşündüm, okulu yeni bitirmiştim. Olmadı tabii ki. Kendim istedim ama istemekle olmuyor. Arkanda biri olmayınca... O zaman İstanbul’u da bilmediğim için... İş hayatına giremedik, evlilik yaptık. - [Toplumsal Cinsiyet Bakış Açısından Çevre: "Çevre İçinde Birey"den "Çevre İçinde Kadın"a](https://feministyaklasimlar.org/sayi-10-subat-2010/toplumsal-cinsiyet-bakis-acisindan-cevre/) - Eleştirel ve feminist akademisyenlerin coğrafya, mimarlık ve şehir planlaması ile tarih alanlarında yaptıkları disiplinler arası çalışmalara dayanan bu makale, sosyal hizmetin birey-çevre düzenlemesinin toplumsal cinsiyeti ve bunun imlediği gerçeklikleri de içerecek biçimde daha bütünsel olarak yeniden incelenmesini amaçlamaktadır. Bu bağlamda iç içe geçmiş üç alan ele alınmaktadır: a) kadınların gündelik çevrelerinde yaşadıkları öznel deneyimler; b) bu çevresel deneyimlerle kadınların hayatlarının coğrafyası ve ırk/etnisite, sınıf, cinsel yönelim gibi daha geniş sosyal kategoriler arasındaki bağlantılar; c) kadınların çevresel güçleri, kaynakları ve eyleyicilikleri. - [“Burada Genellikle Kadınlar Mücadele Edip Almışlar Mahalleyi...” Gülensu Mahallesi'nden](https://feministyaklasimlar.org/sayi-10-subat-2010/burada-genellikle-kadinlar-mucadele-edip-almislar-mahalleyi/) - Günümüzde “kentsel dönüşüm” sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok yerinde yakıcı bir gündem olarak karşımıza çıkıyor. Kent yeniden organize edilirken, işçi sınıfının, yoksul kesimlerin, göçle gelenlerin yaşadığı mekânların çeşitli nedenlerle değerlenmesi ve farklı amaçlarla kullanıma açılmak istenmesi nedeniyle, buralarda yaşayan insanların gözden ırak yerlere taşınması aslında uzun zamandır gündemde. İstanbul özelinde 1970’lerden bu yana dönem dönem gündeme gelen gecekondu yıkımları ya da imâlathane ve sanayi bölgelerinin ve buralarda çalışan insanların şehir dışına kaydırılması kentin yeniden yapılandırılma süreçlerine karşılık geliyor. - [Feminizm, Kapitalizm ve Tarihin Oyunu](https://feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/feminizm-kapitalizm-ve-tarihin-oyunu/) - Nancy Fraser "Feminizm, Kapitalizm ve Tarihin Oyunu" başlıklı makalesinde kendisinin de içinde bulunduğu kırk yıllık bir feminist aktivizm tarihine geri dönerek ikinci dalga feminist harekete, yarattığı ve yaratamadığı kültürel ve yapısal dönüşümler bağlamında eleştirel bir gözle bakmaya çalışıyor. İkinci dalga feminizmin, kapitalizmin yakın tarihi içerisinde geçirdiği evreleri ve kapitalizmle olan ilişkisini farklı tarihsel dönemler üzerinden tartışmaya açıyor. Fraser, feminist analizin ekonomik, kültürel ve politik boyutlarının süreç içerisinde hem birbirinden hem de kapitalizm eleştirisinden ayrılmış olduğunu belirtirken, feminizmin başardığı kültürel değişimlerin kendi eşitlikçi ve adil toplum idealiyle taban tabana zıt olan küresel neoliberal kapitalizme geçişi istemeden de olsa meşrulaştırmış olduğunu savunuyor. Fraser, yazısında ikinci dalga feminizmin kapitalizmle olan ilişkisini sorgularken evrildiği yeni biçimleri de göz önünde bulundurarak kapitalizme karşı nasıl bir feminist analiz ve aktivizme ihtiyacımız olabileceğine dair bir tartışma başlatmayı hedefliyor. - [Fraser ve Feminizm: Söylem Kimin Söylemi, Tarih Kimin Tarihi?](https://feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/fraser-ve-feminizm/) - Nancy Fraser kısa bir süre önce yayımlanan “Feminizm, Kapitalizm ve Tarihin Oyunu” adlı makalesinde bugün feminizmin neoliberalizm karşısında radikal kimliğini kaybettiğini iddia etmektedir. Buna göre ikinci dalga feminizmin devlet kapitalizmine yönelttiği ekonomizm, erkek merkezcilik, devletçilik, westfalyanizm gibi eleştiriler; sosyal güvencelerin zaten olmadığı, vatandaşların tüketiciye dönüştürüldüğü, esnek istihdam şartlarının zorla yaygınlaştırıldığı neoliberal sistem bağlamında sistemi meşrulaştıran argümanlara dönüşmüşlerdir. Bu yazıda feminizmin son yıllarda hangi noktalarda olduğu yeniden gözden geçirerek Nancy Fraser’ın çerçevesindeki analitik ve ampirik sorunlar işaret edilmeye çalışılacaktır. Analitik açıdan, Nancy Fraser’ın ikinci dalga feminizmi değerlendirirken bir iktidar eleştirisi olarak feminist politikanın kendi içindeki bütünlüklü perspektifini göz ardı ettiği, analitik ayrımlar olarak ortaya koyduğu siyasi, kültürel, ekonomik ayrımları gerçek ayrımlara dönüştürerek sınıf mücadelesini sisteme karşı muhalefetin başat – ve olmazsa olmaz – öğesi haline getirdiği savunulmaktadır. Ampirik açıdan ise, Nancy Fraser’ın küresel bir feminist hareket adına yaptığı değerlendirmenin farklı bağlamlardaki feminist hareketler arasındaki ayrımları tamamen göz ardı ettiği ifade edilmektedir. - [Gelenek Söylemleri ve İktidarın Doğallaşması: Namus Cinayetleri Örneği](https://feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/gelenek-soylemleri-ve-iktidarin-dogallasmasi-2/) - Bu makalede, namus cinayetleri hakkında üretilen gelenek söylemi eleştirel bir analize tabi tutulmaktadır. Namus cinayetleri örneği üzerinden gelenek kategorisinin kalkınmacı devlet döneminde adı konmayarak, içi boş bir kategori olarak kullanılışından neoliberal dönüşümle birlikte üstüne bilgi üretmeye arzu duyulan kültürel nesne haline getirilişi incelenmektedir. Gelenek söyleminin içerdiği ataerkil ve sömürgeci öğeler ayrıştırılarak bu söylem üzerinden doğallaşan iktidar ilişkileri, bu ilişkilerdeki dönüşümlerle birlikte tartışılmaktadır. Gelenek söylemi üzerinden, değişik iktidar bağlamlarında kadınlar arasında kurulan ayrımlar ve bunun gerçekleşen ve potansiyel olarak kalan feminist örgütlenmelere etkisi makalenin ikinci ana temasını oluşturmaktadır. - [Kadınların Gözünden Türkiye’de Demokratik Açılım Süreci](https://feministyaklasimlar.org/sayi-10-subat-2010/kadinlarin-gozunden-turkiyede-demokratik-acilim-sureci/) - 2009 yaz aylarında “Kürt açılımı” olarak başlayan süreç “milli birlik ve kardeşlik” projesine evrilirken ülkemizde barış ve demokrasi kültürüne son derece zıt gelişmeler yaşanmaya devam etti. Terörle mücadele bahanesiyle yürütülen operasyonlarda aralarında kadın hareketi aktivistlerinin de olduğu yüzlerce Kürt siyasetçi ve binlerce çocuk cezaevlerine gönderildi. Parti kapatma fiyaskolarına bir yenisi daha eklendi. Demokratik Toplum Partisi kapatılırken Kürt belediye çalışanları da kelepçelenerek tutuklular kervanına dahil edildi. Sokaklarda ise Kürtlere yönelik başlayan linç girişimleri Türk olmayan tüm kesimlere kolayca yönelinebileceğini gösterdi. “Analar ağlamasın” söylemiyle başlayan açılım süreci pek çok kadını mağdur etmeye devam etti. Tüm bu gelişmelerden hareketle dergimizin bu sayısında “açılım” sürecini tartışmak üzere Demokratik Özgür Kadın Hareketi’nden Zehra İpek, feminist aktivist Nilgün Yurdalan ve akademisyen Büşra Ersanlı ile bir araya geldik. Feminist Yaklaşımlar adına Esra Aşan ve Ayça Günaydın’ın katıldığı bu toplantıda “açılım” sürecinde kadınlar üzerinden kurulan söylemleri değerlendirmeye çalışmanın yanı sıra barış mücadelesinde kadınlar olarak neler yaptığımızı ve önümüzdeki süreçte neler yapabileceğimizi ele almaya çalıştık. - [Açıl Susam Açıl](https://feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/acil-susam-acil/) - Bu yazıda, son dönemde gündeme gelen “Kürt ve Ermeni Açılımı” tartışmaları değerlendiriliyor ve sürecin Türkiye’nin demokratikleşmesi adına samimiyetle ele alınması çağrısı yapılıyor. Bu süreçte herkesin payına düşen vicdanının dilini duymak ve insan onurunun hayrına elini taşın altına koymak. Verilecek mücadele ise yürekten yüreğe, ruhtan ruha bir patikada ilerlemeyi gerektiriyor. - [Acının ve Gururun Şarkıları Burj El-Barajneh Sevkiyati](https://feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/acinin-ve-gururun-sarkilari-burj-el-barajneh-sevkiyati/) - Bağdat Uluslararası Havaalanı’nın yanındaki aşırı kalabalık mülteci kampının taş yığını ve sefalet dolu yollarından geçtikten sonra, Filistin halk şarkıları geleneğinin yaşayan hazinesi Umm Muhammad ile olan görüşmeme yarım saat gecikmeli de olsa ulaştım. - [Türkiye’de Demokratik Açılım ve Anadil Tartışmaları Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/turkiyede-demokratik-acilim-ve-anadil-tartismalari-uzerine/) - Son dönemde kamuoyunda gündeme gelen demokratik açılım tartışmalarıyla birlikte anadilde eğitim hakkı üzerine de yeniden konuşulur oldu. Türkiye'nin çokdilli ve çokkimlikli yapısının tanınması ve dilin önündeki engellerin kaldırılması, demokratik ve barışçıl bir sürece katkı sunması açısından bu tartışmalar oldukça önemli. Dergimizin bu sayısında Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Füsun Üstel ile Türkiye’de anadilde eğitim tartışmaları, dünyada çokdilli eğitim konusunda geliştirilen yöntem ve politikalar ve Türkiye’deki farklı dillerin tanınmasının ve kullanımının önündeki engellerin kaldırılmasının toplumsal anlamda karşılığı üzerine konuştuk. Füsun Üstel, dil haklarının kültürel bellekle de ilgili bir hak olduğunu ve dil hakkına sahip çıkmanın kültürel belleğe, kültürel kimliğe sahip çıkmak anlamına geldiğini söylüyor ve Türkiye’de başta dil hakları olmak üzere kültürel hakların tanınması, “sorun”un normalleşmesini, “sorun” olmaktan çıkmasını sağlayacaktır diye belirtiyor. - [Toplumsal Barış ve Kürtçe Dil Eğitimi Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/toplumsal-baris-ve-kurtce-dil-egitimi-uzerine/) - Kadınların dilsizleştirilmeleri ve toplumsal değişim adına üzerlerinde uygulanan eğitim politikaları anadil sorununun aynı zamanda bir kadın sorunu olduğunu da gözler önüne seriyor. Değişmesi beklenen Kürtler mi, yoksa kamusal alanın vatandaşların ihtiyacına göre yeniden şekillenmesi mi gerekiyor? İstanbul Kürt Enstitüsü’nde Kürtçe eğitmenliği yapan ve aynı zamanda Bilgi Üniversitesi’nde seçmeli Kürtçe dil dersi veren Ronayi Önen ile Kürtçe dil eğitimi, anadilde eğitim, resmi dil politikasının kadınların yaşantısına etkileri ve toplumsal barışın inşasında ötekinin dilini öğrenmenin nasıl bir anlam ifade ettiği üzerine konuştuk. Ronayi, Kürtçe dil eğitimi vermenin okuma-yazma eğitimi vermekten öte, bir halkın kendi diliyle barışması gibi toplumsal bir gerçekliğe hizmet ettiğini kendi deneyimlerinden yola çıkarak aktarıyor ve ekliyor: Birbirimizi anlamamız için birbirimizin dilini konuşuyor olmamız gerekir. - [Çözüm Sürecine Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Bakmak](https://feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/cozum-surecine-toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-bakmak/) - Bu yazıda, Türkiye’de Kürt sorununun çözümü ve barışın inşa edilme sürecinin toplumsal cinsiyete duyarlı hale getirilmesi gerektiği ve kadınların söz konusu sürecin aktif özneleri oldukları öne sürülmektedir. Milliyetçilik, militarizm ve bizzat savaşın kendisi cinsiyetlendirilmiş süreçlerdir. Dolayısıyla savaşa yol açan koşulların ortadan kaldırılması ve barışı inşasını mümkün kılacak süreçlerin hayata geçirilmesinin de toplumsal cinsiyete duyarlı olması gerekir. Milliyetçiliğin, militarizmin cinsiyetlendirilmiş süreçler olması sadece algı dünyalarıyla ya da kültürel süreçlerle sınırlı etkide bulunmaz; savaşın tahribatlarından kadınlarla erkeklerin farklı şekillerde etkilenmelerine de yol açar. Dolayısıyla savaşın etkilerinin cinsiyete göre de ayrıştırılması önem taşır. Öte yandan kadınların sürece özneler olarak katılmalarının tek gerekçesi savaşın tahribatının kadınlar açısından da saptanması ve bunları telafi edecek politika ve programların oluşturulması ile ilgili değildir. Barış, yeni ve farklı bir toplum tahayyülünü gerektiriyorsa, kadınların özneler olarak katılımı zorunludur. Kaldı ki kadınların devletle, milliyetçi kurgu ve projelerle, militarizmle ilişkilenme biçimleri erkeklerden farklıdır ve sürece farklı bir bakış açısı sunabilirler. Nitekim, ülkemizde de durum budur. Bugün kadınların barış sürecine eklemlenmeleri ulusal popüler düzlemde esas olarak annelik söylemi üzerinden yürütülüyor olsa da gerçekte 1990’lı yılların sonlarından bu yana yaklaşık on yıldır kadınlar yoğun bir şekilde bir araya gelmenin koşullarını yaratıyorlar. Bu buluşmalar önemli bir deneyimin birikmesine yol açtı. - [Filistinli Aktivist Bir Kadın Sanatçı](https://feministyaklasimlar.org/sayi-09-ekim-2009/filistinli-aktivist-bir-kadin-sanatci/) - Filistinli bir müzisyen ve aktivist olan Reem Kelani çok üreten, çok çalışan bir kadın… Derleme çalışmaları, atölyeleri, radyo programları, konserleri ve albümleri onun üretiminin somut örnekleri… Kendi topraklarından sürülen bir Filistinli ailenin çocuğu olarak Kuveyt’te doğan ve şimdi Londra’da yaşayan Reem’in hayatı Filistin kimliğinin tanınması, bir kadın şarkıcı olarak müzik sektöründe var olmak, bir diasporalı olarak Filistinlilerce kabul edilmek üzere yaptığı mücadelelerle geçiyor. Bu dosyada Reem Kelani’nin müzikal ve kültürel hafızasının, yaşadığı coğrafyanın çokkültürlülüğünden nasıl beslendiğini, kültürel kimlik konusundaki hassasiyetini ve diasporalı bir müzisyen olarak aktivizminin nasıl şekillendiğini okuyacaksınız. - [Evin Gündüzü, Evin Gecesi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-08-haziran-2009/evin-gunduzu-evin-gecesi/) - Evin Gündüzü Güneş ışınlarının tülleri saydamlaştırdığı anda, içindeki kurulu saatin zilini duymuşcasına uyanıverdi yaşlı kadın. Bir de adını çıkarmışlardı ‘Sabahın kör karanlığında uyanır’ diye. Tam tersi, günün ilk ışığını hisseder hissetmez uyanıyordu aslında. Saate değil, ışığa bağlıydı onun yaşamındaki sabah başlangıçları. Başkaları bu ilk ışığı algılayamıyorsa o ne yapsındı. - [Sendikal Örgütlenme ve Toplumsal Cinsiyet Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-08-haziran-2009/sendikal-orgutlenme-ve-toplumsal-cinsiyet-uzerine/) - Ekonomik kriz ile birlikte neoliberal sistemin sorunları daha da yakıcı yaşanmaya başladı. İş güvencesinin olmadığı, insanların çok düşük ücretlerle emek yoğun işlerde uzun saatler boyunca çalıştırıldığı bu dönemde sendikaların güçlü bir varlık göstermesi çok önemli. İstihdama katılan kadınların sayısı gün geçtikçe artarken sendikal politikaların feminist bir bakış açısı ile oluşturulması oldukça önemli. Sendika yönetimindeki az sayıda kadından biri olan Hava-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Eylem Ateş ile sendika yapılanmalarındaki sorunlar, sendikalarda kadınların sorunlarının ne derece gündem yapıldığı ve kriz karşısında sendikalı kadınlar ile feminist kadınlar arasındaki dayanışmayı konuştuk. - ["Novamed Kadın Grevinde Mutlu Son!" Gerçekten Var Mı?](https://feministyaklasimlar.org/sayi-08-haziran-2009/novamed-kadin-grevinde-mutlu-son/) - Novamed grevini örgütleyen kadınlardan Ayşegül Meydan ve Nuran Tüzün ile eylem sürecini ve sonrasını konuştuk. Söyleşide Novamed içinde kadınların yeni koşullarını ve örgütlenmeyi merkeze aldık. Kadınların uzun soluklu mücadelesi sonucunda hem neler kazanıldığını, hem de eylemi yapan kadınlar olarak eylemden sonra iş yerindeki konumlarının nasıl olduğunu ve eylemin onlara neler “kazandırdığını” konuştuk. Novamed’li kadınlar grev sürecinde başarılı oldular, ama mücadeleleri henüz bitmedi; çünkü sendika, fabrika içinde yeterli çoğunluğa ulaşamaz ise 2010 yılında yapılacak sözleşme yenilemesinde tüm sendikalı kadınların iş akdi feshedilebilir. - [Neoliberal Sistem Karşısında Geleneksel Sendika Modelinin Çıkmazları Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-08-haziran-2009/neoliberal-sistem-karsisinda/) - Sendikal Örgütlenme Bunalımı ve Türkiye’deki Durum kitabının yazarı Betül Urhan ile Türkiye’de sendikal yapıların temel sorunları, sendikaların toplumsal tabanlarını kaybetmelerinin nedenleri üzerinden geleneksel sendika yapısının tıkandığı noktaları ve bu bağlamda sendikaların alması gereken önlemleri konuştuk. Betül Urhan’a göre sendikaların şeffaflık, demokrasi, katılımcılık ve cinsiyet eşitliği ile ilgili kendi içlerindeki sorunlara bir an önce yanıt oluşturmaları gerekiyor. - [Feminist Antimilitarist Bir Yaklaşım: İsrail'in Karanlık Zamanlarından](https://feministyaklasimlar.org/sayi-07-mart-2009/feminist-antimilitarist-bir-yaklasim/) - Mirjam Hader Meerschwam, bu makaleyi kendisinden Gazze saldırısı ve İsrail-Filistin sorunu üzerine fikirlerini içeren bir yazı talep etmemiz üzerine kaleme almıştır. İsrailli feminist yazar bu yazıda İsrail’deki politik ve askeri gelişmeleri toplumun militer yapısı içinden anlamlandırmakta; üyesi olduğu New Profile örgütünün bu gelişmelerle ilgili yorum ve bakış açısını iletmektedir. Yazar, İsrail’in militer ortamında ordunun ve askerlik görevinin “topluma bir katkı” olmadığını düşünmenin zorluğundan bahsetse de gün geçtikçe daha çok İsraillinin vicdani/ideolojik/ekonomik nedenlerle askeri görevin gerekliliğine inanmadığını belirtmektedir. Bir İsrailli olarak İsrail’in baskıcı politikalarına karşı durmayı içinde bulunulan kültürü eleştirel olarak algılayabilmeye bağlar ve “herkesin kendisi hakkında düşünmesi, masum olmayabileceğini öğrenmesi” gerektiğini vurgular. - [Türkiye’de Yahudi Olmak:](https://feministyaklasimlar.org/sayi-07-mart-2009/turkiyede-yahudi-olmak/) - Beki Luiza Bahar, 1926’da İstanbul’da doğdu. 11 yaşındayken ailesiyle birlikte Ankara’ya yerleşti. T.E.D. Ankara Koleji’ni bitirdi. 1948 yılında evlendi. Üç çocuğu oldu. 1980 yılında ailece İstanbul’a taşındılar; halen İstanbul’da yaşıyor. Şair, araştırmacı ve oyun yazarı olan Beki Bahar’ın ilk yazısı 1958’de Haftanın Sesi’nde, ilk şiiri 1959’da Varlık Yeni Şiirler Antolojisi’nde, ilk öyküsü 1964’de Çağdaş dergisinde yayımlandı. İlk oyunu Alabora, 1970’de Ankara Devlet Tiyatrosu Yeni Sahne’de sergilendi. Pek çok dergide ve gazetede (Şalom, Eflatun, Tiryaki, Göztepe, vb.) denemeleri, araştırma yazıları, gezi notları, şiirleri ve tiyatro eserleri yayımlandı. Kendisinin ayrıca, şiir, oyun ve araştırma kitapları da bulunuyor. Yaptığımız söyleşide, Beki Bahar’ın hayat hikâyesinden yola çıkarak, Türkiye’de Yahudi bir kadın olma deneyimini nasıl yaşadığı ve bu deneyimin tarihsel olarak nasıl şekillendiği üzerine konuştuk. - [Türkiye’de Yahudilik ve Sabetaycılık:](https://feministyaklasimlar.org/sayi-07-mart-2009/turkiyede-yahudilik-ve-sabetaycilik/) - Leyla Neyzi ile yaptığımız söyleşide, sözlü tarih çalışmalarından yola çıkarak, Türkiye’de Yahudilik ve Sabetaycılık üzerine konuştuk. Yahudilerin ve Sabetaycıların Cumhuriyet projesine nasıl eklendikleri, bu proje tarafından ne kadar kapsanıp ne kadar dışarda bırakıldıkları konusundan hareket ederek, bugün Yahudilerin ve Sabetaycıların kimliklerini nasıl görünür kıldıkları noktasına değinmeye çalıştık. Yahudiler için “kapalı” bir cemaat olmanın ve Sabetaycılar için kimliğini yok saymak zorunda kalmanın hangi tarihsel ve sosyal koşullar bağlamında gerçekleştiği sorusunu açmaya çalıştık. - [Pavagan E (Yeter!): Zabel Yesayan'ın Barış Çağrısını Duyabilmek](https://feministyaklasimlar.org/sayi-07-mart-2009/pavagan-e-yeter/) - Bu yazı, yirminci yüzyıl başı Osmanlı toplumundaki barış hareketinin tarihine mütevazı bir adım; daha doğrusu, bu alanda yapılacak çalışmalar için bir eylem çağrısıdır. Yazıda, Zabel Yesayan’ın çoğunlukla göz ardı edilmiş bir eserini, Pavagan E’yi (Yeter!), onun militarizm ve ırkçılık karşıtı duruşunun bir manifestosu olarak okumaya çalışacağım. Pavagan E ilk kez 1922 yılında Viyana ve Berlin’de Arek (Güneş) dergisinde tefrika halinde basılmış daha sonra 1925’te İstanbul’da yayınlanan Yerp Aylevıs Çen Sirer, Koğı, Vebı derlemesinin ikinci baskısında yer almıştır. Muhtemelen 1912 yılında kaleme alınmış olan bu hikâyede Zabel Yesayan, Birinci Balkan Harbi özelinde savaşa ve militarizme karşı tepkisini dile getirmiştir. Bu yazıda Pavagan E’yi Yesayan’ın yaşamöyküsü, eserleri ve barış aktivizmi bağlamında okuyarak, Yesayan’ın feminist antimilitarist düşünce ve hareketin öncülerinden bir Osmanlı Ermeni aydını olduğunu göstermeye çalışacağım. - [Baharda](https://feministyaklasimlar.org/sayi-07-mart-2009/baharda/) - Belki de her şey bu havanın yüzündendi. Üniversiteye gitmek üzere koyulmuştu yola. Adımları otomatikleşmiş bir düzende o bildik rotada kendince ilerliyordu. Derken köşeyi döndü ve bahara çarptı. Dalında yeni açmış çiçekleri, tatlı güneş ışınlarına karşı mayışmış kedileri, ışıltılı denizde bata çıka ilerleyen balıkçı teknelerini, her şeyi aynı anda fark etti. Baharı her hücresinde bildi. Derken köşeyi dönünce mevsimin müdavim çiçekleri alacalı bir selama durdular. “Adaların mimoza” bir yanda, “Mor sümbüle gel” diğer yanda. Kırlardan koparılmış kılıklı papatyaların sevimli cazibesindense bahsetmeyelim bile. - [Türkiye Popüler Müziğinde Aykırı Kadınlar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-07-mart-2009/turkiye-populer-muziginde-aykiri-kadinlar/) - Yazıda, Türkiye’de popüler müzikte ‘kadın’ müzisyen olma durumu ele alınıyor ve aslen cinsiyetçi algıların ve müdahalelerin kadınların bu alandaki varoluş biçimlerine getirdiği sınırlar üzerinde duruluyor. Kadın enstrüman icracılarının erkeklere oranla çok daha az oluşunun nedenleri, kadın grubu oluşumları, kadın müzisyenlerin sadece kadınların icracı olduğu müzik gruplarında çalmayı tercih etmeleri, bu çalışma kapsamında yapılan görüşmelerde öne çıkan tartışma noktalarını oluşturuyor. Bunun yanı sıra, şarkıların ve video kliplerin analizleri doğrultusunda, kadın müzisyenlerin toplumsal cinsiyet kalıplarının dışına çıktıklarında ya da ataerkil normları ve davranış biçimlerini sorguladıklarında karşılaştıkları sansür ve yasaklamalara dikkat çekiliyor. - [Yoksul Olma Özgürlüğü ya da Küresel Kapitalizme Dair Feminist Bir Teoriye Neden İhtiyacımız Var?](https://feministyaklasimlar.org/sayi-08-haziran-2009/yoksul-olma-ozgurlugu-ya-da/) - “Yoksul Olma Özgürlüğü ya da Küresel Kapitalizme Dair Feminist Bir Teoriye Neden İhtiyacımız Var?” başlıklı yazı, Anna Tsing’in 2-4 Temmuz 2007 tarihlerinde Manchester Üniversitesi’nde yapılan “Poverty and Capital” başlıklı konferansta sunduğu tebliğin yazılı metni. Konuşmada, Oregon’da (ABD) mantar toplayıcıları arasında yaptığı etnografik çalışma anlatılıyor. Oregon’da yaban mantarı toplayıcılarının çoğunluğunu ABD-Hindiçin Savaşı’na bir şekilde katılmış olan insanlar oluşturuyor ve bu insanlar akrabalık bağları aracılığıyla işgücüne eklemleniyorlar. Anna Tsing, bu noktalardan hareketle, arz zinciri kapitalizminin, emeğin ve sermayenin harekete geçirildiği kültürel ve ekonomik nişler sayesinde örgütlendiğini söylüyor. Dolayısıyla, Tsing, küresel kapitalizmi anlarken kültürün de ekonomi ile birlikte analitik bir çerçeve olarak ele alınması gerektiğini, bunun için de küresel kapitalizme dair feminist teoriye ihtiyaç duyulduğunu öne sürüyor. - [Etnikleştirilmiş Silahlar ve İsrail’de Feminist Antimilitarizm](https://feministyaklasimlar.org/sayi-07-mart-2009/etniklestirilmis-silahlar-ve-israilde-feminist-antimilitarizm/) - Rela Mazali "Etnikleştirilmiş Silahlar ve İsrail’de Feminist Antimilitarizm" adlı makalesinde İsrail’de bir Yahudi olarak kendi gözlemlerinden ve deneyiminden yola çıkıp kendisinin de bir parçası olduğunu söylediği egemenliği sorguluyor. Yahudilik kimliğinin nasıl karmaşık ve çelişkili süreçler içinde kurulduğunu ve militarizmin nasıl bu kimliğin kurucu unsurlarından biri olduğunu gözler önüne seriyor. Tüm bunları yaparken ise okurla gerçekten ve herkes için özgür bir dünya kurmanın yollarını ve kendi feminist antimilitarist bakışını paylaşıyor. - [Kent ve Kadın](https://feministyaklasimlar.org/sayi-06-ekim-2008/kent-ve-kadin/) - Kentin ve toplumun biçimlenmesinde kadınların önemli bir rolü vardır. Oysa ataerkil sistem içerisinde konumu hep dezavantajlı olan kadının ihtiyaçlarına hassasiyet gösteren kentsel planlar yapılmamaktadır. Toplumun yaşam alanlarını hane ile sınırlandırdığı kadınlar ile işyerleri ve kamu kuruluşlarının oluşturduğu kamusal alanlarda hâkim olan erkekler arasındaki toplumsal ayrım, fiziksel mekânda, mekân tasarımında, mekâna yapılan müdahalelerde ve mekânsal ayrışmalarda, yani bir diğer değişle kentlerde de açıkça izlenebilmektedir. Bu makalede amaçlanan, planlama mesleğinin, kadını dezavantajlı konuma iten ya da onun dezavantajlı durumunu sürdüren zaaflarının sadece kadını ilgilendirmeyen kusurlar olduğunun gösterilmesi, kadının toplumun diğer yarısını oluşturan erkek gibi ihtiyaçları olduğunun ve bu ihtiyaçların mekânın diğer kullanıcılarınınkinden farklı olduğunun ortaya konmasıdır. Kişisel olan her şeyin politik olması gibi kadını ilgilendiren her şey toplumu ve kenti ilgilendirmektedir. - [Adaletle Maceralar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-06-ekim-2008/adaletle-maceralar/) - Çocukluğun benzersiz imgelem dünyasında pek çok büyülü eşleşme yaşanır. Dünyayı kendine göre kurar da sonra gerçeği karşısında bakakalır çocuk. Sorabilse “Yetişkin olmak bu mu?” diyecektir belki, “sahi, siz neye yetişmiş oldunuz?” diye ekleyecektir muzipçe. Ama uğraşmaya değer bulmaz; pek yalan bulduğu dünya gerçeğine karşı kendi hayal hakikatine sığınır, büyüyünceye kadar. - [Kadın Destanı Olur Mu?](https://feministyaklasimlar.org/sayi-06-ekim-2008/kadin-destani-olur-mu/) - Jale Parla’nın 8 Mart etkinlikleri çerçevesinde Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü’nin daveti üzerine verdiği tebliğin kısaltılmamış versiyonu olan bu yazı başlığındaki soruyu temel alarak hem feminist edebiyat eleştirisi yapıyor hem de feminist eleştirinin bazı sorunsallarını masaya yatırıyor. Soru şu: Kadın destanı olur mu? Bu soruyu ve bu soru temelinden yükselen başka soruları feminist eleştirinin imkânlarıyla geliştiren bu metin Ayla Kutlu’nın Kadın Destanı ve Latife Tekin’in Muinar’ı üzerinden tartışıyor. - [Türkiye’de Başörtülü Olmak…](https://feministyaklasimlar.org/sayi-06-ekim-2008/turkiyede-basortulu-olmak/) - Anayasa Mahkemesi’nin, üniversitelerde başörtüsü yasağını kaldırmak üzere Meclis’te üç parti tarafından onaylanarak çıkarılan yasayı iptal etmesi ile birlikte başörtüsü ile ilgili uygulamalar tekrar rektörlerin ve dekanların inisiyatifine bırakıldı. Tüm bu süreç boyunca başörtülü kadınlar dışında herkes başörtüsü konusunda konuştu. Hatta başörtüsü neredeyse kendi başına bir özne olarak ele alınmaya başlandı. Fatma Benli’nin sözleriyle “bir noktadan sonra üniversiteye girip çıkamayan, bir insan değil de başörtüsüymüş gibi gösterildi çoğu zaman”. Bu söyleşide Hazar Derneği Başkanı Ayla Kerimoğlu ve AKDER Başkan Yardımcısı Fatma Benli ile görüştük, kendi deneyimlerini ve başörtülü kadın arkadaşlarının deneyimlerini onlardan dinledik. - [Suskunluğun Siyaseti: Hayat Kadınlarına ve Fuhşa Dair Sessizliğin Feminist Bir Analizi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-06-ekim-2008/suskunlugun-siyaseti/) - Devletin iktidarını anlamak aynı zamanda iktidarın sessizleştirdiği alanlara bakmayı beraberinde getiriyor. Bu yazı, devletin fuhuşla kurduğu ilişkiye odaklanarak, sessizleştirme üzerinden kendisine nasıl bir cinsel iktidar alanı kurduğunun analizini yapmaya çalışıyor. Devlet, vesikalı ve vesikasız olarak çalışan hayat kadınlarına dair oluşturduğu yasal düzenlemelerle kadınları sadece toplumsal yaşamın kıyılarına itmekle kalmıyor, aynı zamanda kadınların yaşadıkları deneyimi dillendirmelerini engelleyen uygulamaları da faaliyete geçiriyor. Özellikle vesikalı olarak çalışan kadınların yaşamlarında bu düzenlemeler uç noktalara vararak, bu yaşamları yalnızca devlet aktörlerinin ve devletin izin verdigi kişilerin girebileceği ve üzerine söz üretebileceği mahrem bir alana dönüştürüyor. Sonuç olarak bu yazı, sadece kadınların sessizleştirilme hikâyesine değil, fuhşa aynı zamanda devletin kendisinin de sustuğu ve fuhuş hakkındaki bilgiyi sırra dönüştürdüğü bir alan olarak yaklaşarak devletin kendi iktidarı için nasıl mahrem bir alan kurduğunu analiz ediyor. - [Türkiye’de Fuhuş Sektörü Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-06-ekim-2008/turkiyede-fuhus-sektoru-uzerine/) - Ayşe Tükrükçü, 2007 genel seçimlerine İstanbul 2. bölgeden bağımsız aday olarak katıldı. Seçim sürecinde yürüttüğü politikayı, taşıdığı dövizlerde şöyle özetliyordu: “Eski Genelev Kadınıyım (Modern Köle), Tüm Hayatsız Kadınlar İçin, Tüm Ezilen, Hor Görülen Şiddet Mağduru Kadınlar İçin İstanbul Bağımsız Milletvekili Adayıyım”. Türkiye’de fuhuş, belirli dönemlerde feminist hareketin gündemine girmiş olmakla birlikte yeterince ele alınmış, hakkında ciddi anlamda siyaset üretilmiş bir konu değil. Ayşe Tükrükçü’nün, fuhuş sektöründe çalışan kadınlar lehine siyaset yapmaya ve yaşanan fiziksel, ekonomik ve duygusal şiddeti görünür kılmaya çalışması, bu nedenle çok önemli. Kendisiyle, kişisel deneyimlerinden yola çıkarak Türkiye’de fuhuş sektörü ve devletin bu sektördeki rolü üzerine konuştuk. - [Tanrı’nın Evindeki Orospular](https://feministyaklasimlar.org/sayi-06-ekim-2008/tanrinin-evindeki-orospular/) - “Tanrı’nın Evindeki Orospular”, İngiliz Fahişeler Kolektifi’nin 1982’de polisin fahişe kadınlara yönelik ırkçı ve cinsiyetçi baskılarına dikkat çekmek üzere yaptığı kilise işgali eylemini anlatıyor. Bu eylem sürecinin bir öznesi olan Selma James, eylemin örgütlenmesini anlatırken fahişelik ve fahişe kadınlarla ilgili tartışmaları sürdürebilmek için gereken bazı kavramsal çerçeveleri sunuyor. Örneğin fahişeliği kadınların yaptığı işlerden biri olarak görmenin ve bunun seks işçiliği olduğunu idrak etmenin altını özellikle çiziyor. Kadınları fahişeler ve fahişe olmayanlar olarak bölmenin kimlerin işine yaradığını özellikle kadınların sorgulamasını istiyor. Ve feministlere bir çağrı yapıyor: Artık taraf olun. Kimden yana olduğunuzu belirleyin. Polis mi, fahişeler mi? Devlet mi, devletle karşılaşma yaşayan kadınlar mı? - [Şiir, Kadın ve Dil](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/siir-kadin-ve-dil/) - Şair ilk kitabı Rüzgâr Dolu Konaklar’da, Mavi dövmeleri Ve bitmek bilmez yasların çürük izleriyle Durup ateşe bakıyorlar Rüzgâr estiğinde hepsi ürperiyor Göğüsleri değiyor toprağa… diye anlatıyordu kadınları O ilk kitaptan bugüne uzun zaman geçti, başka kitaplar, başka şiirler ve o başka şiirlerden başka kadınlar geçti. Tanrı Görmesin Harflerimi, Onun Çölünde, Ayın Büyüttüğü Oğullar kitaplarında, çocuk, tanrıça, eş, şair, anne, ölüm, kız, kız kardeş ve tanrının duvarında bir harf oldu kadınlar. Hangi surette olursa olsunlar, o kadınlar hem bu andan ve bu yerden seslenen, hem de çok uzak bir başlangıçtan bilgece fısıldayan kadınlardı. Geçtiğimiz günlerde son kitabı İbrahim’in Beni Terketmesi gelince, Hacer’den bir sesleniş aradık dizelerde. Duyduğumuz dinsel olmaktan uzak bir ayinin ritmi oldu, aracısız bir hac, kendine ait bir miraç… ... Gece bir sesin çağırdığı kadın Göğe çekilmek için yürüdüğünde Onu ezecek olan dişleridir zamanın Onu ezecek olan duanın ve tapınmanın Yaklaştırdığı Tanrıdır … Bejan Matur’la şiir, kadın, dil ve militarizm üzerine konuştuk. - [12 Mart’ta Aşkın Sağı Solu: Yarın Yarın ve Sancı'da Eril Bakış*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/12-martta-askin-sagi-solu/) - Bu makalede Laura Mulvey’in 1975’te ünlü sinema dergisi Screen’de yayımladığı ve feminist sinema eleştirisinde önemli bir adım olarak kabul edilen “Görsel Haz ve Anlatı Sineması” başlıklı yazısında ortaya attığı eril bakış kavramı kullanılarak iki 12 Mart romanı incelenmektedir. Mulvey’in bu yazısında kıyasıya eleştirdiği bakma hiyerarşilerini Pınar Kür’ün 1976’da yayımlanan ilk romanı Yarın Yarın ile Emine Işınsu (Öksüz)’nun 1974’te yayımlanan romanı Sancı’dan yola çıkarak ele aldığımızda, 12 Mart’ın politik kamplaşma ve çatışma ortamında yazılan bu iki anlatıda erkek roman kişilerinin bakış konusunda bir yetkinlik ile donatıldığını görürüz. Bu yetkinlik, tıpkı Mulvey’in öngördüğü gibi, seyredilen kadının değersizleştirilmesi, cezalandırılması, kurtarılması veya fetişe dönüştürülerek tehlikelerinden arındırılması üzerine kurulu bir bakma konumu yaratmaktadır. Yarın Yarın ve Sancı, bireylerin kişisel mutlulukları ile ideolojik adanmışlıkları arasında yaşadıkları gerilimden hareketle, birey olmanın anlamını sorgular ve bu sorgulamada aşkın yerini tartışırlar. Her iki romanda da olayların akışını belirleyen, öyküye istekleri ve edimleri ile yön veren erkek karakterler ve benliklerini yaşamlarındaki erkeklerin bakışlarına ve arzularına teslim eden kadın karakterler bulunmaktadır. Yarın Yarın ve Sancı’nın kadınların bakışın öznesi de olabileceklerini bir anıştırma ile geçiştirmeleri ve her iki romanın sonunda bu tip kadınların içine düştüğü derin mutsuzluk ve acizlik, eril bakışın üstünlüğünü vurgular. Bu makale, eril bakışın yetkinliği ve üstünlüğü tartışmasından yola çıkarak, farklı politik görüşlere mensup iki kadın yazar tarafından yazılan Yarın Yarın ve Sancı’da kadınların erkeklerin gözünden nasıl kaydedildiğini incelemeyi, kadınların bakış hiyerarşisindeki yerlerini tanımlamayı ve bu anlatılardan toplumsal cinsiyet rollerine içkin güç dinamiklerini belirginleştiren ipuçları yakalamayı amaçlamaktadır. - [Laiklik ve Din ve Vicdan Özgürlüğü Çekişmesinde Sorunlar: Din ve Vicdan Özgürlüğü Açısından Başörtüsü](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/laiklik-ve-din-ve-vicdan-ozgurlugu-cekismesinde-sorunlar/) - Yazıda, Anayasal din ve vicdan özgürlüğü, salt inanç, düşünce ve hareket özgürlüğünün bir uzantısı olarak ele alınan türban takma eyleminin sınırlanıp sınırlanamayacağı ele alınmıştır. Bu alanda normatif-etik bir çerçeveden yola çıkarak Anayasal düzleme ulaşan değerlendirmeler, özellikle üniversitelerde türbanın yasaklanamayacağı fikrini savunmaktadır. Bu çerçevede türban sorunu, öncelikle, laiklik ilkesi ile din ve vicdan özgürlüğü arasındaki sosyolojik çatışmaya işaret eden önemli başlıklardan biri olarak ele alınmış ve türban takmanın hangi özgürlük olduğunun saptanmasının zorluğuna değinilmiştir. Türbanın yerine göre hem “oluş biçimi ve hareket özgürlüğü”, hem de düşünce ve inanç özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü ve dini vecibeleri yerine getirme özgürlüğü bağlamında değerlendirilebileceği belirtildikten sonra başörtüsü veya türbanın çarşaftan farkı ortaya konulmuştur. Türbanın yasaklanması çerçevesinde “onlar iktidarda olsalar bizim özgürlüklerimizi daha da sınırlarlar” yaklaşımının gerekçe olamayacağı; türban takanın saikinin, sandığımız kadar önemli olamayacağı; türban takmayanın tepkisel hislerinin türbanın yasaklamasına gerekçe olamayacağı; kamu hizmetinden yararlanan öğrenciler söz konusu olduğunda yasağın gerekçelendirilmesinin son derece güç bir hal aldığı; teokrasi tehlikesi gözetilerek türbanın yasaklanması konusunda türban takmanın teokratik düzene geçmek tehlikesi bakımından son derece soyut ve belirsiz bir konumda kaldığı savlanmıştır. Yazıda, “türbanlının türban takmaya mecbur bırakıldığı” savı ve kadın haklarını koruma gerekçesi ile türbanın yasaklanması konuları da liberal bireyci seçim özgürlüğünü açısından değerlendirilmiştir. Başörtüsünün yasaklanmasını, öğretmenlerin başörtüsü açısından da ele yazıda, özellikle Federal Alman Anayasa Mahkemesi kararlarının bu soruna yaklaşımına değinilmiştir. Bu çerçevede Türk Anayasa Mahkemesi’nin ilk yaklaşımları ile Batı Avrupa Anayasa Mahkemeleri ve Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin yaklaşımları arasındaki bazı çarpıcı farklar ortaya konulmuştur. Türban ve kamusal alan tartışması, “salt devlet nüfuzunun egemen olmadığı sivil toplum alanları çerçevesinde düşünce ve bilim özgürlüğünün azami koruma görmesi gereken bir ortam olarak üniversite” fikri açısından ele alınmıştır. Son olarak “bir rejim tanımı olarak laiklik ve türban” başlığı altında Anayasal değerlendirmelerde bulunulmuş ve yeni türban serbestisi değerlendirilmiştir. - [Sulukule, Romanlar/Çingeneler, Çocuklar, Kadınlar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/sulukule-romanlarcingeneler-cocuklar-kadinlar/) - Yerel yönetimler 2005 yılında 5366 sayılı yasayla, önemli bir özerklik elde etti. Yerel yönetimlerin, merkezden özerkleşmesi, halkı yönetime katıp karar süreçlerine dahil ederek daha demokratik bir yapıya kavuşması özlemi içinde olan pek çoğumuz için bu yasanın sonuçları –belki de henüz çok farkında olmadığımız ölçüde- hayal kırıklığı taşıyor. Büyükşehir belediyeleri, artık “çöküntü” olarak tabir edilen yerleşim yerlerini dönüştürme, yeniden yapılandırma yetkisine sahip ki bu yetki, pek de “katılımcı demokrasi” örneği göstermiyor. Yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren İstanbul başta olmak üzere, Ankara, Zonguldak ve İzmit’te “kentsel dönüşüm projeleri” hayata geçirilmeye başlandı. Çöküntü alanı olarak tanımlanan yerleşimlerde, çoğunluğu yoksul olan ev sahipleri ve kiracılar evlerinden edildiler. Direnenler, çeşitli yıldırma politikalarıyla “ikna edilmeye” çalışıldı. Keyfiyet ve kanunsuzluk içerisinde gerçekleştirilen, “çöküntü alanlarının sakinlerini projenin herhangi bir sürecine dahil etme gereği duymayan belediyeler “çok daha derin bir projenin” provasını yapıyorlar aslında. Şehirlerin stratejik, canlı ve kâr getirecek yerlerini varlıklı kesimin yaşam alanı haline getirmek, beyaz Türklerin “kültürel/etnik” Ötekilerini görünmez kılma stratejileri ile neoliberal değerlerin örtüştüğü söylemin tezahürü. Kentsel dönüşüm alanlarının tamamında, evlerinden edilen gruplar içerisinde Çingeneler/Romanlar¹ büyük çoğunluğu oluşturuyor. Kentsel dönüşümün kamuoyu gündemine oturması da zaten Bizans döneminden beri Çingene/Roman yerleşimi olan Sulukule’de Sulukule Roman Derneği ve Sulukule Platformu tarafından, belediyeye ve kentsel dönüşüm piyasasından “rant elde etmeye çalışan” üçüncü şahıslara karşı bir direnişin örgütlenmesiyle mümkün oldu. İstanbul’da kentsel dönüşümün uygulanmaya başlandığı yerler Sulukule’yle sınırlı da değil, ne yazık ki… Küçükbakkalköy, Kâğıthane, Gaziosmanpaşa ve Kuştepe de “çöküntü” alanı olarak tanımlanıp yıkımların başladığı, yine büyük çoğunluğu Çingene/Roman olan mahalle sakinlerinin mağdur edildiği ve Sulukule kadar görünür hale gelmemiş diğer yerleşimler. Feminist Yaklaşımlar olarak aylardır, Sulukule’de Sulukulelilerle birlikte kentsel dönüşüm projesinin uygulanma şekline ve yarattığı sonuçlara çeşitli kampanyalarla direniş gösteren Sulukule Platformu’ndan iki kadın aktivist Hacer Foggo ve Neşe Ozan’la görüştük. Yıkımlardan, Sulukule Platformu’nun yapısından, Türkiye genelinde Çingene/Romanların sorunlarından konuştuk. Sulukuleli kadınların iktidarın farklı şiddet biçimlerine dair yaşadıkları travmalar ve direniş biçimleri, yaşadıkları dönüşümler de konuşmamızın önemli noktaları arasındaydı. Bu verimli sohbetin ardından, Cihangir’den kalkıp Sulukule’ye vardığımızda acı, boğazımızda düğümlendi. Kahvede somurtkan ve çaresiz halde oturan erkekler, umursamaz neşelerini kaybetmiş çocuklar ve sessiz, çok sessiz kadınlar vardı bir önceki gün bir yıkımın daha vurduğu Sulukule’de. Hacer ve Neşe, Sulukuleli kadınlar için yapılacak, yazılacak çok şey olduğunu; yıkımların bu gündemi biraz geride tuttuğunu anlattılar. - [Örtbas Etmek: Fransızların Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve İslami Başörtüsü](https://feministyaklasimlar.org/sayi-06-ekim-2008/ortbas-etmek/) - 2004 yılında Fransız hükümeti devlet okullarında “dikkat çekici dini sembollerin” yasaklanması yönünde bir yasa çıkardı. Yasak herkese yönelik olmasına karşın özellikle başörtülü Müslüman kızları hedef almaktaydı. Yasanın savunucuları Fransız laiklik değerleri adına bu yasayı savunmakta ısrar ettiler ve başörtüsünü İslamın moderniteye dayatması olarak algıladılar. Joan Scott, The Politics of the Veil isimli kitabında bu görüşe karşı argümanlar oluşturmaktadır. “Örtbas Etmek: Fransızların Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve İslami Başörtüsü” başlıklı bu makale de kitabın beşinci bölümünde yer alan, başörtüsünün toplumsal cinsiyet bağlamındaki analizinin bir sunumudur. Scott bu makalede, başörtüsü tartışmasının altında yatan toplumsal cinsiyet sistemlerindeki farklılık üzerinde durmakta ve başörtüsü yasağı savunucularının, laikliği ve bireysel özgürlüğü kadın ve erkeklerin bedenlerinin görünürlüğüne ve cinsler arası ilişkinin serbestliğine indirgediğini belirtmektedir. - [“Her Şeye Rağmen”](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/her-seye-ragmen/) - Handan Coşkun “Her Şeye Rağmen Umut” başlıklı denemesinde, kişisel deneyiminden yola çıkarak, güncel siyasi olaylar ile militarizm ve savaşa ilişkin görüşlerini dile getiriyor. Kadınların, baskı, savaş ve militarizm koşullarında güçlü bir duruş sergilemesi gerektiğini söyleyen Handan Coşkun, her şeye rağmen umut taşımanın önemli olduğunun altını çiziyor. - [Azınlık Okullarında Eğitim ve Toplumsal Cinsiyet:](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/azinlik-okullarinda-egitim-ve-toplumsal-cinsiyet/) - 122 yıllık geçmişe sahip Getronagan Lisesi, 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile çalışmalarını sürdüren azınlık okulları arasında. Okulda toplam 27 kadın ve 13 erkek eğitimci çalışıyor. Söyleşimize katılan 6 kadın eğitimcinin kendi pratiklerinden hareketle azınlık okullarının koşullarını, kurulan ortamı, karşılaşılan sorunları ve alternatif arayışlarını konuştuk. Bu konuların birçoğu toplumsal cinsiyetin yanı sıra milliyetçilik ve ayrımcılık gibi temaları da içeren bir şekilde gündeme geldi. - [Yalnızca](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/yalnizca/) - Sözcükleri soyut ve somut diye ayırmayı öğrendik dilbilgisi derslerinde. Nedense gözle görülen, elle tutulan nesnelerin adı denen somut sözcüklere hemen "masa" örneği verilirdi hep. Bir de ayrılmaz ikilisi "sandalye". Soyut olanların o bildik tanımında ise "duygu ve düşünceleri anlatan sözcüklerin adıdır" denilirdi, yalnızlık gibi örneğin. - [Haddini Aşmayı Öğretmek](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/haddini-asmayi-ogretmek/) - bell hooks’un Teaching to Transgress kitabının başlığı Türkçeye “Sınırları Aşmayı Öğretmek” şeklinde çevrilebilir; ancak daha doğru bir çeviri “Haddini Aşmayı Öğretmek” şeklinde olacaktır. Bu kitabın giriş bölümünü oluşturan bu makale “haddini bilmesi gereken” kesime, başta eğitimde olmak üzere hayatın her alanında “haddi bildirilenlere” her şeyden çok hadlerini aşmayı öğretmenin ne kadar önemli olduğunu ve politik bir sorumluluk getirdiğini vurguluyor. bell hooks’un kendi öğrencilik ve öğretmenlik deneyimleri üzerinden devrimci bir eğitim anlayışı geliştirmenin yollarını araştırdığı bu makalesi, hem öğrenciler hem öğretmenler hem de kendini muhalif olarak konumlandıranlar için heyecan verici ve teşvik edici bir soru soruyor: Eğitim ideolojik bir aygıt olmanın ötesinde nasıl özgürleştirici olabilir? - [Kampanyaları ve Tartışmaları ile 2007 Genel Seçimleri ve Sonrası Üzerine Sohbet*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-04-ekim-2007/kampanyalari-ve-tartismalari-ile-2007-genel-secimleri-ve-sonrasi-uzerine-sohbet/) - Moderatörlüğünü Prof. Dr. Nükhet Sirman’ın (Boğaziçi Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü) yaptığı “Kampanyaları ve Tartışmaları ile 2007 Genel Seçimleri ve Sonrası” başlıklı sohbetimize Av. Fatma Benli (Ayrımcılığa Karşı Kadın Derneği- AKDER), milletvekili Sabahat Tuncel (DTP), Av. Eren Keskin (Gözaltında Cinsel ve Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu), Av. Hülya Gülbahar (Kadın Adayları Destekleme Derneği – KADER), Ayşe Tükrükçü (2007 genel seçimleri bağımsız milletvekili adayı) ve Zeynep Kutluata (Feminist Yaklaşımlar) katıldı. Seçim sürecinin ve sonrasının kadınlar açısından değerlendirildiği sohbette, ağırlıklı olarak seçim sürecinde kadınlar tarafından yürütülen kampanyalar ve yeni mecliste yer alan kadın milletvekillerinin birbirleriyle ve kadın hareketiyle ilişkisi üzerinde duruldu. - [Cinsiyetlendirilmiş Devletler: Güney Asya İnsan Hakları Çalışması'nın Bir Alanı Olarak 'Kültürü' Yeniden Düşünmek*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-04-ekim-2007/cinsiyetlendirilmis-devletler/) - Kamala Visweswaran, bu makalede feminist teorinin, cinsiyet temelli sığınma vakalarının değerlendirilme biçimine yönelik eleştirilerini ele alıyor. Visweswaran’a göre Güney Asya insan hakları izleme raporları, cinsiyet temelli sığınma talepleri değerlendirilirken kültürün ataerkil özellikleri ile sabitlenmesine ve böylece müdahaleci bir savunuculuk anlayışının geliştirilmesine temel oluşturuyor. Yazara göre, kültürel pratiklerin kadınların toplum içerisindeki statülerini yansıttığı söylenebilir; ancak cinsiyet temelli sığınma vakalarının değerlendirilmesinde, sadece kültüre odaklanmak yerine kadın haklarının yok sayılmasına neden olan siyasi sistemlerin ve siyasal sistemler ile kültür arasındaki ilişkinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. - [Derya Demirler'i Anma Toplantısı, 28 Ocak 2008](https://feministyaklasimlar.org/ozel-sayi-mart-2008/derya-demirleri-anma-toplantisi-28-ocak-2008/) - Kültür ve Siyaset'te Feminist Yaklaşımlar Dergisi'nin yayın kurulu üyesi Derya Demirler'i, 8 Ocak 2008'de elim bir kaza sonucu kaybedişimizin ardından tanıyanları ve sevenleri, 28 Ocak 2008'de Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği'nde onu anmak için bir araya geldi. Derya ile ilgili anıların paylaşılmasıyla başlayan anma toplantısı, Derya'nın fotoğraflarından derlenen barkovizyon gösterisinin izlenmesiyle son buldu. Gecede Melike Entok, Tuğçe Çuhadaroğlu, İlke Uğur, Eren Keskin, Songül Tuncalı, Arzu Öztürkmen, Dicle Koğacıoğlu, Nükhet Sirman, Binnaz Toprak, Özlem Aslan, Turgut Tarhanlı, Taylan Tosun, Sanem Güner, Volkan Aytar, Etyen Mahçupyan Derya'yı anlatan birer konuşma yaptılar. Yeşim Arat, Ferhunde Özbay, Veysel Eşsiz ve Özsel Beleli geceye gönderdikleri mesajlarla katıldılar. - [Anneliğe Özgü Düşünme Biçimi ve Savaş Politikaları](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/annelige-ozgu-dusunme-bicimi-ve-savas-politikalari/) - Nancy Scheper-Hughes, oğullarını gurur ve neşe içinde savaşa gönderenannelerden hareketle şu sorunun cevabını arıyor: "Doğuranların ‘doğaları gereği’ öldürmeyi ve savaşı daha az destekleyeceğini savunan anlayışa ne oldu?" Bu makale bize, bu anlayışın gerçekle örtüşmediğini çok sayıda örneğe dayanarak ispat ediyor. Brezilya’nın yoksul gecekondu bölgelerinde anneler, sık yaşanan çocuk ölümleri karşısında kendilerini kaçınılmaz ve anlamlı ölüme inandırarak kaderlerine uyum sağlıyor; böylece tekrar doğurmak ve yetiştirmek için gereken umudu kazanıyorlar. Annelik pratikleri, "kabul edilebilir ölüm" fikri sayesinde militer düşünceye mükemmel biçimde hizmet ediyor. Şili’de Santiago Anneleri, orduya darbe yapması için cesaret verirken; Arjantin’in Plaza de Mayo Anneleri -artık Büyükanneleri oldular- ordunun ‘kirli savaş’ına karşı çıktılar. Anneliğe özgü düşünme biçimi, her iki yöne de kolaylıkla kanalize edilebiliyor: barışı korumak veya savaşı desteklemek. Önemli olan bunlardan hangisinin tercih edildiği. - [“Kaçınılmaz Ölüm”ün Girdabında Annelik: Türkiye'de Annelik Politikası ve Barış Anneleri Deneyimi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/kacinilmaz-olumun-girdabinda-annelik/) - Bu makalede Barış Anneleri bağlamında Türkiye’de annelik siyasetinin sınırları sorunsallaştırılmaktadır. Barış Anneleri İnisiyatifi’nde yer alan kadınların anlatılarına ve Türkiye’de kamusal alanda annelik üzerine üretilen söylemlere odaklanılarak, Türkiye’de anneliğin nasıl bir mücadele alanı olarak kurulduğuna bakılmaktadır. Makalede temel olarak Türkiye bağlamında annelik pratiğinin kadınları “makbul” ve “sözde” anneler olarak sınıflandırmaya yarayan bir araç olarak ortaya çıktığı gösterilmektedir. Türkiye’de anneliğin, vatanı ve milleti için kendini feda etmeye hazır çocuklar yetiştirmekle özdeşleştirildiği, bu tanıma uymayan annelerin ise annelik kategorisinden dışlandıkları öne sürülmektedir. - ["Barış Kadını" Feminist Bir Yorum*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/baris-kadini/) - Sara Ruddick, “Barış Kadını: Feminist bir Yorum” başlıklı makalesinde üç farklı kadın figürüne atıfta bulunarak barış kadınına dair bir çerçeve sunmaktadır: Acının temsilcileri –gözü yaşlı anneler- mater dolorosa, savaşa ve savaş politikalarına dair mesafeli duruşlarıyla dış göz pozisyonundaki kadınlar ve uzlaştırıcılar. Bu üç kimlik, Sara’nın hayalini kurduğu barış kadını kimliğini inşa ederken değerlendirdiği, ortaklıkları ve farklılıklarıyla beraber sorguladığı kadın figürleridir. Barış kadını, hayalini kurduğu barış ortamını inşa etmek için her türlü mücadele yollarını denemekte ısrarcıdır ve bu anlamda en temel görevi savaşma pratiğinin kendisini sorgulamak olacaktır. Sara’nın sözleriyle: “Kadınların kendileri ve onların kızları, savaşın birebir hedefidir: Onlar tecavüzün, cinsel aşağılamanın, kökten bir şekilde toplumsal yerinden edilmenin, kalıcı sakatlanmaların ve cinayetin kurbanlarıdır.” Bu anlamda anne, eş, sevgili ve haz nesnesi olarak savaşa her anlamda destek vermesi beklenen kadınların var olan eril yapıya karşı çıkışları ve kendilerine atfedilen “kadınlık” rollerini sorgulamaları feminist bir görev olarak tanımlanacaktır. - [Orduya Ebeveynlik Yapmak: Rızaya Çağrı](https://feministyaklasimlar.org/sayi-05-haziran-2008/orduya-ebeveynlik-yapmak/) - İsrailli barış aktivisti Rela Mazali, bir feminist ve asker annesi olarak kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı bu makalede, İsrail’in militarize devlet ve toplum yapısının, ordu eylemlerinden doğrudan zarar gören asker ebeveynlerini ordu ve devletle nasıl işbirliği yapmaya yönlendirdiğini anlatıyor. Asker ebeveynlerinin, çocuklarının zorunlu askerlik hizmeti süresince yaşadıkları korku, ebeveynlerin askerlere zarar geleceği endişesiyle işgal politikalarına ses çıkarmalarını engelliyor. Bir yandan da İsrailliler, ülkelerinin sürekli güvenlik tehdidi altında olduğunu iddia eden egemen söyleme karşı çıktıklarında, kendilerini klandan dışlanmış ve toplumun güvenliğine zarar vermiş hissettikleri için, sessizliği ve işbirliğini tercih ediyor. Rela Mazali, barış hareketine mensup muhalif ebeveynlerin bile söz konusu olan kendi çocukları olunca, bu işbirliğine dahil olduklarını ve ortaya çıkan çelişkiyi anlatıyor. Türkçe çeviri için yazdığı önsözde ise yazar, İsrail’de vicdani ret hareketinin son on yılda gösterdiği gelişimi ve ordunun mutlak kabul edilen varlığının daha geniş bir kesim tarafından sorgulanmaya başlandığını anlatırken, İsrailli feministlerin militarizm karşıtı faaliyetlerine de değiniyor. - [Beyaz Savaşlar: Batılı Feminizmler ve "Terörle Savaş"*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-04-ekim-2007/beyaz-savaslar/) - Terörle Savaş, “İslamcı Öteki’nin nefreti ve şiddetiyle tehlikeye attığı Batı” tanımı aracılığıyla beyazlığı oluşturan pratikleri yeniden şekillendiriyor. Eleştirel ırk kuramcıları ve feminist kuramcılar uzunca bir süredir, “beyazlık”ı toplumsal olarak inşa edilen ve tarihsel bir bağlamı olan, doğası gereği istikrarsız bir öznellik biçimi olarak tanımlıyor. Beyazlığın, Batı’nın sosyopolitik kategorisi ile toplumsal bir kimliğe eşitlenmesi, bilhassa sömürgeci ve emperyalist projelerdeki uygulamaları nedeniyle sorunlu bulunmuştur. Bu kuramcılar, Batı’nın ekonomik ve politik gücünün, beyaz öznelerin Öteki’nin doğasını tanımlamaya çalışırken dahi kendilerini yüceltmelerini olanaklı kıldığını da belirtirler. Bu makale, üç feminist metnin; Terörle Savaş’ın hâkim söyleminin ve onun beyazlığı (yeniden) yapılandırmasının nasıl değerlendirildiğini incelemektedir. - [Savaş, Kadınlar ve Feminist Analiz: Son Kitabı From Where We Stand Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-04-ekim-2007/savas-kadinlar-ve-feminist-analiz/) - Cynthia Cockburn geçtiğimiz aylarda, From Where We Stand: War, Women’s Activism & Feminist Analysis başlıklı son kitabını yayımladı. Metis Yayınları tarafından Türkçeye de çevrilmekte olan kitap, dünyanın çeşitli yerlerinde çatışma bölgelerinde yaşayan ya da bu bölgelerdeki kadınlara destek veren diğer kadınların savaş karşıtı eylemleri üzerine yoğunlaşıyor. Kitabının ilk bölümünde aktivist kadınlarla yapılan görüşmelerden oldukça zengin metinler sunan Cynthia Cockburn, ikinci bölümde bu görüşmelere dayanarak kadınların aktivizmlerinin politik ve teorik çerçevesini aktarıyor. Örgütlenme modellerinin yanı sıra, milliyetçilik, militarizm ve pasifizm gibi dünyanın hemen her yerinde kadın hareketlerinin tartıştığı temel konularda görüşme yaptığı kadın gruplarının duruşlarını anlatıyor. Tüm bu tartışmalar, Türkiye kadın hareketi açısından da önemli bir yerde duruyor. Cynthia Cockburn’le yeni çıkan kitabı vesilesiyle, kadın hareketi açısından oldukça çetrefilli olan bu konular bağlamında, internet üzerinden yaptığımız söyleşiyi aşağıda yayımlıyoruz. - [İnsan Hakları ve Egemenlik Sarkacında Türkiye'de Yerinden Edilme ve Toplumsal Cinsiyet*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-04-ekim-2007/insan-haklari-ve-egemenlik-sarkacinda-turkiyede-yerinden-edilme-ve-toplumsal-cinsiyet/) - Yerinden edilme/zorunlu göçün, kadınlar ve erkekler için farklı deneyimleri ifade ettiği söylenebilir. Özellikle çatışmalardan kaynaklı zorunlu göç vakalarında kadınlar -sosyoekonomik olarak daha da güçsüzleşmenin yanı sıra- hukuk ve düzenin yerle bir olması nedeniyle daha fazla cinsel şiddete maruz kalma ihtimali ile karşı karşıyadır. Bu nedenle çatışmalardan kaynaklı zorunlu göç sürecinde yaşanan hak ihlallerinin tazminine ilişkin hukuki mekanizmaların ve sosyoekonomik yapının yeniden tesisini amaçlayan hükümet politikalarının toplumsal cinsiyet bileşenini dikkate alması gerekmektedir. Bu makale çerçevesinde, Türkiye’de ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı bölgelerde özellikle 1990’lı yıllarda meydana gelen zorunlu göç süreçlerine ilişkin olarak 2001 sonrasında hükümet tarafından geliştirilen yasal ve idari mekanizmalar, toplumsal cinsiyet perspektifinden ele alınmaktadır. Ülke içinde yerinden edilme ile ilgili mevzuatın oluşumuna kaynaklık eden tarihsel arka plan değerlendirilmekte, feminist hukuk metodolojileri ekseninde Türkiye’deki yasal ve idari mekanizmaların, toplumsal cinsiyet adaletini sağlama potansiyeli tartışılmaktadır. - [Şerefine İstanbul](https://feministyaklasimlar.org/sayi-04-ekim-2007/serefine-istanbul/) - “Öyle mıncır mıncır tabağındakilerle oynaşarak, peçeteleri konfeti yaparak geçmez bu hayat...” Sigara katranı sesiyle böyle buyurdu masanın karşısındaki kadın. Kaçın kurası kadın. Zamansızdı ifadesi, mürdüm rengine boyalı dudakları, kalın sürmeli gözleri, pırltılarla ve tabaka tabaka boyaylı kaplı cildiyle her çağa ait olabilirdi. Kimseye müdana etmemekle kazanılmış tek kişilik bir özgürlüğe sahipti ne de olsa. Yıllanmış yalnızlığına kimseleri buyur edemeyecek kadar bencil, ölüme yakın duran yanıyla da hayata fazlasıyla sakildi. - [Çatışma Sonrası Zorunlu Seks İşçiliği Bir Savaş Suçu mudur?](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/catisma-sonrasi-zorunlu-seks-isciligi-bir-savas-sucu-mudur/) - Birleşmiş Milletler idaresindeki Kosova’da ve Bosna-Hersek serbest ticaret bölgesinde çalışan çeşitli kesimlerden feministler ve insan hakları savunucuları, güvenliği ve insan haklarını temin etmek üzere bölgede bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin ve insani yardım çalışanlarının iyiden iyiye bulaştığı zorunlu seks işçiliği ve kadın ticaretindeki patlamayı endişe verici buluyor. Karin Jurschick’in yönettiği Barış Gücü ve Kadınlar isimli yakın tarihli ve çarpıcı belgesel, karmaşık bir çelişkiye değiniyor: insan haklarının uygulanmasıyla, kadının insan hakları ihlallerinin mümkün hale gelmesi. Bu çalışmada, filmden, devlete ve sivil toplum kuruluşlarına ait çeşitli kaynaklardan ve seks işçileri üzerine yapılmış akademik çalışmalardan yararlanarak, küreselleşen ekonomide seks işçiliği yapan çok sayıda kadının yanı sıra, durumun bu derece muğlak olmasının, dünya halklarının siyasi ve ekonomik olarak örgütlenebileceği yolları baştan sona yeniden tasarlamaya niçin ihtiyacımız olduğunu net bir biçimde açıkladığını öne sürüyorum. Kadının insan haklarının, kurulmuş veya oluşma aşamasındaki siyasi iktidar ve küresel ekonomik bütünleşme modellerinden herhangi biriyle bağdaşıp bağdaşmadığını sorgulamalıyız. Kadınların cinsel haklarını tanımanın ve kurumsal olarak korumanın toplumsal, politik ve ekonomik sonuçlarının neler olabileceğini araştırmalıyız. - [Gelenek Söylemleri ve İktidarın Doğallaşması: Namus Cinayetleri Örneği*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/gelenek-soylemleri-ve-iktidarin-dogallasmasi/) - Bu makalede, namus cinayetleri hakkında üretilen gelenek söylemi eleştirel bir analize tabi tutulmaktadır. Namus cinayetleri örneği üzerinden gelenek kategorisinin kalkınmacı devlet döneminde adı konmayarak, içi boş bir kategori olarak kullanılışından neoliberal dönüşümle birlikte üstüne bilgi üretmeye arzu duyulan kültürel nesne haline getirilişi incelenmektedir. Gelenek söyleminin içerdiği ataerkil ve sömürgeci öğeler ayrıştırılarak bu söylem üzerinden doğallaşan iktidar ilişkileri, bu ilişkilerdeki dönüşümlerle birlikte tartışılmaktadır. Gelenek söylemi üzerinden, değişik iktidar bağlamlarında kadınlar arasında kurulan ayrımlar ve bunun gerçekleşen ve potansiyel olarak kalan feminist örgütlenmelere etkisi makalenin ikinci ana temasını oluşturmaktadır. - [Zorunlu Göç ve Kadınlar: Diyarbakır Örneği - Dikasum Koordinatörü](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/zorunlu-goc-ve-kadinlar/) - 1990’lı yıllarda güvenlik güçleri ile PKK arasındaki “düşük yoğunluklu savaş” 1,2-3 milyon arasında kişinin zorunlu olarak yerinden edilmesiyle sonuçlandı. Çok ciddi insan hakları ihlallerinin yaşandığı bu dönemin geride bıraktığı sorunları çözme yönünde, son birkaç yıldır askıya alınan “demokratikleşme süreci”nde birtakım adımlar atılmış olsa da, Kürt sorununun kalbinde yatan bu meseleye kalıcı, adil, eşitlikçi ve demokratik bir çözüm oluşturmanın hâlâ çok uzağında olduğumuz ortada. Bununla birlikte yakın dönemde K. Irak’a askeri operasyon ihtimalinin gündeme gelmesi, “terörle mücadele söylemi” altında, aslında kozmetik olan ama ileriye dönük olarak umut veren reform sürecinin kızağa çekilmesi ve hatta tersyüz edilmesi, son derece kaygı verici gelişmeler olarak kaydedilebilir. OHAL’i yeniden hatırlatırcasına Siirt, Şırnak ve Hakkari’nin “Özel Güvenlik Bölgesi” ilan edilmesi, köy korucularının sayısının 30 binden 40 bine çıkartılması ve ek haklar getirilerek özendirilmesi, şehit cenazeleri üzerinden operasyona zemin hazırlanması ve etnik ayrımcılığın toplumsal olarak kışkırtılması maalesef verilebilecek sayısız örnekten birkaçını oluşturuyor. Biz de zorunlu göç ve çatışma süreçlerinin kadınları nasıl mağdur ettiğini tartışmaya açmak üzere DİKASUM (Diyarbakır Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi) koordinatörü Handan Coşkun ile aralık ayında yaptığımız ve mayıs ayında internet üzerinden güncellediğimiz söyleşiyi sayfalarımıza taşıyoruz. DİKASUM, Diyarbakır Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren ve kadınların bu süreç içinde ortaya çıkan gereksinimlerine ve taleplerine yanıt oluşturmaya çalışan bir kadın kuruluşu. Bu söyleşiden de çıkarsanabileceği gibi, zorunlu göç sürecinin geride bıraktığı yaralar henüz bu kadar tazeyken, son dönemde yaşanan kaygı verici gelişmelerin bu kez ciddi bir kırılmaya yol açacağı gerçeğinden hareketle barışa kadınlar olarak sahip çıkmamızın daha da önem kazandığı söylenebilir. - [Dans Erkeği “Bozar” Mı? Sinop'ta Köçeklik Geleneğine Kısa Bir Bakış](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/dans-erkegi-bozar-mi/) - Erkeklerin kadın kılığında dans etmesi anlamına gelen köçeklik geleneği, tarihsel gelişimi içinde çeşitli değişikliklere uğramış olsa da, her zaman erkek dansçıya yönelik homofobik bakıştan nasibini almıştır. Köçeklik, bu çalışmada, temsil edilen cinsiyet kimliği ve bunun toplumsal açıdan nasıl değerlendirildiği bağlamında incelenecektir. Bu doğrultuda, Sinoplu köçek ekibi üyeleri ve araştırmacılarla sözlü tarih yönteminden faydalanılarak yapılan söyleşiler ve mevcut metinler değerlendirilecek ve köçeklere yönelik homofobik bakışın tarihsel sürekliliği ele alınacaktır. - [Cumhuriyet Mitingleri, Kadınlar Arası İttifak ve Seçimler Üzerine Sohbet](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/cumhuriyet-mitingleri-kadinlar-arasi-ittifak-ve-secimler-uzerine-sohbet/) - Dergimizin üçüncü sayısını hazırladığımız günlerde ülke içinde oldukça sarsıcı gelişmeler meydana geldi. Ocak ayında Hrant Dink’in katledilmesinin ardından Zirve Kitabevi çalışanlarının öldürülmesi ve ardından cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ulusalcı-İslamcı kutuplaşmasının gündemin merkezine oturması, 27 Nisan muhtırası, K. Irak’a operasyon gerçekleştirilme ihtimalinin gündeme gelmesi vb. bir dizi olay en genel anlamıyla 1999–2004 yılları arasında yaşanan “demokratikleşme sürecinin” askıya alındığına işaret ediyor. Bununla birlikte bu süreçte ön plana çıkan söylemlerin kadınlar adına, kadınlar tarafından ve kadınlar üzerinden kurulduğuna şahitlik ediyoruz. Tüm bu gelişmelerden hareketle dergimizin bu sayısında feminist siyaset üretme imkânlarını tartışmak üzere danışma kurulu üyelerimiz Nükhet Sirman, Şemsa Özar, Nazan Üstündağ, Hülya Gülbahar ve yayın kurulu üyemiz Zeynep Kutluata bir araya geldi. Toplantının moderatörlüğünü yayın kurulu üyemiz Derya Demirler yaptı. - [Siyasette Eksik Temsil Krizini Çözmeye Yönelik Bir Adım: "Pozitif Ayrımcılık" Değil "Geçici Özel Önlem" Olarak Kota](https://feministyaklasimlar.org/sayi-04-ekim-2007/siyasette-eksik-temsil-krizini-cozmeye-yonelik-bir-adim/) - Geçtiğimiz seçim döneminde ve sonrasında, kadınlara siyasi alanda “pozitif ayrımcılık” yapılması ve kota meselesi çok tartışıldı. Nazik Işık “Siyasette Eksik Temsil Krizini Çözmeye Yönelik Bir Adım: ‘Pozitif Ayrımcılık’ Değil ‘Geçici Özel Önlem’ Olarak Kota” başlıklı makalesinde, kota konusunu politik olarak kavramsallaştırırken, farklı söylemler içinde olumsuz bir anlam yüklenebilen “Pozitif Ayrımcılık” yerine “Geçici Özel Önlem” şeklindeki kavramsallaştırmayı öneriyor: Cinsiyetçiliğin erkekler lehine işleyen mekanizmalarına kadınlar lehine bilinçli politik müdahale gereklidir ve bu müdahale de çeşitli alanlarda alınacak önlemlerle şekillenebilir. Kadınların siyasi alanda temsilini artırmak üzere alınan “geçici özel önlemler”in de bu çerçeveden değerlendirilmesi gerekir. - [Neden Akademik Boykot? İsrailli Bir Dosta Yanıt*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/neden-akademik-boykot/) - Sevgili Baruch Kimmerling, Geçen hafta Ha’aretz’de, İsrail akademisinden Avrupa desteğinin çekilmesine yönelik bir moratoryum talep eden Avrupa kaynaklı bir imza kampanyasını imzalayan bir grup İsrailli profesörün -ben de dahil olmak üzere- ifade özgürlüğünü savunan dokunaklı bir mektup yayımladınız. İşte yazdıklarınız: - [Neden Biz? Akademik Boykot Hakkında*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/neden-biz/) - Bir boykot kararı, Britanya’daki Öğretim Üyeleri Derneği’nin iki İsrail üniversitesini boykot etme kararı, doğal olarak İsrailliler arasında bir gürültü patırtı yarattı. Neden biz? Ve neden şimdi, “tam da Filistinlilerle müzakerelere yeniden başlanabilecekken?” - [Bir Feminist Ütopya Modeli Olarak Charlotte Perkins Gilman'ın Kadınlar Ülkesi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/bir-feminist-utopya-modeli-olarak-charlotte-perkins-gilmanin-kadinlar-ulkesi/) - Amerikalı kadın yazarlardan Charlotte Perkins Gilman (1860-1935), sosyal reformcu kişiliğiyle, yaşadığı dönemin kadın hareketlerine ve kadının toplumsal bilinçlenme serüvenine önemli katkılarda bulunmuş öncü bir isimdir. En dikkat çeken çalışmalarından olan ve 2007 yılı Şubat ayında Türkçe çevirisi yayımlanan Kadınlar Ülkesi adlı romanı, erkek egemen kültürlerin hiyerarşik ve sömürgeci düşünce yapısını yansıtan Batı uygarlığına karşı, yazarın feminist ütopya modeli içinde oluşturduğu ideal toplum arayışını anlatır. - [Dönemin Ruhu ve Ben](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/donemin-ruhu-ve-ben/) - Bu aralar yapamadıklarımı düşünüyorum. Kalabalıklar içinde bir an köksüz, ayrıksı bir ot gibi hissettiren acımsı yabansılığımı. Ev bark sahibi halimle sokakta yatan bir kadını içimde barındırışımı. Hiçbir yeri memleket belleyemeyen yersiz yurtsuzluğumu. Yapamadıklarım kendimi uyuşturamama beceriksizliğimden kaynaklanıyor olmalı. Belleği her yeni günle silmeye meyilli coğrafyalarda bu pek acıklı bir eksiklik. Her şeye dışından, ebedi ve ezeli bir seyirci gibi bakakalıyorum. Hararetli konuşmaların, ateşli tartışmaların şaşkın kulak misafiriyim bugünlerde. - [Anadolu ve Çevresinde Tefçi Kadınlar Geleneği](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/anadolu-ve-cevresinde-tefci-kadinlar-gelenegi/) - Anadolu ve çevresindeki "kadınların müziği", çoğunlukla vokal kullanımına dayanır. Fakat Anadolu ve çevresinde kadınların müzik gelenekleri içinde kökenleri antik çağlara dayanan bir başka gelenek daha varlığını sürdürmektedir: tef/daire çalımı. Bu makalede tefçi kadınların müzikal pratikleri, bu pratiklerin kadınların yaşam döngüleri içindeki yeri, geleneğin nasıl aktarıldığı ve değişimlerden nasıl etkilendiği anlatılıyor. Çalışma İstanbul, İnegöl, Akşehir ve Ilgın'daki tefçi-darbukacı kadınlarla ve yine bu bölgelerde yaşayan yaşlı kadınlarla yapılan görüşmelere dayanıyor. - [Kürtlerle Dans](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/kurtlerle-dans/) - Nükhet Sirman, Kürtlerle Dans başlıklı yazısında ekranların popüler dizisi Sıla’yı ele alıyor. Sirman’a göre “Sıla”, Kürtler ve Kürtlerin ağırlıklı olarak yaşadığı coğrafyayı oryantalist bir perspektiften ekrana taşırken Kürt kimliğini erotize ediyor, bir yandan lanetleyip bir yandan yücelterek ötekileştiriliyor. Dizinin kadınların ezilmişliğini gündeme getirme gibi bir iddiası olduğu düşünülürse “törenin çıkmazında yaşanan aşk”ın “Sıla”daki temsili toplumsal cinsiyeti etnik ayrımcılığın bir aracı haline getiriyor. - [İlk Dönem Amerikan Feminist Tiyatrosu: O Dönüşü...](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/ilk-donem-amerikan-feminist-tiyatrosu-o-donusu/) - Bu makale, Feminist Tiyatro’nun ayrı bir tiyatro türü olarak ortaya çıktığı 70’li yılları Amerika özelinde ele alıyor. Kadınların tiyatro pratiklerinin güçlü bir çıkış yakaladığı bu ilk döneme özgü koşullara değiniyor ve ilk uygulamaları tanıtıyor. Feminizmin ve bununla bağlantılı bir gelişim gösteren feminist tiyatronun 70’li yılların ortalarından itibaren başlayan çözülüşünü ve marjinalleşme sürecini tartışmaya açıyor ve yine birbirinden bağımsızlaşan feminist tiyatro eğilimlerinin uygulamalarına dair örnekler sunuyor. - [Danışma Kurulu Üyemiz Tanya Reinhart’ı Sevgiyle Anıyoruz...](https://feministyaklasimlar.org/sayi-03-haziran-2007/paneltanya-reinharti-aniyoruz/) - Bu bölümü, 17 Mart 2007 tarihinde kaybettiğimiz Danışma Kurulu üyemiz Tanya Reinhart’a ayırdık. Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar’ın bir proje olarak ortaya çıktığı günden itibaren, yazdığı yazılarla ve getirdiği önerilerle bu çalışmaya ciddi katkı sunan Tanya Reinhart’ı sevgiyle anıyoruz. - [Kadın Ağzı Türkülerle Kadınların Hayatına Dair: İki Gösteri Deneyimi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/kadin-agzi-turkulerle-kadinlarin-hayatina-dair/) - Şirin Özgün ve Ülker Uncu bu yazıda Feminist Kadın Çevresi'nden kadın sanatçıların '90’ların başından beri edindikleri dans-müzik gösterisi deneyimlerini paylaşıyor. Bu deneyim sahne sanatları alanında çalışan kadınların önce içinde bulundukları alanları sorguladıkları, sonra bu sorgulamayı eleştirelliği de içinde barındıran feminist bir dayanışma içinde hayata geçirdikleri bir süreci kapsıyor. Yazarlar gösterilerin her aşamasında neden sadece kadınların yer aldığına ve sergilemelerin neden sadece kadınlara açık olduğuna dair tartışmalarını; zaman içinde feminist antropolojiyle tanışmalarını ve yöntemlerini uygulamalarını; bu araştırmalar sırasında bir araya geldikleri kadınların anlatılarından çıkan temel vurgu noktalarını aktarıyor. - ["Öteki"nin Kadını: Beden ve Milliyetçi Politikalar*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/otekinin-kadini-beden-ve-milliyetci-politikalar/) - Iğdır, 1998 başlarında adını büyük mazot kaçakçılığı ve Ağca’yı İran’a kaçıran bir sağcı partinin il örgütü başkanının demeçleriyle duyurmuştur. Daha gizil olarak çevre kentlerde adı, Sovyet sisteminin çöküşüyle beraber, Kuzey Kafkas ülkelerinden inen kadınların en fazla “çalıştırıldıkları” ve geçimini “sınır ötesi fuhuş”tan sağlayan kentlerden birisi olarak da anılır. Bu çalışma, 2002 yılında Iğdır’da “ulusaşırı seks trafiği” (sex trafficking) üzerine ve bu olgunun “sınır”la nasıl bağdaşarak ilerlediğini anlamak amacıyla yapılmış bir alan araştırmasına dayanıyor. Çalışmanın denetimi, Ağrı ve Doğubayazıt’ta yapıldı. Ayrıca kent sakinleri, kanaat önderleri ve fahişelik yapan-yaptırılan-yaptıran kadınlarla görüşmeler; fuhuş sektörü içindekiler, kentin yerel yönetimi ve devlet görevlileriyle yapılan görüşmelerle beslendi ve sınandı. Çalışmanın temel sorusu, “bir kentin küresel kapitalizme, hangi birikim kalıplarını, hangi yolları kullanarak eklendiği ve kentin bu yeni geçim kalıplarını meşrulaştırıcı ideolojik değerleri nerelerden üretebildiği”dir. Çalışmanın en önemli sonuçlarından birisi, Iğdır’ın bir sınır kenti olarak seçtiği özel milliyetçi, hatta zaman zaman ırkçı retoriğin, sınır ötesi fahişeliğin yapılmasını meşrulaştırıcı bir öğe olmasıdır. Beden ve kadın bedeninin aşağılanması, kadına -sadece fuhuş yaptırılan kadına değil ama kentin yerli kadınına- yönelik saldırılar, kadınların bedenleri ve bunu da aşarak milliyetleri üzerinden ilerletilmekte; bu yolla kentin iki kadın grubunun da birbiriyle dayanışması bedenlenmiş bir milliyetçilik üzerinden engellenmektedir. Iğdır, mazot kaçakçılığından geçinmeyi seçtiğinde, bu illegal geçimin birikimi ırkçı milliyetçi retoriği benimseyen bir birikim grubunun eline geçmiştir. Bu yeni geçim aracılığıyla kentin küresel kapitalizme eklenme yolu yine mazot kaçakçılığı ve sınır ötesi kadın satışıyla sürdürülmektedir. Kaçaktan pay almayı sürdürmenin en meşru yolu, hem milletin çoğunluk milliyetleri hem de yerelin ağırlıklı milliyetleri aracılığıyla, kadın bedenini aşağılama ve erkekliği yüceltmeyle sonuçlanıyor. Iğdır’da hem fuhuşun içine çekilen kadınlar hem de kentin yerli kadınları, bir pazarın ve bir haritanın kurbanıdır. - [Kohar Mazlımyan’dan...](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/turk-kadini-savas-yillari-boyunca-ne-yapti/) - Lerna Ekmekçioğlu’nun seçtiği ve Ermeniceden çevirdiği Kohar Mazlımyan’a ait iki makale sırasıyla 1920 ve 1924 yıllarında Hay Gin (Ermeni Kadını) dergisinde yayımlanmış. Her makale, yazıldığı dönemin koşullarını ve bir Ermeni kadın olarak yazarın bunlar karşısındaki düşüncelerini ve duygularını yansıtıyor. İki yazı arasında söylemsel ve tematik düzeylerde belirginleşen farklılıklar, feminist bir yaklaşımla gözden geçirildi. Bu makalelerin halihazırda birer belge niteliği taşıdığını ve farklı analizlere de katkı sunabileceğini düşünüyoruz. - [Kadına Yönelik Şiddetin Görülmek İstenmeyen Veçhesi: Devlet Kaynaklı Cinsel Şiddet Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/kadina-yonelik-siddetin-gorunmek-istenmeyen-vechesi/) - Devlet güçlerinin cinsel istismarına uğrayan kadınlara 10 yıldır ücretsiz hukuki yardım sunan ve kadınlarda hak arama bilincini geliştirmeyi amaçlayan Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi, ülkemizde kadına yönelik şiddetin göz ardı edilen bir yönünü, devlet kaynaklı cinsel şiddeti görünür kılmaya ve tartışmaya açmaya devam ediyor. Proje’nin bu 10 yıllık zaman zarfındaki çalışmalarının bir dökümünü içeren Hepsi Gerçek: Devlet Kaynaklı Cinsel Şiddet isimli kitabı bu ay içinde yayınladı. Projenin kurucularından Av. Eren Keskin ile kitabın yayımlanması vesilesiyle, devlet kaynaklı cinsel şiddet teması çerçevesinde Türkiye hukuk sistemi, militarizm, Türkiye’de yakın dönemde gerçekleşen gelişmeler ışığında ifade özgürlüğü ve demokratikleşme önündeki zorlu engelleri ve olası açılım olanaklarını konuştuk. - [Dünyada ve Türkiye'de Savaş Karşıtı Hareket ve Antimilitarizm Üzerine:](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/dunyada-ve-turkiyede-savas-karsiti-hareket-ve-antimilitarizm-uzerine/) - Militarizmin gündelik hayattaki tezahürlerini feminist bir perspektiften ele alan çalışmalarıyla tanıdığımız Cynthia Enloe ile Ocak 2007 tarihinde Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsünde gerçekleştirilen “Uluslararası Vicdani Ret Konferansı” öncesinde görüştük. Militarizmi anlamanın feministler için neden önemli olduğunu, antimilitarizmin feminizme neden muhtaç olduğunu ve militarizmin kadınların hayatlarına erkeklerinkinden farklı olarak nasıl etki ettiğini konuştuk; kadınların militarizm karşısında alabilecekleri çeşitli pozisyonlar konusunda tartıştık. Kendisine Amerika’daki savaş karşıtı hareketin durumunu ve Türkiye’deki antimilitarist hareketi nasıl değerlendirdiğini, bu bağlamda bir feminist - [Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Dönemi'nde Toplumsal Cinsiyet ve Savaş: Kara Fatma(lar)](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/genc-osmanli-ve-erken-cumhuriyet-doneminde-toplumsal-cinsiyet-ve-savas/) - Kadın savaşçılar, geçmişte ve günümüzde istisna olarak karşımıza çıkarlar. Bu makalede, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinin çesitli dönemlerinde kadınların savaşta yer almasına ilişkin olarak kurulan söylemlerin analizi üzerinden, bu istisnanın anlamı ve içeriği üzerine yoğunlaşılmaya çalışılacaktır. Makale boyunca, 1806’nın, Kırım Savaşı’nın, 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ve Milli Mücadele Dönemi’nin Kara Fatma(lar)’ı üzerine yoğunlaşılıyor. Kara Fatma(lar)’a ilişkin söylem savaşları bugün hala devam etmektedir. Bu nedenle, Kara Fatma(lar), yalnızca geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemindeki toplumsal cinsiyet sistemini anlamak için değil, güncel politikaların toplumsal cinsiyetle ilgili meselelere ilişkin farklı konumlanışlarını anlamak için de zengin bir alan oluşturmaktadır. - [Şehremaneti Erkeklere Emanet...](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/sehremaneti-erkeklere-emanet/) - Bu makalede, öncelikle, Türkiye yerel yönetimlerinde kadınların göreli güçsüz varlığı tartışma konusu yapılıyor. Göreliliğin referanslarıysa hem Türkiye ulusal-merkezi yönetimi ve siyaseti hem de dünyadaki baskın model. İkinci olarak, kadınların yerel siyasete katılımı bağlamında, formel (kurumsal) ve enformel (kurumsal olmayan) düzlemler arasındaki ülkeye özgü bağlantılar kurulmaya çalışılıyor. Nitekim, feminist literatürde sürdürülen tartışmaların önemli bir bölümü, kadınların politik formel katılımının, enformel, seçilmiş olmayan arenalardaki aktivizmiyle nasıl desteklenip güçlendirildiğiyle ilgili. Türkiye’deki deneyim, kadınların yerel düzeydeki toplumsal-politik hareketliliklerinin, karar alma mekanizmalarında kadınların güçlenmesi yönünde zorunlu bir etki yaratmadığını gösteriyor. Yaşanan yerle ilgili temel önemdeki belirleyici kararlarda söz sahibi olmak ve yerel politik gündemleri inşa etmektense, kadınların yerel hareketliliğinin, büyük ölçüde toplumsal-kültürel etkinliklerle ve siyasal parti destek etkinlikleriyle sınırlı kalmış olduğu görülüyor. Ayrıca, yerel siyasetteki asimetrik cinsiyet ilişkilerinin sürdürülmesinde etkili bir unsur olarak, ulusal düzeydeki kadın hareketinin yakın zamanlara değin konuya sistematik olarak eğilmediği üzerinde duruluyor. - [Öldürmeye Değil Yaşatmaya Yatırım:](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/oldurmeye-degil-yasatmaya-yatirim/) - Küresel Kadın Grevi, 60’ı aşkın ülkeden kadın örgütlenmelerinin bir araya gelerek oluşturduğu bir kadın dayanışması ağıdır. Grev, 2000’den bu yana her yıl Dünya Kadınlar Günü’nde toplumun “öldürmeye değil, yaşatmaya yatırım” yapması, savaşlara savrulan paranın, toplumun ihtiyaçlarına harcanması talebiyle dünyanın çeşitli yerlerinde kitle eylemleri örgütlemektedir. Küresel Kadın Grevi deneyimini paylaşmak üzere Grev’in uluslararası koordinatörlerinden Selma James ile Şubat 2007’de e-posta yolu ile görüştük. Ev İşlerinin Ücretlendirilmesi İçin Uluslararası Kampanya’nın (1972) da kurucusu olan Selma James, bize Küresel Kadın Grevi’nin yapısını, amaçlarını ve kazanımlarını anlattı. - [Kötü Cinin Fısıldadıkları: Enseste Romanlar Üzerinden Bakma Denemesi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/kotu-cinin-fisildadiklari/) - Ensest, başka bir ifade ile kandaşla cinsel ilişki, çoğu zaman aile içi cinsel şiddetin bir biçimi olarak yaşanır. Kimsenin kendi ailesine ve toplumuna yakıştıramadığı için söz edilmesi bile adeta tabulaşmış olan bu şiddet biçimi, bireysel ve toplumsal travmaların kaynağını oluşturur. Bu makale, bu travmaların kurgusal metinlere yansımasını tartışmaktadır. Bu tartışma farklı dönemlere ait üç kadın romancının metinleri (Sevgi Soysal- Yenişehir’de Bir Öğle Vakti (1973), Ayşe Özmen- Sen Gülerken (2002) ve Elif Şafak- Baba ve Piç (2005)) üzerinden yürütülmektedir. Bu metinlerde ensestin yarattığı travma; bu travmalara maruz kalan kadın karakterler ve yazarların ürettikleri kadın kimlikleri karşılaştırılmakta ve bu çerçevede bir yakın okuma yapılmaktadır. - [2007 Türkiye'sinde Ermeni Kadın Olmak...](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/2007-turkiyesinde-ermeni-kadin-olmak/) - Feminist Yaklaşımlar’ın talebini geri çevirmeyerek Ermeni kadınlar olarak deneyim ve düşüncelerini güncel değerlendirmeler eşliğinde dergi okurlarıyla paylaşmak üzere bir araya gelen Ermeni kadın arkadaşlarımıza ve buluşma için mekân sağlayan Aras Yayıncılık’a teşekkür ediyoruz. 13 Şubat 2007 tarihinde İstanbul’da gerçekleşen bu buluşmaya Arlet İncidüzen, Arusyak Koç, Besse Kabak, Helin Anahit, Jülyet Erkol, Kayuş Gavrilof, Maral Aktokmakyan, Narod Erkol, Takuhi Tovmasyan Zaman, Tamar Nalcı ve Feminist Yaklaşımlar’dan da Fahriye Dinçer ve Zeynep Kutluata katıldı. - ["Ayşe'ler Uyanın, Ali'leri Eğitin":](https://feministyaklasimlar.org/uncategorized/ayseler-uyanin-alileri-egitin/) - Duygu Asena, Türkiye’de 1980’lerin ortalarına doğru yükselen feminist dalga içinde en sık telaffuz edilen isimlerden biri oldu. Bu süreç, 1978 yılında yayın hayatına giren Kadınca dergisinin ilk dönemlerinde başladı ve 1987 yılında ilk baskını yapan Kadının Adı Yok kitabıyla iyice alevlendi. Duygu Asena’nın feminizmle tanışması ve kadınlarla ilgili kritik gündemlere yayınlarında yer vermesi, kendi anlatımına göre, çok da planlı programlı bir seyir izlememişti. Bir anlamda “tesadüfi” olarak tanımlanan bu gelişmelerin arka planını anlamak için, dönemin sosyo-kültürel koşullarını, kadın hareketinin durumu, buna karşı gelişen tepkileri, vb. incelemek ve Duygu Asena’nın kadın duyarlılığı içinde hareket etmek şeklinde özetlenebilecek kişisel yönelimini bunlarla birlikte değerlendirmek gerekecektir. - [Her Zaman Kurban-İsrail’in Mevcut Savaşları](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/her-zaman-kurban-israilin-mevcut-savaslari/) - İsrail söyleminde, İsrail her zaman komşularının zalim saldırılarının masum kurbanı olmuştur. Bu gerçeklik algısı İsrail’in şimdiki iki savaşıyla daha da kuvvetlenmiştir: Gazze’de Filistinlilere ve Lübnan’a karşı savaşları. Bu görüşe göre, her iki durumda da İsrail iyi niyetini göstermiş; 2000’de Güney Lübnan’daki işgalini sonlandırdığı gibi 2005’te de Gazze Şeridi’ndeki işgalini sonlandırmıştır. Fakat bu algılayışa göre, öteki taraf İsrail’e nedensiz roket saldırılarıyla karşılık vermiştir. Bu dünya görüşü, İsrail Askeri İstihbaratı Araştırma Birimi Başkanlığı görevini yeni tamamlayan Tugay Komutanı General Yossi Kuperwasser tarafından şöyle özetlenmektedir: “Bence Filistinliler, işgalin sona ermesini istemiyor. İşgalin sona erdiği Gazze’den bize roket atmayı sürdürmelerinin anlamı budur. Bunun amacı ne? Onları vurmamız için bizi zorlamak mı?” - [Ortadoğu’nun Savaş Kuşağındaki Kadınlar: Bölünmüş Dayanışmalar ve Dağılmış Direnişler](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/ortadogunun-savas-kusagindaki-kadinlar/) - Shahrzad Mojab'ın, "Ortadoğu'nun Savaş Kuşağındaki Kadınlar: Bölünmüş Dayanışmalar ve Dağılmış Direnişler" adlı makalesi, ataerkil projeler olarak tanımlanan savaş ve militarizm süreçlerinin, emperyalizm bağlamında nasıl ele alınabileceğini irdeliyor. Ortadoğu'da, ataerki, militarizm ve emperyalizm arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğu ve bu ilişkinin bölgedeki teokratik süreçler ve güçler tarafından nasıl şekillendiği makalenin temel vurgu noktalarından birini oluşturuyor. Ortadoğu'da köktenciliğin yükselmesiyle birlikte, kadınların emperyalist ve köktenci güçler arasında bir seçim yapmak zorunda bırakıldığına, "sömürgeci" ya da "emperyalist" feminizmin de bu noktada gündeme geldiğine dikkat çekiliyor ve Ortadoğu'da kadın hareketinin sivil toplum örgütleri temelinde yapılanmasının bu bağlamda eleştirel bir şekilde ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Ataerkiye karşı mücadelenin bilinçli bir girişim olduğu ve bu girişimin önemli bir parçasını da ataerkiye ilişkin teorik kavramların ve araçların oluşturulması olduğu belirtiliyor. Bu anlamda da, postmodernist kuram ve ataerkiye karşı verilen mücadele arasındaki kopukluğa işaret ediliyor. Sonuç olarak, Ortadoğulu kadınlar, yerli ataerki, sömürgeci feminizm, gericilik, milliyetçilik ve emperyalizm karşıtı mücadelenin parçası olmaya davet ediliyor. - [Kapılar](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/kapilar/) - Kapılar çalınırdı ve kadınlar açarlardı kapıları geçip giderdi hayat hergün tozu alınarak ve parlatılarak Onlar ki büyük bir aşkın özlemini duyarlardı seyretmek için kendi güzelliklerini çağların ardından bir tablo gibi donup kalmaktı istedikleri Küçük bir kız çocuğu iken uysal birer fidan gibi büyüdüler ve parmaklarına pırıltılı halkalar giyip beyaz güvercinler gibi tutsak evine girdiler Sokağa - ["Üç Tarz-ı Siyaset" ve Modernite Ekseninde ve Ötesinde Osmanlı Feminizmi* Duygu Asena ile Yayıncılık Hayatı ve Feminizm Üzerine Söyleşi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/uc-tarz-i-siyaset-ve-modernite-ekseninde-ve-otesinde-osmanli-feminizmi/) - Ebru Sönmez** tarafından kaleme alınan bu makalede, Osmanlı devlet ve toplum yapısının 19. yy. sonrasında geçirdiği dönüşümle birlikte Osmanlı entelijansiyası içerisinde bir tartışma konusu olarak gündeme gelen kadının toplumsal statüsü meselesine dair yaklaşımlar, II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte yayın hayatına başlayan Demet dergisi üzerinden ele alınıyor. Kadınlara yönelik bir dergi olarak tasarlanan, ancak düzenli yazar kadrosunu - [Sessiz Kızların Kuyuları[1]: Ayla Kutlu'nun "Kadınlar ve Kuyular" Öykülerinde Sessizliğin Kırılışı](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/sessiz-kizlarin-kuyulari/) - Yazar Dilek[2] Direnç Ayla Kutlu’nun 2001’de yayımlanan Zehir Zıkkım Hikâyeler isimli öykü kitabında “Kadınlar ve Kuyular” başlıklarıyla bir araya getirilmiş olan dört öyküyü derinlikli bir metin analizi aracılığı ile inceliyor. Yazar öyküleri incelerken, bu metinlerin ortak unsurları olarak “erkek egemen sistemin ve kültürün ötekileri olan” kadın karakterleri ve kitabın bu bölümünde parçaları birbirine bağlayan temel - [Sinemayı Meslek Edinmiş Bir Kadın Yönetmen: Bilge Olgaç](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/sinemayi-meslek-edinmis-bir-kadin-yonetmen/) - Sinemada kadın bakış açısının varlığından söz edemediğimiz bir dönemde kadın sorunlarını beyazperdeye taşıyan Bilge Olgaç, Türkiye sinemasındaki ilk kadın yönetmenlerden biriydi. Özellikle 1980 sonrasında çektiği filmlerle Bilge Olgaç’ın toplumsal değişimi, düzenin eşitsizliğini ve kadınların bu düzen içerisinde maruz kaldıkları toplumsal baskıları ve kadına yönelik şiddeti işlediğini görürüz. Oya Dinçer makalesinde, yönetmen ve senarist Bilge Olgaç’ın - [11 Eylül Sonrasında ABD'de "Güvenlik" Politikaları ve İnsan Hakları Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/11-eylul-sonrasinda-abdde-guvenlik-politikalari-ve-insan-haklari-uzerine/) - Uluslararası hukuk ve göçmen hukuku uzmanı Aslı Bali, New York’ta bulunan Guantanamo benzeri gözetim merkezlerindeki Ortadoğulu göçmenlerin haklarının savunulması için beş yıldır aktif olarak çalışan bir avukat. Halen Princeton Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde doktora çalışmasına devam eden Aslı Bali, aynı zamanda ABD içinde Arap topluluğunu temsil eden en büyük organizasyon olan Arap-Amerikan Ayrımcılığı Karşıtı Komite’nin (Arab-American Anti-Discrimination Committee-ADC) New York bölge sorumlusu. Kendisi, Irak Dünya Savaş Suçluları Mahkemesi ve MERIP (Ortadoğu Araştırma ve Bilgi Projesi) gibi projelerde de bilfiil görev almış bir kadın aktivist. - [Kıbrıslı Kadınlar Arasında: Görünmeyeni Ortaya Çıkarmak ve Görünenle Bağlantısını Kurmak](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/kibrisli-kadinlar-arasinda/) - Maria Hadjipavlou, milli davanın her türlü davanın önünde geçtiği çatışma toplumlarında, kadın meselesinin ve kadınların genellikle sessizleştirildiğini vurgular. Çalışmasında, koordinatörlüğünü yürüttüğü 11 aylık bir projeye dayanarak Kıbrıslı kadınların yaşamlarını ve arzularını yansıtmakta ve bunları çözümlemeye yönelmektedir. Yazar, bu projenin çeşitli safhalarına sadece kadınların dahil edildiğini ve bu yöndeki tercihin yöntemsel, kişisel ve politik amaçlar doğrultusunda şekillendiğini belirtir: Yöntemsel amaç bilgi üretmek, kişisel amaç kadınlar arasında güçlenmek ve bağlantı kurmak, politik amaç ise kadınların seslerinin ve ihtiyaçlarının karmaşıklığını açığa çıkarmaktır. Makale ayrıca, farklı cemaatlerden –Rum, Türk, Marunî, Ermeni ve Latin- kadınların arzularındaki benzerliklere ve ayrıntılara ışık tuttuğu gibi bazı büyük temaları ve çelişkileri de tartışmaya açar. Yazar, son bölümde, kadınların seslerine ve deneyimlerine dayanarak, uygulanabilecek bazı politikalara dair önerilerde de bulunur. - [Afganistan'da Kadın Örgütlenmesi Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/afganistanda-kadin-orgutlenmesi-uzerine-rwa-uyesi-sahar-saba-ile-soylesi/) - Afgan Kadınlarının Devrimci Birliği (Revolutionary Association of the Women of Afghanistan, RAWA) üyesi Sahar Saba ile Haziran 2005’te yapılan söyleşi, RAWA’nın kuruluşundan bugüne değin geçirdiği süreç, faaliyetleri, Afganistan’ın içinde bulunduğu siyasi ve toplumsal koşullar ve RAWA’nın bu koşullar içinde geliştirdiği politikalar üzerine yoğunlaşıyor. Sahar Saba, söyleşi boyunca feminist politika yapmanın sadece kadın gündemlerine değil, kadınları etkileyen genel politik gündemlere de vurgu yaparak ve bunlara dönük çalışmalar yürüterek mümkün olduğunu ileri sürüyor. RAWA’nın eğitim, sağlık ve ekonomi alanlarında yürüttüğü kurumsal çalışmalar ise söyleşinin bir diğer vurgu noktasını oluşturuyor. - ["Yazmak Bir Yanıyla İfşa Etmek Demek...":](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/yazmak-bir-yaniyla-ifsa-etmek-demek/) - Baba ve Piç adlı kitabında ''basın yoluyla Türklüğü aşağıladığı'' gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinden yargılanan ve Eylül 2006’daki ilk duruşmada “suç unsuru oluşmadığı ve yeterli delil bulunamadığı” gerekçesiyle beraat eden yazar Elif Şafak’la duruşma öncesinde Ağustos 2006’da e-posta yoluyla görüştük. Roman karakterlerinin ağzından yapılan alıntılarla roman yazarına dava açılan, kurguyla gerçeğin ayırdına varamayanların açtıkları davalar yüzünden toplumsal barışa katkıda bulunmayı amaçlayan bir kitabın, amacının tam aksine, düşüncelerin bir kez daha suç sayılmasına araç olarak gündeme getirildiği, ulusal ve uluslararası kamuoyunda utanç verici tartışmalara sahne olan bir ülkede, “yazar olmak” bazıları için maalesef hâlâ zorlu bedeller ödemeyi gerektiriyor. Biz de tüm bu tartışmaların gölgesinde, yazar Elif Şafak’la ağırlıklı olarak, yazarlık, düşünsel/ edebi bir kaynak olarak feminizm, toplumsal cinsiyet meselesi ve bunun eserlerindeki tezahürü, edebi kalemin cinsiyeti, roman karakterleri, kadın olmasının yazarlığı ve üslubu üzerindeki etkileri ve dile yaklaşımı eksenlerinde bir söyleşi yaptık. - [Bir Fincan Kapuçino (I)](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/bir-fincan-kapucino/) - “...İşten ayrılman gerekiyor.” Yerdeki lekeler ilişti gözüme. Taşın üzerinde iz kalmış, özel bir temizleyici almak lazım. Yarın gelir bir güzel temizle... “Beni duydun mu, Esat? Portekizli bir kadroyla devam edeceğim çalışmaya. Bugün buradaki son günün.” - [Yaşam, Ölüm ve Yeniden Doğuş: Batı Sidney ve San Francisco'da Kadın Eşcinselliği ve İslam Öğretiminin Zorlukları](https://feministyaklasimlar.org/sayi-19-subat-2013/yasam-olum-ve-yeniden-dogus/) - Samar Habib bu makalede 2008 yılında Batı Sidney Üniversitesi’nde ve 2011 yılında San Francisco State Üniversitesi’nde verdiği ‘Arap ve İslam Edebiyatında Kadınlar’ adlı dersin sınıf içi ve sınıf dışı yansımalarını ve derse dair değerlendirmeleri aktarmaktadır. Makalede, İslam ve eşcinsellik konusunun yan yana geldiğinde, akademinin böylesi bir tartışmaya dair tutumu, akademik özgürlük mefhumu etrafında bir tartışma konusu olarak ele alınmaktadır. Başlamadan önce, bu makaleyi yazarken karşılaştığım muazzam güçlüklerle ilgili birkaç söz söylemek istiyorum. Kafamda bir mezarlar dizini oluşturan kurumsal ve toplumsal haksızlıkları açık seçik tüm detayları ile yeniden değerlendirmek hiç kolay olmadı. Bu makalede herhangi bir yargılama yapmaktan kaçındım. Olayları belgelendirildikleri gibi ve bazen benim hatırladığım şekilde, inançlarım doğrultusunda hiçbir kapsamlı yorum eklemeksizin anlatmayı tercih ettim. Ayrıca bu makalede, kültürel ve coğrafi olarak benzeşmeyen iki ayrı kurumda verdiğim ve deneyim sahibi olduğum Arap ve/veya Müslüman dünyasında eşcinsellik(ağırlıklı olarak kadın) başlığıyla içeriği sınırlandırmayı tercih ettim. Öncelikle bu malzemenin ilk sunulduğu yer olan Avustralya Batı Sidney Üniversitesi’neodaklanalım. ‘Arap ve İslam Edebiyatında Kadınlar’ adlı dersi 2008 yılında BatıSidney Üniversitesi’nde verdim ve 2011 yılında San Francisco State Üniversitesi’nde biraz daha eşcinsellik-yoğun bir biçimini ‘Arap ve Müslüman Topluluklarda Toplumsal Cinsiyet ve Modernite’ adı altında anlattım. Dersin ilk sunumundafazlasıyla yapay tartışmalara sebep olanmateryallerinçeşitliliğinedersin ikinci sunumu için çok daha fazla önem verdim.Şöyle ki, dersin müfradatını sansürlemek ve eşcinsellikle ilgili malzemeleri elemek yerine bu malzemeleri daha da genişleterek San Francisco’da daha bütünlüklü bir ders içeriği hazırladım. - [Pınar'ın Davası: Onlar Kötülükte, Biz Mücadelede Israrlı](https://feministyaklasimlar.org/sayi-19-subat-2013/pinarin-davasi-onlar-kotulukte-biz-mucadelede-israrli/) - Kötülükte böyle ısrar, kinde böyle sebat görülmedi. Mantığın iflas ettiği yerdeyim. Birlikte çalışmaya, üretmeye, yaratmaya, sevmeye ve gülmeye alışkın olduğumuz arkadaşımız sosyolog-yazar Pınar Selek’i on beş yıldır zorla katil ilan etmeye çalışıyorlar. Hem de ne gayret… Bu genç kadını yok etmek için adeta her yol mübah. Ve her şey hep gözümüzün önünde, bu bitmek bilmez şimdiki zamanda yaşanıp duruyor. - [19. yy. Bulgar Tarihinde Kadınlar, Ulus ve Anlatı*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-17-haziran-2012/19-yy-bulgar-tarihinde-kadinlar-ulus-ve-anlati/) - 19. yy. Osmanlı İmparatorluğu'nda, Bulgar halkı içinde laik eğitim ve yayıncılığın gelişimi meselesi kadınların ve toplumsal rollerinin algılanmasında önemli bir değişiklik yaratmıştır. 19. yy. Bulgar gazete ve dergilerindeki "kadın sorunu" analizi, bu tartışmanın yerel parametreleri ile Güneydoğu Avrupa'daki daha geniş özgürleşme bağlamı arasında aşikâr bir ilişkiye işaret eder. Bulgar kadın okullarının ve kadın örgütlerinin yaygınlaşan ağı genellikle Bulgarlar arasında milliyetçi görüşün yaygınlaşması ile ilişkilendirilmistir; fakat milliyetçiliğin gerçekten kadın hareketini geliştirip geliştirmediği tartışma konusudur. Milliyetçilik daha çok, farklı kılıflara bürünen ataerkiyi tekrar gündeme sokmuştur. Üstelik, kadınların kamusal alandaki aktivizmi, ilk Bulgar kadın yazarların bağımsız konumlarının meşru görülmesini temin etmemiştir. En iyi durumda, bu kadınların öznelliğinin gelişimi bir Bulgar ulusu oluşturma hedefiyle ilişkilenmelerinden geçiyordu. - [Feminist Bir Bakış Açısından Barış Süreci](https://feministyaklasimlar.org/sayi-19-subat-2013/feminist-bir-bakis-acisindan-baris-sureci/) - Ocak ayının başından beri Türkiye’de Kürt sorununda yeni bir sürece girildi. Hükümetin silahları bırakmaya yönelik olarak tariflediği ve şimdiye dek tanıklık ettiğimiz görüşmelerden farklı olarak bolca reklam ve halkla ilişkiler çalışması eşliğinde yürüttüğü bu süreç Kürtler ve Türkiye’nin diğer demokratik güçleri tarafından şüpheyle karşılanıyor. Bunda, daha önce yaşanmış deneyimler ve devletin görüşmelere rağmen tutuklamalar, yasaklamalar ve bombalamalara devam etmesi rol oynuyor. Ayrıca sürecin şeffaf ve katılımcı olmaması, resmileşmemesi ve dünyadaki diğer tüm barış süreçlerinden farklı olarak gözlemci ya da arabulucu gibi kolaylaştırıcı ve görüşenlerin eşitlenmesini sağlayıcı kurumsallaşmalara gidilmemesi de sürecin sürdürülebilirliği konusunda kaygı yaratıyor. Bu yazıda sürecin kadınlar açısından bakıldığında ne ifade ettiğine dair bir değerlendirme yapılması amaçlanmaktadır. - [Feminist Tarihin Peşinde Kitabına Önsöz...](https://feministyaklasimlar.org/sayi-19-subat-2013/feminist-tarihin-pesinde-kitabina-onsoz/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar dergisi çalışma grubu olarak ilk araştırma-inceleme kitabımız olan Feminist Tarihin Peşinde’yi Ocak 2013’te yayımladık.Feminist tarih meselesini hem kurumsal hem de kuramsal boyutlarıyla ele alan kitap, Joan W. Scott'un altı makalesinden oluşuyor. Yayımlanma tarihleri itibariyle geniş bir zaman dilimine yayılan bu makaleler, Joan W. Scott'un kendisinin de bir parçası olduğu kadın hareketinin çeyrek asırlık yolculuğuna mercek tutuyor. Makaleler temel olarak, toplumsal cinsiyeti basit bir şekilde kadınlar ve erkekler arasındaki sabit farklılıklar olarak ele almak yerine, bu kavramı, cinsiyet kimlikleri arasında kurulan hiyerarşileri anlamak ve bu hiyerarşilerin yaşadığımız toplumdaki diğer hiyerarşi biçimleriyle nasıl ilişkilendiğini gözlemlemek üzere kullanılabilecek bir kategori olarak tartışıyor. Aynı zamanda bizleri de hem feminist hareketin hem de genel olarak tarihin dayandığı temellerden biri olan deneyim kavramına objektif bir veri olarak yaklaşmak yerine, onun ne zaman ve nasıl kurulduğunu, hangi şekillerde işlerlik kazandığını sorgulamaya ve bunların tümünün siyasetle nasıl kenetlenmiş olduğuna bakmaya çağırıyor. Dergimizin bu sayısında, Joan W. Scott’un kitaba önsöz olarak yazdığı bölümü sizlerle paylaşıyoruz. - [Feminist İttifak Çalışmasında Hikaye Anlatımı ve Ortak Yazarlık: Bir Yolculuk Üzerine Düşünceler](https://feministyaklasimlar.org/sayi-19-subat-2013/feminist-ittifak-calismasinda-hikaye-anlatimi-ve-ortak-yazarlik/) - Eğer tüm yazın temel olarak anlamların ve metinlerin üretimine bağlıysa, o zaman akademinin ve aktivizmin sınırlarını bulanıklaştıran feminist araştırma da, belirli amaçlar için deneyimi harekete geçirme politikası ile emek hakkında olmak zorundadır. Ortak yazarlık hikâyeleri, toplumsal şiddet üreten güç ilişkilerine karşı yazmak ve kendi vizyonlarını ve toplumsal değişim etiğini tahayyül etmek ve gerçekleştirmek için deneyimi harekete geçiren sınır aşırı ittifak halinde çalışan feministlerin en önemli aracıdır. Böylesi bir çalışma kimlik, temsil ve siyasi tahayyülün olduğu kadar bir meselenin içine girmekle ve uzmanlıkla bağlantılı varsayımların ve olasılıkların yeniden düşünülmesinin karmaşıklığı ile ciddi biçimde haşırneşir olmayı gerektirir. Bu makale toplumsal, coğrafi ve kurumsal sınırları aşan hikâye anlatımının bir yandan şiddet ve toplumsal değişim mücadeleleri sorunlarına dair eleştirel sorumluluğun nasıl geliştirileceğine kafa yorarken bir yandan da akademi içinde ve dışındaki baskın söylemleri ve yöntemleri sorunsallaştırmak için Hindistan’da aktivistlerle ve ABD’de ortak yazarlık yapan akademisyenlerle sürdürülen 16 yıllık ortaklıktan yararlanmaktadır. Bu makale, ittifak çalışması üzerinden ortak yazarlıkla ilgili beş “hakikat” önererek, entelektüel alanları harekete geçirecek bir araç olarak, –ittifak içinde bir araya gelen farklı lokasyonlardan çok sayıda hikâyenin birbiriyle konuşabildiği ve daha incelikli eleştirelere yelken açabildiği– ortak yazarlıkla ilişkili emek süreci, varsayımlar ve riskler üzerine kafa yormaktadır. - [“Bebek, Daha Çok Bebek!” İsrail’de Irk, Toplumsal Cinsiyet ve Nüfus Politikaları*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-17-haziran-2012/bebek-daha-cok-bebek-israilde-irk-toplumsal-cinsiyet-ve-nufus-politikalari-rela-mazali-ve-rachael-kamelin-soylesisi/) - Bu söyleşinin yayımlanmasının ardından geçen on yıl içinde, bu söyleşi fikrini bana getiren ve karşıklı söyleştiğimiz Rachael Kamel ile bağlantım gitgide koptu. Türkçeye çevirisi için benden izin istendiğinde aklıma ilk gelen şey, Rachael’e ulaşmaya çalışmak ve gerçekleştirdiğimiz bu sohbetin halen bir etkisinin olduğunu ve bir kaynak oluşturduğunu ona haber vermekti. Bugünün militer ve ırkçı politikalarının, kadınların üreme haklarının sömürülmesi aracılığıyla (her zaman olduğu üzere) işletilmesinden dolayı –ki bu metni bugün Türkiye’deki feminist aktivizm için bilhassa anlamlı kılan şey de budur– oldukça öfkeli ve üzgünüm. Öte yandan, söz konusu politikaları açığa çıkarmak ve bu sömürüyü önlemek için çalışan Türkiyeli feminist grupların direngen yaratıcılıklarından oldukça etkilenmiş durumdayım. Bu aktivist ve düşünürlerden bazılarının bu söyleşide anlamlı düşünceler ve güçlendirici öğeler bulmaları beni onurlandırıyor ve bu süregiden karşılıklı paylaşımlarımızdan feyz almaya devam ediyorum. - [Kadın Tutukluların Yaşadıkları Hak İhlalleri Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-17-haziran-2012/kadin-tutuklularin-yasadiklari-hak-ihlalleri-uzerine/) - Türkiye’nin en yakıcı gündemlerinden biri olan tutuklamalar, yargılama süreçlerinin uzunluğundan bu süreçlerin işleyişine kadar çeşitli başlıklarda kamuoyunda tartışıldı. Bu tutuklamalara ilişkin bir konu da, özellikle son dönemdeki cezaevi isyanlarıyla birlikte yakıcılığı daha da hissedilen, tutukluların cezaevinde maruz kaldıkları hak ihlalleri. Basına yansıdığı üzere, hak ihlalleri cezaevlerindeki yakınlarını ziyaret edenleri de çeşitli düzeylerde etkiliyor. Eren Keskin, mayıs ayında İzmir Aliağa Şakran Cezaevi’ni ziyaret ederek oradaki kadın tutukluların karşılaştıkları hak ihlallerine ilişkin bir rapor hazırladı. Biz de bu rapordan hareketle, kendisiyle Türkiye’de kadın tutukluların ve tutuklu yakınlarının maruz kaldıkları hak ihlalleri üzerine bir söyleşi yaptık. Söyleşinin devamında İzmir Aliağa Şakran Cezaevi’ne ilişkin raporu da bulabilirsiniz. - [Tutuklu Yakını Olmak Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-17-haziran-2012/tutuklu-yakini-olmak-uzerine/) - Son yıllarda artarak devam eden tutuklamalar furyası içeriye alınanların yaşamlarını altüst etmekle kalmıyor, dışarıda kalanların yaşamlarını da derinden etkiliyor, hatta onları da iddia edilen suç çemberi içine almaya çalışıyor. Feminist çalışmalarıyla tanıdığımız Gülfer Akkaya da yakınları, arkadaşları tutuklanan kadınlardan sadece biri. On yedi yıllık hayat arkadaşı Tuncay Yılmaz Devrimci Karargah operasyonları kapsamında tutuklandıktan sonra cezaevi kapılarını şimdi de sevgilisini ziyaret etmek için aşındırıyor. Gülfer Akkaya’nın cezaevi ziyaretleri dava iddianamesinde yer alan MİT raporunda özel hayatı teşhir edilerek örgüte kuryelik yaptığı iddiasıyla yer alıyor ve kendisi de davaya dahil edilmeye çalışılıyor. Feminist aktivist Gülfer Akkaya ile operasyon öncesi ve sonrasında yaşadıkları ve tutuklu yakını olmak üzerine görüştük. - [Tutuklular Cezaevinde, Peki Yakınları?*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-17-haziran-2012/tutuklular-cezaevinde-peki-yakinlari/) - Cezaevinin dört duvarı arasında kalan “içeridekiler” içeriden bize mektuplarını, seslerini o duvarların önündeki “dışarıdakiler”le ulaştırıyor. Peki, bu duvarın önünde bekleyen “dışarıdakiler”in, tutuklu yakınlarının hayatlarında neler değişmişti? Bu sorunun cevabını bulmak üzere Feminist Yaklaşımlar dergisi olarak 8 Haziran’da Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’nin görüş gününe gittik. Anneleri tutuklanmış üniversite ve lise öğrencisi iki kadın, kız kardeşi tutuklanmış on sekiz yaşında bir genç kadın ve annesi, annesi tutuklanmış yirmi üç yaşında bir genç erkek ve iki arkadaşını görmeye gelen aktivist bir kadınla sohbet ettik. - [Edirne'den Ardahan'a Uzanan Bir Tutukevinde Tutuklu Olmak!](https://feministyaklasimlar.org/sayi-17-haziran-2012/edirneden-ardahana-uzanan-bir-tutukevinde-tutuklu-olmak/) - Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Sevgi Soysal’ın 1971’de girdiği ve sekiz ay kaldığı tutukevi deneyimini anlatan bir kitap. Yazar kendi deneyimi üzerinden 12 Mart askeri darbesini ve dönemin Türkiye’sini anlatıyor ve bu baskı ortamının farklı veçhelerini sunuyor. Kitap, bu nedenle edebiyat tarihinde 12 Mart Edebiyatı’nın tipik bir örneği olarak kendine yer bulmuş. Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’nu ikinci kez okuduğumda Sevgi Soysal’ı “12 Mart yazarı” olarak sınırlandırmak kadar metni de sadece “12 Mart metni” olarak değerlendirmenin büyük bir haksızlık olduğunu düşündüm. Metni bugün tekrar okurken aklımda ister istemez günümüzdeki benzer baskı mekanizmalarına dair sorular belirdi. Sonra da bu soruların cevaplarını bulmaya çalışarak tekrar okudum metni. Kuşkusuz, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu bu soruların cevaplarından fazlasını veriyor, her şeyden öte her türlü baskıya karşı durmanın ipuçlarını sunuyor. Metnin sağladığı arzu ve cüretle bu kitabı farklı bir okuma ve yorumlama biçimiyle sunmak istedim. Bir edebiyat okuru ve eleştirmeni olarak Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu’nun yazarı Sevgi Soysal’la kurgusal bir söyleşi yaptım. Bu söyleşide soruların cevapları doğrudan metinden alınmış olup çok ufak değişiklikler ve eklemeler yapılmıştır. - [Sumud: Sömürgeleştirilmiş Filistin'de Sorguya Göğüs Germenin Felsefesi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-17-haziran-2012/sumud-somurgelestirilmis-filistinde-sorguya-gogus-germenin-felsefesi/) - Bu metin, Lena Meari’nin 5 Nisan 2012’de Columbia Üniversitesi Filistin Çalışmaları Merkezi tarafından düzenlenen “Filistin’deki Tutuklama Siyaseti ve Ötesi: Toplumsal Cinsiyet, Kırılganlık, Hapishane” başlıklı panel kapsamında yaptığı konuşmanın gözden geçirilmiş versiyonudur. Meari bu metinde, Filistin direnişinin aktörleri olan siyasi tutsakların, İsrail devletinin ve sömürgeci düzenin temsilcisi Shabak sorgucuları tarafından sorgulanması esnasındaki karşılaşma alanını ve bu sorgu-karşılaşmasının tarihsel ve politik dinamiklerini tartışıyor. Ayrıca, sorgucuların fiziksel ve psikolojik şiddet yöntemlerine karşı Filistinli tutsakların bir direniş stratejisi olarak ortaya koydukları sumud eylemini analiz ediyor. - [Yurttaşlığı “Açmak”: LGBT Bireyler ve Sosyal Politikalar*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-17-haziran-2012/yurttasligi-acmak/) - Sosyal politikalar, farklılıkları tanıyan ve eşitlikçi bir yaklaşımla kurgulandıkları takdirde, yalnızca iktisadi eşitsizlikleri değil, aynı zamanda toplumda farklılıkları dolayısıyla ayrımcılığa uğrayan grupların mağduriyetlerini de giderme potansiyeli taşırlar. Bu bağlamda, bu makale, sosyal politika alanına LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) yaklaşımı getirmeyi hedefliyor; bu çerçeve içerisinde, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde ayrımcılığı yok sayan ya da pekiştiren sosyal politikaların LGBT bireyler için olumsuz sonuçlarına işaret ediyor ve LGBT bireylerin de eşit yurttaşlar olarak kabul edildikleri bir yurttaşlık kurgusunun ne tür sosyal politikalar ile hayata geçirilebileceği üzerine Türkiye özelinde genel bir değerlendirme sunuyor. Makalede sırasıyla, heteronormatif sosyal politikalardan LGBT bireylere de eşitlik vaat eden politikalara dönüşümün tarihsel temelleri tartışılıyor ve sosyal politikalara LGBT yaklaşımı kısaca tarif ediliyor. Ardından gelir, çalışma yaşamı, eğitim, sağlık, barınma, yaşlılık ve mültecilik ile sığınmacılık alanlarındaki sosyal politikalar LGBT bireyler açısından ele alınıyor, bu alanlarda sosyal politikaların LGBT bireylerin ihtiyaçlarına göre nasıl yeniden düşünebileceğine dair temel sorun alanları tespit ediliyor ve sosyal politikalar alanında LGBT eşitliğini tesis etme amacıyla yapılabileceklere dair ipuçları sunuluyor. - [Asıl Kürtaj](https://feministyaklasimlar.org/sayi-17-haziran-2012/asil-kurtaj/) - Burası âlem memleket. En cebbar tercüman olsanız, yine de yaşananları başka bir dile çevirmekte zorlanacağınız memleket. Suni gündemleri dizi dizi inci yapıp, kendini kandırmada birinci memleket. Bir anda gökten vahiy indi, kürtajın cinayet olduğunu öğrendik. Hem de ne öğrenme. Uludere katliamının kan dondurucu ayrıntıları bir bir ortaya dökülürken Başbakan pat diye “Kürtaj cinayettir. Sezaryene de karşıyım” deyiverdi ve unutulmaz benzetmesini haykırdı: “Bu ifademe karşı çıkan bazı çevrelere ve medya mensuplarına sesleniyorum. Yatıyorsunuz kalkıyorsunuz ‘Uludere’ diyorsunuz. Her kürtaj bir Uludere’dir.” - [Ulusaşırı Feminizmler ve Pratikler Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-18-ekim-2012/ulusasiri-feminizmler-ve-pratikler-uzerine/) - Toronto’da feminizm, feminist pratik ve bilgi üretiminin (coğrafi) siyaseti üzerine tartışmalar yürüten bir grup doktora öğrencisi olarak Richa Nagar’ın yürüttüğü akademik ve siyasi çalışmalar bizi oldukça heyecanlandırmıştı. 2011 yılının Şubat ayında Toronto’ya geleceğini öğrenince kendisiyle hemen iletişime geçtik. Söyleşiyi kolektif bir bilgi üretimi egsersizi olarak tasarladık ve söyleşi sorularını Richa Nagar’ın eserlerini tartışarak hep birlikte hazırladık. Richa ile akademi içerisindeki, alandaki ve gündelik hayatlarımızdaki ulusötesi ilişkilenmeler ve feminist pratikler üzerine konuştuk. Sohbetimiz süresince Toronto, Minneapolis, İstanbul, Sitapur ve dünyanın diğer yerlerini ilişkilendirmeye çalıştık. İşbirlikleri üzerine kurulan feminizmlerin ataerkinin yanında ırkçılığa, kolonyalizme ve kapitalizme karşı feminist pratikler için alanlar açacağına ve aynı zamanda teori ile pratik, akademisyen ile aktivist ve bireysellik ile kolektivizm arasındaki karşıtlıkları kıracağına inanıyor ve Richa ile yaptığımız sohbeti Feminist Yaklaşımlar aracılığı ile sizlerle paylaşıyoruz. - [Queer Politikaları, Filistin ve Yeşil Hat'tın İçindeki Filistinli Lezbiyen Aktivizmi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-18-ekim-2012/queer-politikalari-filistin-ve-yesil-hattin-icindeki-filistinli-lezbiyen-aktivizmi/) - Samar Habib bu yazısında, 2008’de Aswat adlı Filistinli bir lezbiyen örgütün daveti üzerine gittiği Filistin’deki gözlemlerini, Filistin-İsrail sorununun genel siyasi ve tarihsel bağlamı ile ilişki içinde değerlendirerek aktarıyor ve queer politikaların bu genel bağlam içinde nasıl şekillendiğini tartışıyor. Filistinli kimliği hedef alan İsrail hegemonyası ve “pembeleme” faaliyetleri karşısında Filistinli lezbiyen aktivizmin ne tür stratejilerle kendini var ettiğini tartışıyor. - [Hayatın Bedeli Hayatın Ederi](https://feministyaklasimlar.org/sayi-18-ekim-2012/hayatin-bedeli-hayatin-ederi/) - Sadece zor değil ayıp zamanlardan geçiyoruz. Ne zamandır tamamen çıkışsızlığa terk edilen Kürt Sorunu’nda insanların canları pahasına hak talep etme noktasına geldik dayandık. Zaten memleketin en köklü halklarından birini önce hiç tanımaz sonra da zorla ancak ‘sorun’ diye kodlarsan, işin içine türlü çeşit dış aktörün dahil olacağı kadar uzun zaman hiçbir meseleyi çözmez, savaşı durduramazsan, irade koyabileceğin ânı çoktan kaçırmışsındır demektir. - [Türkiye'de Cezaevleri ve Kadın Tutukluluğu Üzerine](https://feministyaklasimlar.org/sayi-18-ekim-2012/turkiyede-cezaevleri-ve-kadin-tutuklulugu-uzerine/) - Türkiye’nin son yıllarına tutuklamalar furyası damgasını vurdu. Balyoz, Devrimci Karargah, Ergenekon, KCK operasyonlarıyla asker, bürokrat, gazeteci, siyasetçi, aktivist, feminist, sendikalı, sosyalist, öğrenci… binlerce kişiye cezaevi yolu gösterildi. Kadın hak ihlallerine ilişkin davalarda, özellikle tecavüz davalarında, sanıkların salıverildiği örnekleri kısa süre önce gördük. Biz bu çalışmalarımızı yürütürken Türkiye'nin pek çok cezaevinde Kürt tutuklular açlık grevlerine başladılar. Geçtiğimiz sayımızda, kadın tutuklular ve tutuklu yakınlarıyla söyleşiler yaparak, kadınların tutukluluk koşullarını, toplumsal cinsiyetin tutuklama süreçlerinde, tutukluluk halinde ve sonrasında nasıl etkili olduğunu gündeme getirmeye çalışmıştık. Bu sayımızda da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Ümit Efe ile Türkiye’de cezaevlerinin ve kadın tutukluların durumu ve koşulları üzerine konuştuk. Ümit Efe hem kendi kişisel deneyiminden hem de İHD’nin çalışmalarından hareketle Türkiye’de farklı dönemlerde kadınların yaşadıkları tutukluluk deneyimlerini ve bu konuda yürütülen çalışmaları bizlerle paylaştı. - [Siyasal Yapının Cinsel Oyunları: Kuzey İrlanda'da Devlet Şiddeti ve Fantezi*](https://feministyaklasimlar.org/sayi-18-ekim-2012/siyasal-yapinin-cinsel-oyunlari-kuzey-irlandada-devlet-siddeti-ve-fantezi/) - Yağmurun altında renkler birbirine girmiş olsa da mesaj açıktı. Armagh hapishanesinde kadınlara çıplak arama yapılıyor. -Christy Moore (şarkıcı), On the Bridge Kötü bir rüyadan uyanmak seni ille de avutmaz. Az önce rüyanda gördüğün dehşetin ve hatta o dehşetin altında yatan gerçekliğin tamamen farkına varmana da yol açabilir. -Bernhard Schlink, The Reader Bu makale tutukluların siyasal kimliğinin direncini kırma amacı güden ve şiddet içeren bir kontrol teknolojisi olarak, Kuzey İrlanda’daki kadın siyasi tutuklulara yönelik çıplak arama uygulamasını ele alıyor. Makale 1992’de gerçekleştirilen ve tartışmalara yol açan bir toplu çıplak arama vakasına odaklanarak, rasyonel görünümlü bu kontrol teknolojisine nüfuz etmiş olan fantazmatik* yatırımları inceliyor. Bu makale fanteziye yönelik psikanalitik bir yaklaşımı Foucaultcu bir iktidar kuramı çerçevesinde kullanarak, çıplak aramaların, cinsiyetçi bir siyasal tahakküm biçimi olduğunu ve bu tahakküm biçiminin fantazmatik bir cinsel şiddet senaryosu tarafından yönlendirildiğini ve onun dahilinde sahnelendiğini iddia ediyor. Bu senaryoda eril bir siyasal yapı olarak hareket eden devletin iktidarı, tutukluların hem siyasal hem de cinsiyet kimliklerine kazınır. Bu makale rasyonel kontrol teknolojilerinin sağladığı fantazmatik desteğin, tahakkümün olumsal ve değişken karakterini açığa çıkardığını iddia ediyor. * İng. phantasmatic. - [Toplumsal Cinsiyet Cezaevi Sistemini Nasıl Yapılandırır?](https://feministyaklasimlar.org/sayi-18-ekim-2012/toplumsal-cinsiyet-cezaevi-sistemini-nasil-yapilandirir/) - Angela Davis, “Toplumsal Cinsiyet Cezaevi Sistemini Nasıl Yapılandırır?” başlıklı bu makalesinde, ABD’deki örnekleri üzerinden devlet cezalandırma sisteminin cinsiyetçi ve ırkçı pratiklerini tartışıyor. Cinsel şiddetin bu sistem içinde gizliden gizliye kurumsallaşmasını ve kurumsallaşmanın etkilerini anlatıyor. Cezaevi pratiklerine dair tarihselleştirilmiş bir çözümleme sağlayan bu çalışma, cezaevi-endüstri kompleksinin yaygınlaşmasının etkilerini ve bu etkilerin dikkate alınmasının önemini vurguluyor. Cezaevlerinde reformcu yaklaşımların şekilci bir eşitlik anlayışı ile işlediğinde nasıl daha baskıcı bir cezaevi ortamına yol açtığını gözler önüne sererken ceza pratiklerinin ırksal, sınıfsal ve toplumsal cinsiyet açısından ayrımcı sonuçlarını da yansıtıyor. - [Hukuka Rağmen Yasa, Yasaya Rağmen Uygulama:](https://feministyaklasimlar.org/sayi-01-ekim-2006/hukuka-ragmen-yasa-yasaya-ragmen-uygulama-avukat-hulya-gulbahar-ile-soylesi/) - Türkiye’de kadın hareketinin yıllardır verdiği mücadelelere karşın ancak ve kısmen AB süreciyle görünürlük kazanan kadın hakları alanında son yıllarda önemli birtakım değişiklikler gündeme geldi. Fakat bugüne kadar yasal değişikliklerin kadınların hayatlarını olumlu veya olumsuz anlamda dönüştürücü potansiyeli, gerek anaakım medya gerekse de yasa koyucular tarafından yeterince gündeme getirilmedi ve böylece kamuoyunun nazarından sakınıldı. Oysaki, kadınlar olarak hayatlarımızın bir döneminde karşı karşıya kalabileceğimiz ayrımcı ve/veya şiddet içeren tutum ve pratiklerle mücadele edebilmek için haklarımızı ve yükümlülüklerimizi bilmemiz ve hukuku kendi lehimize kullanmanın yollarını araştırmamız gerekiyor. Çünkü bir egemenlik aracı olan hukuk, sadece hukukçulara terk edilemeyecek bir mücadele alanı. İşte tam da bu nedenle, kadın hakları alanında özellikle son dönemde gerçekleştirilen yasal düzenlemeleri ele alarak bu alanda yıllardır mücadele veren feministlerden Avukat Hülya Gülbahar ile 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanun, Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu değişiklikleri üzerine konuştuk. - [Masal Dünya Hrant’a](https://feministyaklasimlar.org/sayi-02-subat-2007/masal-dunya-hranta/) - Planlarımızın olması nasıl da gülünç... Misal, öykü yollayacaktım bu sayıya. Sonra Hrant, bir günün bir anında hayatla aramda bir eşik belirdi. Bir türlü geçemedim o eşiği, kalakaldığım yerde seni yazmaya koyuldum. ## Sayfalar - [Home](https://feministyaklasimlar.org/) - Feminist aktivizm ile feminist teorinin buluşabileceği bir zemin oluşturmayı amaçlayan Feminist Yaklaşımlar elektronik bir dergidir. - [Sayı 46 – 2025](https://feministyaklasimlar.org/sayi-46-2025/) - Sayı 46 – 2025 Ara 06 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 46 | 2025 No Comments Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar dergisinin bu sayısında, dijitalleşmenin, özellikle de yapay zekâ teknolojilerinin kadın-erkek eşitliği ve feminist politika bağlamında sunduğu potansiyeli ve karşı karşıya bıraktığı zorlukları ele alıyoruz. Feminist… Devamını Okuyun Ara 06 Love0 Feminist Yapay Zekâyı - [Sayı 45 - 2024](https://feministyaklasimlar.org/sayi-45-2024/) - Sayı 45 – 2024 Ara 25 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 45 | 2024 No Comments Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar dergisinin bu sayısında, derinleşen ekonomik krizlerin yarattığı zorluklara karşı feminist politika önerilerini ve mücadele pratiklerini ele alıyoruz. Ekonomik krizlerin toplumsal cinsiyet boyutunu ve kadınların bu… Devamını Okuyun Ara 25 Love0 Ekonomik Kriz, Kemer - [Etkinlikler](https://feministyaklasimlar.org/etkinlik/) - Etkinlikler Toplumsal Cinsiyet Karşıtlığı ve Feminist Mücadele Deneyimleri Seminer Serisi – 2 Jenny Gunnarsson Payne – Sofie Tornhill 12 Ekim 2023 – 19:30 Çevrimiçi Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları – 3 Sherilyn Macgregor ve Seema Arora-Jonsson 30 Mayıs 2022 – 19:30 Çevrimiçi Feminist Politik Ekoloji Buluşmaları – 2 Melissa Leach 11 Nisan 2022 – 19:30 Çevrimiçi - [Hakkımızda](https://feministyaklasimlar.org/hakkimizda/) - Hakkımızda Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar elektronik, hakemli bir dergidir. Dergi, yayına başladığı 2006 yılından 2017 yılına kadar yılda üç kez, 2017-2022 yılları arasında ise yılda iki kez yayımlanmıştır. 2022 itibariyle yılda bir kez yayımlanmaktadır. Feminist Yaklaşımlar, toplumsal hiyerarşileri feminist bir bakış açısından ele alır ve böylece cinsiyet eşitliğine katkı sunmayı hedefler. Yayın politikası gereği kültürlerin - [Sayı 44 - 2023](https://feministyaklasimlar.org/sayi-44-2023/) - Sayı 44 – 2023 Ara 04 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 44 | 2023 No Comments Toplumsal cinsiyet karşıtlığı ve bu karşıtlık etrafında örgütlenen hareketler on yıldan fazla süredir kamusal alanda görünür olmaya başladı ve gelinen noktada, özellikle otoriter muhafazakâr iktidarların kurulduğu ya da güçlü olduğu… Devamını Okuyun Ara 04 Love0 Toplumsal Cinsiyet Karşıtı - [Sayı 43 - 2022](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-43-agustos-2022/) - Sayı 43 – Ağustos 2022 May 05 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 43 | 2022 No Comments Pandemi koşullarında geçen iki yılı aşkın sürenin ardından dünya, ekonomik kriz, Orta Doğu’dan Kafkaslara doğru genişleyen savaş, nükleer tehdit ve belki de içinden çıkılması en zoru olan iklim kriziyle karşı… Devamını Okuyun May 04 Love0 Türkiye’de Ekoloji - [Sayı 10 - 2010](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-10-subat-2010/) - Sayı 10 – Şubat 2010 Şub 09 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 10 | Şubat 2010 No Comments Türkiye’de 2009 Temmuz ayında “Kürt açılımı” olarak başlayan, ardından “demokratik açılım” adını alan, sonrasında da “milli birlik ve kardeşlik projesi” olarak adlandırılan süreç, pek çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Barış ve demokrasi temennileri ile başlayan süreçte, terörle - [Sayı 03 - 2007](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-03-haziran-2007/) - Sayı 03 – Haziran 2007 Haz 29 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 03 | Haziran 2007 No Comments Feminist Yaklaşımlar’ın 3. sayısını oldukça üzücü bir haberle yayınlıyoruz: Danışma kurulu üyemiz sevgili Tanya Reinhart’ı 17 Mart’ta kaybettik. Tanya Reinhart, hem dilbilim alanındaki çalışmaları hem de İsrail-Filistin konusunda yaptığı yayınlar ve açtığı tartışmalar ile saygıdeğer bir - [Sayı 02 - 2007](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-02-subat-2007/) - Sayı 02 – Şubat 2007 Şub 28 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 02 | Şubat 2007 No Comments Dergimizin ikinci sayısını yayına hazırladığımız günlerde Hrant Dink’i kaybettik. Türkiye’de insan hakları ve demokrasi konularındaki kararlı tavrının yanı sıra Ermeni kimliğinin kamusal alanda demokratik bir şekilde temsil edilmesi için verdiği… Devamını Okuyun Şub 28 Love0 “Öteki”nin - [Sayı 01 - 2006](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-01-ekim-2006/) - Sayı 01 – Ekim 2006 Eki 29 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 01 | 2006 No Comments Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar’ın ilk sayısıyla hepinize merhaba diyoruz. Bu dergiyi tasarlarken, kadınları ilgilendiren tüm konuların tartışılabileceği bir zemin sağlamayı hedefledik. Çünkü kadınlar olarak, “kadın meseleleri”ni artık bir veya… Devamını Okuyun Eki 28 Love0 Sinemayı Meslek - [Sayı 04 - 2007](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-04-ekim-2007/) - Sayı 04 – Ekim 2007 Eki 31 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 04 | Ekim 2007 No Comments Muhtıranın gölgesinde yapılan 2007 genel seçimleri, seçim öncesi işletilen antidemokratik sürece de tepki olarak algılanabilecek bir biçimde, CHP-MHP ve ordu ittifakının yenilgisiyle sonuçlandı. Seçimlerin ardından gündeme gelen anayasa değişikliği de demokratikleşme yönünde adım atmak isteyen kesimler - [Sayı 05 - 2008](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-05-haziran-2008/) - Sayı 05 – Haziran 2008 Haz 30 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 05 | Haziran 2008 No Comments Türkiye’deki askeri vesayet rejiminin şu dönemki hedeflerinden biri olan AKP, hem bu sürece verdiği tepkide hem de –DTP gibi– aynı rejimin hedef aldığı diğer odaklarla ortak tavır almak konusunda sınıfta kalmış görünüyor. Bunun da ötesinde, 1 - [Sayı 06 - 2008](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-06-ekim-2008/) - Sayı 06 – Ekim 2008 Eki 27 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 06 | Ekim 2008 No Comments Dünyada patlak veren ekonomik krizin, Ortadoğu'da devam eden savaş koşullarının gölgesinde, Türkiye, çözmemekte direndiği Kürt sorununda şiddetin yoğun olarak yeniden gündeme geldiği olağanüstü hal koşullarına geri dönüyor. Önceki dönemlerden farklı olarak bu sefer, ordunun faaliyetlerine ilişkin - [Sayı 07 - 2009](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-07-mart-2009/) - Sayı 07 – Mart 2009 Mar 28 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 07 | Mart 2009 No Comments 2008 yılının son aylarında alevlenen İsrail-Filistin Savaşı ya da İsrail’in Gazze çıkartmasıyla birlikte 2000’li yılların ileri teknoloji savaş takımlarıyla birkaç saniyede nasıl milyonlarca hayatın yok edilebileceğini ve yine ileri teknoloji haberleşme imkânları ile bu birkaç saniyelik - [Sayı 08 - 2009](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-08-haziran-2009/) - Sayı 08 – Haziran 2009 Haz 28 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 08 | Haziran 2009 No Comments Geçtiğimiz günlerde gazetelerde şöyle bir haber yayımlandı: “Açıköğretim Fakültesi Jandarma ve Polis Önlisans Meslek Eğitimi programında çıkan final sorularından birisi şu idi: “Aşağıdakilerden hangisi kadına özgü bir davranış olarak kabul edilir? (a) Çokbilmişlik; (b) Baskıcılık; (c) - [Sayı 09 - 2009](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-09-ekim-2009/) - Sayı 09 – Ekim 2009 Eki 28 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 09 | Ekim 2009 No Comments Barış sürecine dair belli tartışmaların yürütülmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Demokratikleşme yönünde çok ciddi adımların atıldığı bu dönemde, öncelikli olarak silahların susması ve onurlu bir barış talebinin dillendirilmesi gerekiyor. Devamını Okuyun Eki 28 Love0 Gelenek Söylemleri - [Sayı 11 - 2010](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-11-haziran-2010/) - Sayı 11 – Haziran 2010 Haz 30 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 11 | Haziran 2010 No Comments Türkiye’de yine zorlu bir sınavdan geçtiğimiz günler yaşıyoruz. PKK ve Türk Silahlı Kuvvetleri arasında son haftalarda artan çatışmalar ve yapılan eylemlerle beraber pek çok insan yaşamını yitirdi. Yitip giden bu yaşamlardan bazıları ana akım medya organları - [Sayı 12 - 2010](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-12-ekim-2010/) - Sayı 12 – Ekim 2010 Eyl 30 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 12 | Ekim 2010 No Comments Türkiye referandum sonrasında, demokratikleşmenin yoğun bir şekilde tartışıldığı bir döneme yeniden girdi. Referandumda “Evet” yanıtının çıkması toplumun yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu gösteriyor ve yeni bir anayasa yapmanın imkânını sağlıyor. Yapılan anayasal değişikliklerin askeri vesayetin gücünü - [Sayı 13 - 2011](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-13-subat-2011/) - Sayı 13 – Şubat 2011 Şub 02 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 13 | Şubat 2011 No Comments 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken oldukça yoğun geçen Türkiye ve dünya gündemiyle Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar’ın 13. sayısında sizlere “Merhaba” diyoruz. 2011 yılının ilk ayları önce Tunus’ta ardından, Mısır, Ürdün, Yemen ve Libya’da onbinlerce - [Sayı 14 - 2011](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-14-haziran-2011/) - Sayı 14 – Haziran 2011 Haz 01 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 14 | Haziran 2011 No Comments 2011 Genel Seçimleri’nin hemen ardından özgürlük, barış ve demokrasiden yana umutla güne başlayanlar, Türkiye’de demokrasinin oldukça meşakkatli bir yolda yolculuk etmekte olduğunu bir kez daha deneyimlediler. Barış, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu adaylarından milletvekili seçilen beş kişinin - [Sayı 15 - 2011](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-15-ekim-2011/) - Sayı 15 – Ekim 2011 Eki 01 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 15 | Ekim 2011 No Comments Savaş koşullarının yeniden hayatımızı belirlediği bir dönemdeyiz. Yaklaşık bir sene önce, Habur’dan gelen barış elçileriyle birlikte, barış umudumuz, öncesinde hiç olmadığı kadar güçlenmişti. Bugün ise barışın üzerine bombalar yağıyor. Ölümlerin sayısı artıyor ve artık sadece savaş - [Sayı 16 - 2012](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-16-subat-2012/) - Sayı 16 – Şubat 2012 Şub 01 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 16 | Şubat 2012 No Comments Beşinci yılını geride bıraktığımız Feminist Yaklaşımlar’ın on altıncı sayısında, tüm olumsuzluklara rağmen ilk sayımızdan itibaren olduğu gibi, yine umut dolu bir “Merhaba” diyor ve tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz. Devamını Okuyun Şub 01 - [Sayı 17 - 2012](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-17-haziran-2012/) - Sayı 17 – Haziran 2012 Haz 23 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 17 | Haziran 2012 No Comments Feminist Yaklaşımlar’ın on yedinci sayısıyla tüm okurlarımıza “Merhaba” diyoruz. “Merhaba” yazıları derginin içeriğini anlattığımız yazılar olmanın ötesinde dergimizi hazırladığımız bağlamı ve bu bağlama dair değerlendirmelerimizi okuyucularımızla paylaştığımız yazılar oldu hep. “Tarihe bunlar da not düşülsün” - [Sayı 18 - 2012](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-18-ekim-2012/) - Sayı 18 – Ekim 2012 Eki 18 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 18 | Ekim 2012 No Comments Feminist Yaklaşımlar'ın on sekizinci sayısını yayıma hazırladığımız şu günlerde, Türkiye'de 60'ın üzerinde cezaevindeki pek çok tutuklu ve hükümlünün açlık grevi bugün itibariyle 60. gününe girdi. Abdullah Öcalan'a uygulanan tecridin kaldırılması, anadilde savunma ve eğitim hakkı talepleriyle - [Sayı 19 - 2013](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-19-subat-2013/) - Sayı 19 – Şubat 2013 Şub 09 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 19 | Şubat 2013 No Comments 2013’ün 8 Mart arifesinde sizlere 19. sayımızla “Merhaba” diyoruz. Bu sayımızı yayına hazırladığımız günlerde, Feminist Yaklaşımlar kadrosu olarak sadece dergimizi değil aynı zamanda başka bir yayını da Türkiyeli okurla paylaşmanın heyecanını yaşadık. Akademik özgürlük, sekülarizm ve - [Sayı 20 - 2013](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-20-haziran-2013/) - Sayı 20 – Haziran 2013 Haz 10 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 20 | Haziran 2013 No Comments Feminist Yaklaşımlar’ı yayına hazırlamakta hiç bu kadar zorlandığımızı hatırlamıyoruz. Şubat ayında yayımladığımız son sayımızdan bu yana öylesine önemli gelişmeler yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor ki… Öncelikle, Türkiye’nin son otuz beş yılına damgasını vuran iç savaşa - [Sayı 21 - 2013](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-21-ekim-2013/) - Sayı 21 – Ekim 2013 Eki 10 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 21 | Ekim 2013 No Comments Yaz aylarının sıcağını geride bıraktığımız bu sonbahar günlerinde barış ve özgürlük mücadelesi veren kadınların gündemleri yakıcılığını koruyor. Dergimizin bir önceki sayısını yayınladığımız Haziran ayından bugüne Türkiye gündeminde önemli gelişmeler yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor: Barış - [Sayı 22 - 2014](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-22-subat-2014/) - Sayı 22 – Şubat 2014 Şub 01 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 22 | Şubat 2014 No Comments Türkiye gündemi hızla ve keskin olaylarla, süreçlerle değişiyor. Bizler, Gezi ve sonrasındaki eylemleri, park forumlarını, yerel seçimleri, barış sürecini tartışıp bu alanlara hem feminist müdahalelerde bulunma hem de feminist analizlerle bu süreçleri anlama çabası içindeyken, 17 - [Sayı 23 - 2014](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-23-haziran-2014/) - Sayı 23 – Haziran 2014 Haz 01 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 23 | Haziran 2014 No Comments Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Dergisi’nin 23. sayısını, savaşların ve sınır tanımaz kâr hırsının hüküm sürmediği bir dünyada yaşama özlemini bizlere hatırlatan önemli gelişmeler eşliğinde yayına hazırladık. Devamını Okuyun Haz 01 Love0 Devletle ya da Devletsiz: - [Sayı 24 - 2014](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-24-ekim-2014/) - Sayı 24 – Ekim 2014 Eki 06 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 24 | Ekim 2014 No Comments Barışa giden yol savaş suçlarıyla yüzleşerek yaşanan acıların sonuçlarının hafifletilmesinden ve adalet duygusunun tesis edilmesinden geçiyorsa bunun ilk duraklarından biri Cumartesi Anneleri’nin adalet arayışıdır. Cumartesi Anneleri, 1995 yılından beri gözaltında kaybedilen ya da faili meçhul cinayetlere - [Sayı 25 - 2015](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-25-subat-2015/) - Sayı 25 – Şubat 2015 Şub 11 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 25 | Şubat 2015 No Comments Biz bu sayıyı hazırlarken çok şey oldu. Paris’te Charlie Hebdo’ya sabah saatlerinde iki İslamcı militan tarafından saldırı düzenlendi; on iki dergi çalışanı öldürüldü. Bu katliamla aynı dönemde Nijerya’da Boko Haram örgütü Baga kasabasına saldırdı ve en - [Sayı 26 - 2015](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-26-haziran-2015/) - Sayı 26 – Haziran 2015 Haz 07 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 26 | Haziran 2015 No Comments 28 Haziran Pazar günü biz de pek çok insan gibi Onur Yürüyüşü’ne gitmek için hazırlandık, heyecanla İstiklal’e geldik. Her şey çok “normal” seyrediyor, yürüyüş başlamadan caddede tur atıyoruz, sağda solda sokaklara üşüşmüş kırmızı yelekli polisler gözümüze - [Sayı 27 - 2015](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-27-ekim-2015/) - Sayı 27 – Ekim 2015 Eki 10 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 27 | Ekim 2015 No Comments Türkiye, dergimizin bir önceki sayısının yayımlandığı haziran ayından sonra, şiddetin ve hak ihlallerinin dozunun giderek arttığı bir döneme girdi: İktidarın Dolmabahçe mutabakatının artık geçerli olmadığını ifade etmesiyle birlikte barış süreci de kendi deyimleriyle ‘buzdolabına’ kaldırıldı. Bu - [Sayı 28 - 2016](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-28-subat-2016/) - Sayı 28 – Şubat 2016 Şub 07 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 28 | Şubat 2016 No Comments Türkiye artık yeni bir döneme girdi. Tüm ülke üzerinde kendini hissettiren uygulamalar, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, tek bir inanç biçiminin yaşam tarzı olarak dayatılması ve Ortadoğu ve Türkiye’deki savaşın yarattığı şiddet ortamı kadınların hayatını da yeniden - [Sayı 29 - 2016](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-29-haziran-2016/) - Sayı 29 – Haziran 2016 Haz 11 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 29 | Haziran 2016 No Comments Ortadoğu merkezli savaş koşullarının farklı biçimlerde dünyaya yayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Savaş koşulları her dönem olduğu gibi ırkçılığı ve nefret politikalarını tetikliyor. Bizler de Türkiye’de Kürt illerinde süren savaştan ve yıkımlardan, LGBTİ’lere dönük nefret politikalarına, kadın - [Sayı 30 - 2016](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-30-ekim-2016/) - Sayı 30 – Ekim 2016 Eki 08 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 30 | Ekim 2016 No Comments Türkiye ve dünya her anlamda “olağanüstü bir hâl”den geçiyor. Ortadoğu'da Suriye merkezli savaş, Amerika ve Avrupa’da yükselen sağ popülist politikalar ve Türkiye’de 15 Temmuz sonrasında iyice sertleşen baskı rejimi… Ülkemizde hukukun üstünlüğünün ve demokratik taleplerin hiçe - [Sayı 31-32 2017](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-31-32-haziran-2017/) - Sayı 31-32 Haziran 2017 Haz 11 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 31-32 | Haziran 2017 No Comments Ortadoğu’da “Arap Baharı” sonrasında savaş koşulları ağırlaşarak devam ediyor. Vesayet savaşları olarak da adlandırılan bu süreç, birçok araştırmacının da belirttiği üzere, dünya savaşları olarak adlandırılan savaş dönemlerine benziyor; siyasi ve ekonomik arena hegemonya kriziyle, kapitalizm kriziyle tarif - [Sayı 33 - 2017](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-33-ekim-2017/) - Sayı 33 – Ekim 2017 Eki 06 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 33 | Ekim 2017 No Comments Türkiye’de demokrasi kültürünün, seküler alanın ve farklı olana saygının gitgide daraldığı bu dönemde cinsiyetçi şiddetin de artışına tanık oluyoruz. Böylesi bir dönemde, şüphesiz en ağır darbeyi alan alanların başında kadın ve LGBTİ+ hakları geliyor. Şiddetin sıradanlaşması - [Sayı 34-35 2018](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-34-35-haziran-2018/) - 34-35 Haziran 2018 Haz 11 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 34-35 | Haziran 2018 No Comments Baskının, şiddetin ve milliyetçiliğin güçlendiği günümüz siyasi ikliminde toplumdaki kutuplaşmalar derinleşiyor ve farklı kesimlerin birbirini anlaması giderek zorlaşıyor. Gittikçe kutuplaşan bir toplumda daha iyi ve mutlu bir dünya kurma hayallerinin sınırları da daralıyor. Dergimizin bu sayısında sizlere yeni - [Sayı 36 - 2018](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-36-ekim-2018/) - Sayı 36 – Ekim 2018 Eki 11 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 36 | Ekim 2018 No Comments Bu sayımızda mahrum bırakıldığımız, maruz kaldığımız, dışlandığımız, yeniden yazdığımız, hayal ettiğimiz hikâyeler üzerine düşünen yazılarla “Merhaba” diyoruz sizlere… Devamını Okuyun Eki 06 Love0 Beden Temelli Vatandaşlık: Yeşil Vatandaşlığı Beden Üzerinden Yeniden Düşünmek[1] Yazar: Teena Gabrielson ve - [Sayı 37-38 - 2019](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-37-38-haziran-2019/) - Sayı 37-38 – Haziran 2019 Haz 08 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 37-38 | Haziran 2019 No Comments Dergimizin bu yeni sayısında feminist aktivizmi ilgilendiren ve birbirleriyle kesişen alanlarda bulunan iki önemli meseleyi tartışıyoruz: dijital aktivizm ve cinsel tacize karşı mücadele. 2017 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkıp bütün dünyaya yayılan #MeToo (Ben de) - [Sayı 39-40 - 2020](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-39-40-subat-2020/) - Sayı 39-40 – Şubat 2020 Şub 08 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 39-40 | Şubat 2020 No Comments Tüm dünya Covid-19 salgınıyla başa çıkmanın yollarını arıyor. Tedavisi bulunana kadar hastalığın yayılmasını engellemenin en etkili yolları fiziksel mesafeyi koruma ve kişinin kendini izole etmesi. Kalacak bir evi ya da evden çalışma imkânı olanların evlere çekildiği - [Sayı 41 - 2020](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-41-sonbahar-2020/) - Sayı 41 – Sonbahar 2020 Eki 08 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 41 | Sonbahar 2020 No Comments Aylardır süren Covid-19 salgını ile birlikte hayatlarımız radikal bir şekilde değişirken, bu değişimin ismi “yeni normal” olarak konuldu. Fakat eski normalin eril şiddeti yeni normalde de artarak devam etti. Pınar Gültekin, Fatma Altınmakas, Hatice Tusu ve - [Sayı 42 - 2021](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/sayi-42-ilkbahar-2021/) - Sayı 42 – İlkbahar 2021 May 05 Love0 Merhaba Yazar: Feminist Yaklaşımlar Sayı 42 | 2021 No Comments Covid-19 salgını birinci yılını geride bırakırken dünyanın pek çok yerinde salgınla mücadele halen devam ediyor. İlk zamanlarda salgının herkesi eşitlediği konuşulmuş ancak bunun bir yanılsama olduğu çeşitli toplumsal hareketlerin tepkileriyle...Devamını Okuyun May 04 Love0 Adalet Ağaoğlu’nun Göç - [İletişim](https://feministyaklasimlar.org/iletisim/) - İletişim Yazılarınızı bize ulaştırmak için: info@feministyaklasimlar.org - [Arşiv](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/) - Tüm Sayılar FilterAllSayılar Sayı 46 – 2025 Sayı 45 – 2024 Sayı 44 – 2023 Sayı 43 – 2022 Sayı 42 – 2021 Sayı 41 – 2020 Sayı 39-40 – 2020 Sayı 37-38 – 2019 Sayı 36 – 2018 Sayı 34-35 2018 Sayı 33 – 2017 Sayı 31-32 2017 Sayı 30 – 2016 Sayı 29 - [Kitaplar](https://feministyaklasimlar.org/kitaplar/) - Kitaplar FilterKitaplar Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar 2006-2007 Seçkisi Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar 2009 Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar 2010 Feminist Tarihin Peşinde – Joan W. Scott - [Özel Sayı - Mart 2008](https://feministyaklasimlar.org/arsiv/ozel-sayi-mart-2008/) - Özel Sayı – Mart 2008 Mar 31 Love0 Derya Demirler’i Anma Toplantısı, 28 Ocak 2008 Yazar: Duygu Çavdar Özel Sayı | 2008 No Comments Kültür ve Siyaset'te Feminist Yaklaşımlar Dergisi'nin yayın kurulu üyesi Derya Demirler'i, 8 Ocak 2008'de elim bir kaza sonucu kaybedişimizin ardından tanıyanları ve sevenleri, 28 Ocak 2008'de Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği'nde onu - [](https://feministyaklasimlar.org/8969-2/) - FilterAllSayılar SayılarSayı 46 – 2025Aralık 6, 2025Sayı 46 - 2025 SayılarSayı 45 – 2024Aralık 25, 2024Sayı 45 - 2024 SayılarSayı 44 – 2023Aralık 11, 2023Sayı 44 - 2023 SayılarSayı 43 – 2022Ekim 9, 2023Sayı 43 - Ağustos 2022 SayılarSayı 42 – 2021Ekim 9, 2023Sayı 42 - İlkbahar 2021 SayılarSayı 41 – 2020Ekim 9, 2023Sayı 41 - [test](https://feministyaklasimlar.org/test/) - [rev_slider slidertitle=”desktop 11″ alias=”desktop-11″] [rev_slider slidertitle=”Immersion Product1″ alias=”immersion-product1″] Sayı | 432022 Hakkımızda [rev_slider slidertitle=”arsiv-home-bottom” alias=”arsiv-11″] - [Sayılar Sayfası - 1](https://feministyaklasimlar.org/sayilar-sayfasi-1/) - Sayı | 432022 - [Sayılar Sayfası - 2](https://feministyaklasimlar.org/sayilar-sayfasi-2/) - Sayı | 43 - 2022 - [Home #4](https://feministyaklasimlar.org/home-4/) - [rev_slider slidertitle=”desktop2″ alias=”desktop-1″] [rev_slider slidertitle=”Immersion Product1″ alias=”immersion-product1″] Yazarlar Karin Karakaşlı 18 posts Yazıları görüntüle → Ayten Sönmez 9 posts Yazıları görüntüle → Joan Scott 5 posts Yazıları görüntüle → Joan W. Scott 5 posts Yazıları görüntüle → Video Videos Feminist Political Ecology Seminars-Giovanna Di Chiro Videos Antigender Politics and Feminist Struggles Seminar Series-Joan Wallach Scott - [Home #3](https://feministyaklasimlar.org/home-3/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar Sayı | 43 – 2022 Ekim 6, 2016 in Sayı 30 | Ekim 2016 Sekülerliğin Doğum Sancıları: Türkiye’deki Bilmece ve Paradoks[i] Türkiye’deki kamusal tartışmalara birbiriyle çelişen iki farklı eğilim egemen oldu: Bir yanda Müslümanların ötekileştirilmesine ve mağduriyetine dair çatışmacı ifadeler, diğer yanda seküler alanlara yapılan saldırılar ve vatandaşlara yöneltilen tehditlere - [Home #2](https://feministyaklasimlar.org/home-2/) - [rev_slider slidertitle=”Clean News Post Based1″ alias=”clean-news-post-based1″] Hakkımızda Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, dört ayda bir çıkan elektronik, hakemli bir dergidir. Feminist Yaklaşımlar, toplumsal hiyerarşileri feminist bir bakış açısından ele alır ve böylece cinsiyet eşitliğine katkı sunmayı hedefler. Yayın politikası gereği kültürlerin ve kimliklerin çeşitliliğini gözeten; anti-militarist ve demokratik bir çizgiyi benimseyen Feminist Yaklaşımlar feminist aktivizm ile feminist - [Sayı 41 | Sonbahar 2021](https://feministyaklasimlar.org/sayi-41-sonbahar-2021/) - FilterSayı 41 | Sonbahar 2020 “Sezaryen ile İkiden Fazla Olmaz”: Türkiye’de Pronatalizm ve Etnisite Kesişiminde Sezaryen[1]Yazar bu makalede, sezaryen ameliyatının Türkiye'de antinatalist (doğum ve doğurganlık karşıtı) bir prosedür olarak siyasallaşmasını… İklimle(n)mek: İklim Değişikliği ve Geçişken Bedenselliğin “Yoğun Zamanı”[1]Egemen “iklim değişikliği” tahayyülüne göre, iklim, bizim, ayrıcalıklı Batı ülkelerindeki hava ve çevre ile ilgili… Dijital Pandemi Gözetimi, - [Sayı 43 | 2022](https://feministyaklasimlar.org/sayi-43-2022-2/) - Sayı 43 | 2022 - [Home#2](https://feministyaklasimlar.org/home2/) - Yazar: Ayten Sönmez In Sayı 46 | 2025 Mektup-Roman Türünün İmkânlarını Cesaretle Kullanan Bir İlk Roman: Sırpuhi Düsap’ın Mayda’sı (1883) Read Article Yazar: Esra Aşan, Gizem Erman Soysaldı, Hülya Gülbahar, Zelal Yalçın ile Söyleşi In Sayı 46 | 2025 İfşa Yönteminin İmkânları, Sınırları ve Feminist Politika Read Article Yazar: Gözde Cöbek In Sayı 46 | - [Sample Page](https://feministyaklasimlar.org/sample-page/) - This is an example page. It's different from a blog post because it will stay in one place and will show up in your site navigation (in most themes). Most people start with an About page that introduces them to potential site visitors. It might say something like this: Hi there! I'm a bike messenger ## Kategoriler - [Uncategorized](https://feministyaklasimlar.org/category/uncategorized/) - [Sayı 43 | 2022](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-43-agustos-2022/) - [Videos](https://feministyaklasimlar.org/category/videos/) - [Sayı 42 | 2021](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-42-ilkbahar-2021/) - [Sayı 21 | Ekim 2013](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-21-ekim-2013/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 22 | Şubat 2014](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-22-subat-2014/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 23 | Haziran 2014](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-23-haziran-2014/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 24 | Ekim 2014](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-24-ekim-2014/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 25 | Şubat 2015](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-25-subat-2015/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 26 | Haziran 2015](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-26-haziran-2015-2/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 27 | Ekim 2015](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-27-ekim-2015/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 28 | Şubat 2016](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-28-subat-2016/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 29 | Haziran 2016](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-29-haziran-2016/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 30 | Ekim 2016](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-30-ekim-2016/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 31-32 | Haziran 2017](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-31-32-haziran-2017/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 33 | Ekim 2017](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-33-ekim-2017/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 34-35 | Haziran 2018](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-34-35-haziran-2018/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 36 | Ekim 2018](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-36-ekim-2018/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 37-38 | Haziran 2019](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-37-38-haziran-2019/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir - [Sayı 39-40 | Şubat 2020](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-39-40-subat-2020/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 41 | Sonbahar 2020](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-41-sonbahar-2020/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 6 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 20 | Haziran 2013](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-20-haziran-2013/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 19 | Şubat 2013](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-19-subat-2013/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 18 | Ekim 2012](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-18-ekim-2012/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 17 | Haziran 2012](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-17-haziran-2012/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 16 | Şubat 2012](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-16-subat-2012/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 15 | Ekim 2011](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-15-ekim-2011/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 14 | Haziran 2011](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-14-haziran-2011/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 13 | Şubat 2011](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-13-subat-2011/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 12 | Ekim 2010](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-12-ekim-2010/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 11 | Haziran 2010](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-11-haziran-2010/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 10 | Şubat 2010](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-10-subat-2010/) - [Sayı 09 | Ekim 2009](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-09-ekim-2009/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 08 | Haziran 2009](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-08-haziran-2009/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 07 | Mart 2009](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-07-mart-2009/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 06 | Ekim 2008](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-06-ekim-2008/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 05 | Haziran 2008](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-05-haziran-2008/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Özel Sayı | 2008](https://feministyaklasimlar.org/category/ozel-sayi-mart-2008/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 04 | Ekim 2007](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-04-ekim-2007/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 03 | Haziran 2007](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-03-haziran-2007/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 02 | Şubat 2007](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-02-subat-2007/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Sayı 01 | 2006](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-01-ekim-2006/) - Kültür ve Siyasette Feminist Yaklaşımlar, 4 ayda bir çıkan elektronik bir dergidir. - [Kitaplar](https://feministyaklasimlar.org/category/kitaplar/) - [Sayılar](https://feministyaklasimlar.org/category/sayilar/) - [Sayı 44 | 2023](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-44-2023/) - [Sayı 45 | 2024](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-45-2024/) - [Sayı 46 | 2025](https://feministyaklasimlar.org/category/sayi-46-2025/) ## Etiketler - [feminizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminizm/) - [toplumsal cinsiyet](https://feministyaklasimlar.org/tag/toplumsal-cinsiyet/) - [militarizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/militarizm/) - [göç](https://feministyaklasimlar.org/tag/goc/) - [çevre adaleti](https://feministyaklasimlar.org/tag/cevre-adaleti/) - [kadın hakları](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-haklari/) - [keşisimsellik](https://feministyaklasimlar.org/tag/kesisimsellik/) - [ittifak siyaseti](https://feministyaklasimlar.org/tag/ittifak-siyaseti/) - [çevre](https://feministyaklasimlar.org/tag/cevre/) - [toplumsal yeniden üretim](https://feministyaklasimlar.org/tag/toplumsal-yeniden-uretim/) - [neoliberalizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/neoliberalizm/) - [çevre politikası](https://feministyaklasimlar.org/tag/cevre-politikasi/) - [kalkınma](https://feministyaklasimlar.org/tag/kalkinma/) - [iklim değişikliği](https://feministyaklasimlar.org/tag/iklim-degisikligi/) - [çevre tarihi](https://feministyaklasimlar.org/tag/cevre-tarihi/) - [ekofeminizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/ekofeminizm/) - [emek](https://feministyaklasimlar.org/tag/emek/) - [yoksulluk](https://feministyaklasimlar.org/tag/yoksulluk/) - [yeşil yeni düzen](https://feministyaklasimlar.org/tag/yesil-yeni-duzen/) - [küçülme](https://feministyaklasimlar.org/tag/kuculme/) - [dayanışma ekonomileri](https://feministyaklasimlar.org/tag/dayanisma-ekonomileri/) - [yeniden üretim](https://feministyaklasimlar.org/tag/yeniden-uretim/) - [kadına yönelik şiddet](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadina-yonelik-siddet/) - [istanbul sözleşmesi](https://feministyaklasimlar.org/tag/istanbul-sozlesmesi/) - [6284](https://feministyaklasimlar.org/tag/6284/) - [ailenin korunması](https://feministyaklasimlar.org/tag/ailenin-korunmasi/) - [feminist hukuk](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-hukuk/) - [feminizm|toplumsal cinsiyet|transseksüellik](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminizmtoplumsal-cinsiyettransseksuellik/) - [feminizm|militarizm|toplumsal](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminizmmilitarizmtoplumsal/) - [hukuk](https://feministyaklasimlar.org/tag/hukuk/) - [4320 sayılı kanun](https://feministyaklasimlar.org/tag/4320-sayili-kanun/) - [şiddet](https://feministyaklasimlar.org/tag/siddet/) - [sığınak](https://feministyaklasimlar.org/tag/siginak/) - [TCK](https://feministyaklasimlar.org/tag/tck/) - [Hrant Dink](https://feministyaklasimlar.org/tag/hrant-dink/) - [edebiyat](https://feministyaklasimlar.org/tag/edebiyat/) - [açlık grevi](https://feministyaklasimlar.org/tag/aclik-grevi/) - [bedel](https://feministyaklasimlar.org/tag/bedel/) - [cezaevi](https://feministyaklasimlar.org/tag/cezaevi/) - [cinsel şiddet](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsel-siddet/) - [Kuzey İrlanda](https://feministyaklasimlar.org/tag/kuzey-irlanda/) - [devlet](https://feministyaklasimlar.org/tag/devlet/) - [Filistin](https://feministyaklasimlar.org/tag/filistin/) - [queer](https://feministyaklasimlar.org/tag/queer/) - [lezbiyen aktivizmi](https://feministyaklasimlar.org/tag/lezbiyen-aktivizmi/) - [feminist pratik](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-pratik/) - [işbirlikleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/isbirlikleri/) - [akademi](https://feministyaklasimlar.org/tag/akademi/) - [kürtaj](https://feministyaklasimlar.org/tag/kurtaj/) - [sezaryen](https://feministyaklasimlar.org/tag/sezaryen/) - [cinayet](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinayet/) - [İsrail](https://feministyaklasimlar.org/tag/israil/) - [ırk](https://feministyaklasimlar.org/tag/irk/) - [nüfus politikaları](https://feministyaklasimlar.org/tag/nufus-politikalari/) - [tutuklu](https://feministyaklasimlar.org/tag/tutuklu/) - [hak ihlalleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/hak-ihlalleri/) - [direniş](https://feministyaklasimlar.org/tag/direnis/) - [siyasi tutsak](https://feministyaklasimlar.org/tag/siyasi-tutsak/) - [sosyal politikalar](https://feministyaklasimlar.org/tag/sosyal-politikalar/) - [LGBT](https://feministyaklasimlar.org/tag/lgbt/) - [yurttaşlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/yurttaslik/) - [milliyetçilik](https://feministyaklasimlar.org/tag/milliyetcilik/) - [kadın yazar](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-yazar/) - [Bulgar tarihi](https://feministyaklasimlar.org/tag/bulgar-tarihi/) - [barıış süreci](https://feministyaklasimlar.org/tag/bariis-sureci/) - [Kürt sorunu](https://feministyaklasimlar.org/tag/kurt-sorunu/) - [savaş](https://feministyaklasimlar.org/tag/savas/) - [Pınar Selek](https://feministyaklasimlar.org/tag/pinar-selek/) - [sosyolog](https://feministyaklasimlar.org/tag/sosyolog/) - [dava](https://feministyaklasimlar.org/tag/dava/) - [feminist tarih](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-tarih/) - [cinsiyet](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsiyet/) - [feminist ittifak](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-ittifak/) - [yazarlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/yazarlik/) - [hikaye](https://feministyaklasimlar.org/tag/hikaye/) - [yaşam](https://feministyaklasimlar.org/tag/yasam/) - [ölüm](https://feministyaklasimlar.org/tag/olum/) - [doğuş](https://feministyaklasimlar.org/tag/dogus/) - [sanat](https://feministyaklasimlar.org/tag/sanat/) - [aktivizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/aktivizm/) - [kadın](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin/) - [öykü](https://feministyaklasimlar.org/tag/oyku/) - [Gazze](https://feministyaklasimlar.org/tag/gazze/) - [Lübnan](https://feministyaklasimlar.org/tag/lubnan/) - [Hizbullah](https://feministyaklasimlar.org/tag/hizbullah/) - [Ortadoğu](https://feministyaklasimlar.org/tag/ortadogu/) - [emperyalizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/emperyalizm/) - [şiir](https://feministyaklasimlar.org/tag/siir/) - [Kıbrıs](https://feministyaklasimlar.org/tag/kibris/) - [Rum](https://feministyaklasimlar.org/tag/rum/) - [Türk](https://feministyaklasimlar.org/tag/turk/) - [çatışma](https://feministyaklasimlar.org/tag/catisma/) - [Duygu Asena](https://feministyaklasimlar.org/tag/duygu-asena/) - [Kadının Adı Yok](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadinin-adi-yok/) - [Kadınca](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadinca/) - [Kim](https://feministyaklasimlar.org/tag/kim/) - [Ermeni kadın](https://feministyaklasimlar.org/tag/ermeni-kadin/) - [ırkçılık](https://feministyaklasimlar.org/tag/irkcilik/) - [Hay Gin](https://feministyaklasimlar.org/tag/hay-gin/) - [soykırım](https://feministyaklasimlar.org/tag/soykirim/) - [yetim](https://feministyaklasimlar.org/tag/yetim/) - [gözaltı](https://feministyaklasimlar.org/tag/gozalti/) - [işkence](https://feministyaklasimlar.org/tag/iskence/) - [ordu](https://feministyaklasimlar.org/tag/ordu/) - [annelik](https://feministyaklasimlar.org/tag/annelik/) - [Osmanlı](https://feministyaklasimlar.org/tag/osmanli/) - [yerel yönetim](https://feministyaklasimlar.org/tag/yerel-yonetim/) - [belediye](https://feministyaklasimlar.org/tag/belediye/) - [yerel siyaset](https://feministyaklasimlar.org/tag/yerel-siyaset/) - [kota](https://feministyaklasimlar.org/tag/kota/) - [grev](https://feministyaklasimlar.org/tag/grev/) - [ekonomi](https://feministyaklasimlar.org/tag/ekonomi/) - [Venezuella](https://feministyaklasimlar.org/tag/venezuella/) - [eviçi emek](https://feministyaklasimlar.org/tag/evici-emek/) - [ev kadını](https://feministyaklasimlar.org/tag/ev-kadini/) - [ensest](https://feministyaklasimlar.org/tag/ensest/) - [travma](https://feministyaklasimlar.org/tag/travma/) - [Sevgi Soysal](https://feministyaklasimlar.org/tag/sevgi-soysal/) - [Elif Şafak](https://feministyaklasimlar.org/tag/elif-safak/) - [Ayşe Özmen](https://feministyaklasimlar.org/tag/ayse-ozmen/) - [dizi](https://feministyaklasimlar.org/tag/dizi/) - [Sıla](https://feministyaklasimlar.org/tag/sila/) - [Kürt](https://feministyaklasimlar.org/tag/kurt/) - [oryantalizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/oryantalizm/) - [medya](https://feministyaklasimlar.org/tag/medya/) - [feminist tiyatro](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-tiyatro/) - [ABD](https://feministyaklasimlar.org/tag/abd/) - [İngiltere](https://feministyaklasimlar.org/tag/ingiltere/) - [radikal feminizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/radikal-feminizm/) - [türkü](https://feministyaklasimlar.org/tag/turku/) - [müzik](https://feministyaklasimlar.org/tag/muzik/) - [gösteri](https://feministyaklasimlar.org/tag/gosteri/) - [Iğdır](https://feministyaklasimlar.org/tag/igdir/) - [kaçakçılık](https://feministyaklasimlar.org/tag/kacakcilik/) - [fuhuş](https://feministyaklasimlar.org/tag/fuhus/) - [sınır](https://feministyaklasimlar.org/tag/sinir/) - [kent](https://feministyaklasimlar.org/tag/kent/) - [Tanya Reinhart](https://feministyaklasimlar.org/tag/tanya-reinhart/) - [anti-militarizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/anti-militarizm/) - [Avrupa](https://feministyaklasimlar.org/tag/avrupa/) - [boykot](https://feministyaklasimlar.org/tag/boykot/) - [üniversite](https://feministyaklasimlar.org/tag/universite/) - [Britanya](https://feministyaklasimlar.org/tag/britanya/) - [tef](https://feministyaklasimlar.org/tag/tef/) - [geleneksel](https://feministyaklasimlar.org/tag/geleneksel/) - [Anadolu](https://feministyaklasimlar.org/tag/anadolu/) - [kadın hareketi](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-hareketi/) - [Kadınlar Ülkesi](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadinlar-ulkesi/) - [ütopya](https://feministyaklasimlar.org/tag/utopya/) - [deneme](https://feministyaklasimlar.org/tag/deneme/) - [seks işçiliği](https://feministyaklasimlar.org/tag/seks-isciligi/) - [cinsel haklar](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsel-haklar/) - [namus](https://feministyaklasimlar.org/tag/namus/) - [gelenek](https://feministyaklasimlar.org/tag/gelenek/) - [ataerki](https://feministyaklasimlar.org/tag/ataerki/) - [OHAL](https://feministyaklasimlar.org/tag/ohal/) - [dans](https://feministyaklasimlar.org/tag/dans/) - [köçek](https://feministyaklasimlar.org/tag/kocek/) - [erkek](https://feministyaklasimlar.org/tag/erkek/) - [Sinop](https://feministyaklasimlar.org/tag/sinop/) - [homofobi](https://feministyaklasimlar.org/tag/homofobi/) - [cumhuriyet](https://feministyaklasimlar.org/tag/cumhuriyet/) - [miting](https://feministyaklasimlar.org/tag/miting/) - [seçim](https://feministyaklasimlar.org/tag/secim/) - [muhtıra](https://feministyaklasimlar.org/tag/muhtira/) - [Irak](https://feministyaklasimlar.org/tag/irak/) - [demokrasi](https://feministyaklasimlar.org/tag/demokrasi/) - [pozitif ayrımcılık](https://feministyaklasimlar.org/tag/pozitif-ayrimcilik/) - [siyaset](https://feministyaklasimlar.org/tag/siyaset/) - [cinsiyetçilik](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsiyetcilik/) - [Batı](https://feministyaklasimlar.org/tag/bati/) - [terör](https://feministyaklasimlar.org/tag/teror/) - [İslam](https://feministyaklasimlar.org/tag/islam/) - [Orta Doğu](https://feministyaklasimlar.org/tag/orta-dogu/) - [savaş karşıtlığı](https://feministyaklasimlar.org/tag/savas-karsitligi/) - [insan hakları](https://feministyaklasimlar.org/tag/insan-haklari/) - [zorunlu göç](https://feministyaklasimlar.org/tag/zorunlu-goc/) - [seçimler](https://feministyaklasimlar.org/tag/secimler/) - [başörtüsü](https://feministyaklasimlar.org/tag/basortusu/) - [KADER](https://feministyaklasimlar.org/tag/kader/) - [feminist teori](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-teori/) - [sığınma](https://feministyaklasimlar.org/tag/siginma/) - [kültür](https://feministyaklasimlar.org/tag/kultur/) - [Güney Asya](https://feministyaklasimlar.org/tag/guney-asya/) - [barış](https://feministyaklasimlar.org/tag/baris/) - [kadınlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadinlik/) - [kadın rolleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-rolleri/) - [ebeveyn](https://feministyaklasimlar.org/tag/ebeveyn/) - [anne](https://feministyaklasimlar.org/tag/anne/) - [Barış Anneleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/baris-anneleri/) - [Türkiye](https://feministyaklasimlar.org/tag/turkiye/) - [eğitim](https://feministyaklasimlar.org/tag/egitim/) - [öğrenci](https://feministyaklasimlar.org/tag/ogrenci/) - [öğretmen](https://feministyaklasimlar.org/tag/ogretmen/) - [okul](https://feministyaklasimlar.org/tag/okul/) - [alternatif eğitim](https://feministyaklasimlar.org/tag/alternatif-egitim/) - [azınlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/azinlik/) - [Ermeni](https://feministyaklasimlar.org/tag/ermeni/) - [dil](https://feministyaklasimlar.org/tag/dil/) - [Pınar Kür](https://feministyaklasimlar.org/tag/pinar-kur/) - [Emine Işınsu](https://feministyaklasimlar.org/tag/emine-isinsu/) - [eril bakış](https://feministyaklasimlar.org/tag/eril-bakis/) - [eleştiri](https://feministyaklasimlar.org/tag/elestiri/) - [mahkeme](https://feministyaklasimlar.org/tag/mahkeme/) - [özgürlük](https://feministyaklasimlar.org/tag/ozgurluk/) - [türban](https://feministyaklasimlar.org/tag/turban/) - [sulukule](https://feministyaklasimlar.org/tag/sulukule/) - [kentsel dönüşüm](https://feministyaklasimlar.org/tag/kentsel-donusum/) - [çingene](https://feministyaklasimlar.org/tag/cingene/) - [Roman](https://feministyaklasimlar.org/tag/roman/) - [Fransa](https://feministyaklasimlar.org/tag/fransa/) - [eşitlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/esitlik/) - [laiklik](https://feministyaklasimlar.org/tag/laiklik/) - [İran Devrimi](https://feministyaklasimlar.org/tag/iran-devrimi/) - [modernlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/modernlik/) - [anti-modernlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/anti-modernlik/) - [örtünme](https://feministyaklasimlar.org/tag/ortunme/) - [Anayasa Mahkemesi](https://feministyaklasimlar.org/tag/anayasa-mahkemesi/) - [kadınlar](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadinlar/) - [kıyafet](https://feministyaklasimlar.org/tag/kiyafet/) - [genelev](https://feministyaklasimlar.org/tag/genelev/) - [eylem](https://feministyaklasimlar.org/tag/eylem/) - [denem](https://feministyaklasimlar.org/tag/denem/) - [Latife Tekin](https://feministyaklasimlar.org/tag/latife-tekin/) - [Muinur](https://feministyaklasimlar.org/tag/muinur/) - [Ayla Kutlua](https://feministyaklasimlar.org/tag/ayla-kutlua/) - [destan](https://feministyaklasimlar.org/tag/destan/) - [şehir](https://feministyaklasimlar.org/tag/sehir/) - [mekan](https://feministyaklasimlar.org/tag/mekan/) - [feminist mekan](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-mekan/) - [antimilitarizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/antimilitarizm/) - [etnisite](https://feministyaklasimlar.org/tag/etnisite/) - [new profile](https://feministyaklasimlar.org/tag/new-profile/) - [Beki Bahar](https://feministyaklasimlar.org/tag/beki-bahar/) - [Yahudilik](https://feministyaklasimlar.org/tag/yahudilik/) - [Tiyatro](https://feministyaklasimlar.org/tag/tiyatro/) - [Sabetaycılık](https://feministyaklasimlar.org/tag/sabetaycilik/) - [Osmanlı Kadın Hareketi](https://feministyaklasimlar.org/tag/osmanli-kadin-hareketi/) - [Barış Hareketi](https://feministyaklasimlar.org/tag/baris-hareketi/) - [Zabel Yesayan](https://feministyaklasimlar.org/tag/zabel-yesayan/) - [Kadın Grupları](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-gruplari/) - [Kapitalizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/kapitalizm/) - [Sendika](https://feministyaklasimlar.org/tag/sendika/) - [Katılımcılık](https://feministyaklasimlar.org/tag/katilimcilik/) - [Cinsiyet Eşitliği](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsiyet-esitligi/) - [Novamed](https://feministyaklasimlar.org/tag/novamed/) - [Anadilde Eğitim](https://feministyaklasimlar.org/tag/anadilde-egitim/) - [Çokkültürlülük](https://feministyaklasimlar.org/tag/cokkulturluluk/) - [çözüm süreci](https://feministyaklasimlar.org/tag/cozum-sureci/) - [Kimlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/kimlik/) - [Hafıza](https://feministyaklasimlar.org/tag/hafiza/) - [Diaspora](https://feministyaklasimlar.org/tag/diaspora/) - [Adalet](https://feministyaklasimlar.org/tag/adalet/) - [Demokratik Açılım](https://feministyaklasimlar.org/tag/demokratik-acilim/) - [Balyoz](https://feministyaklasimlar.org/tag/balyoz/) - [Ilısu Barajı](https://feministyaklasimlar.org/tag/ilisu-baraji/) - [Bakım](https://feministyaklasimlar.org/tag/bakim/) - [Ekoloji](https://feministyaklasimlar.org/tag/ekoloji/) - [Planlama](https://feministyaklasimlar.org/tag/planlama/) - [Gülensu](https://feministyaklasimlar.org/tag/gulensu/) - [Yerinden Edilme](https://feministyaklasimlar.org/tag/yerinden-edilme/) - [Kentsel Dönüşüm; Gülensu; Yerinden Edilme; Kapitalizm; Feminizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/kentsel-donusum-gulensu-yerinden-edilme-kapitalizm-feminizm/) - [antropoloji](https://feministyaklasimlar.org/tag/antropoloji/) - [etnografi](https://feministyaklasimlar.org/tag/etnografi/) - [Anayasa](https://feministyaklasimlar.org/tag/anayasa/) - [Cinsel Yönelim](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsel-yonelim/) - [Cinsiyet Kimliği](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsiyet-kimligi/) - [Türk Ceza Kanunu](https://feministyaklasimlar.org/tag/turk-ceza-kanunu/) - [LGBTT](https://feministyaklasimlar.org/tag/lgbtt/) - [Anayasa Kadın Platformu](https://feministyaklasimlar.org/tag/anayasa-kadin-platformu/) - [Akademik Özgürlük](https://feministyaklasimlar.org/tag/akademik-ozgurluk/) - [Kamu Yararı](https://feministyaklasimlar.org/tag/kamu-yarari/) - [Anadil](https://feministyaklasimlar.org/tag/anadil/) - [Onur Haftası](https://feministyaklasimlar.org/tag/onur-haftasi/) - [Heteronormativite](https://feministyaklasimlar.org/tag/heteronormativite/) - [LGBTİ](https://feministyaklasimlar.org/tag/lgbti/) - [Eşcinsellik](https://feministyaklasimlar.org/tag/escinsellik/) - [İşçi Hareketi](https://feministyaklasimlar.org/tag/isci-hareketi/) - [Türkiye İşçi Partisi](https://feministyaklasimlar.org/tag/turkiye-isci-partisi/) - [Sol](https://feministyaklasimlar.org/tag/sol/) - [Devrim](https://feministyaklasimlar.org/tag/devrim/) - [Eleştirel Tarih](https://feministyaklasimlar.org/tag/elestirel-tarih/) - [Bilgi](https://feministyaklasimlar.org/tag/bilgi/) - [Anti-emperyalizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/anti-emperyalizm/) - [Feminist Etik](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-etik/) - [genel seçimler](https://feministyaklasimlar.org/tag/genel-secimler/) - [hafiflik](https://feministyaklasimlar.org/tag/hafiflik/) - [oyun](https://feministyaklasimlar.org/tag/oyun/) - [hayat](https://feministyaklasimlar.org/tag/hayat/) - [İran](https://feministyaklasimlar.org/tag/iran/) - [trans kimlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/trans-kimlik/) - [cinsiyet değiştirme](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsiyet-degistirme/) - [trans olmak](https://feministyaklasimlar.org/tag/trans-olmak/) - [mücadele](https://feministyaklasimlar.org/tag/mucadele/) - [trans hakları](https://feministyaklasimlar.org/tag/trans-haklari/) - [Virginia Woolf](https://feministyaklasimlar.org/tag/virginia-woolf/) - [Orlando](https://feministyaklasimlar.org/tag/orlando/) - [adrojenlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/adrojenlik/) - [tecrit](https://feministyaklasimlar.org/tag/tecrit/) - [Aşk](https://feministyaklasimlar.org/tag/ask/) - [tarih](https://feministyaklasimlar.org/tag/tarih/) - [anlatı](https://feministyaklasimlar.org/tag/anlati/) - [ağıt](https://feministyaklasimlar.org/tag/agit/) - [yaşamak](https://feministyaklasimlar.org/tag/yasamak/) - [tarihçi](https://feministyaklasimlar.org/tag/tarihci/) - [işgal](https://feministyaklasimlar.org/tag/isgal/) - [akrabalık](https://feministyaklasimlar.org/tag/akrabalik/) - [aile](https://feministyaklasimlar.org/tag/aile/) - [cinsellik](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsellik/) - [cinsel taciz](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsel-taciz/) - [Kesk](https://feministyaklasimlar.org/tag/kesk/) - [karma muhalif örgütler](https://feministyaklasimlar.org/tag/karma-muhalif-orgutler/) - [yargı](https://feministyaklasimlar.org/tag/yargi/) - [hakikat](https://feministyaklasimlar.org/tag/hakikat/) - [suç](https://feministyaklasimlar.org/tag/suc/) - [Mısır Devrimi](https://feministyaklasimlar.org/tag/misir-devrimi/) - [kadın meselesi](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-meselesi/) - [Arap Dünyası](https://feministyaklasimlar.org/tag/arap-dunyasi/) - [mezhep](https://feministyaklasimlar.org/tag/mezhep/) - [boşanmış kadınlar](https://feministyaklasimlar.org/tag/bosanmis-kadinlar/) - [piyasa](https://feministyaklasimlar.org/tag/piyasa/) - [barış hareketleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/baris-hareketleri/) - [feministler](https://feministyaklasimlar.org/tag/feministler/) - [aktivistler](https://feministyaklasimlar.org/tag/aktivistler/) - [Karadeniz](https://feministyaklasimlar.org/tag/karadeniz/) - [Yaşam Alanı; Karadeniz; Yerellik; Kadınlık; Toplumsal Cinsiyet](https://feministyaklasimlar.org/tag/yasam-alani-karadeniz-yerellik-kadinlik-toplumsal-cinsiyet/) - [Feminizm; LGBTİ; Cinsel Özgürlük; Beden; Cinsiyet; Cinsel Kimlik; LGBTİ](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminizm-lgbti-cinsel-ozgurluk-beden-cinsiyet-cinsel-kimlik-lgbti/) - [Kadına Yönelik Şiddet; Cinsel Taciz; Ataerki; Feminizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadina-yonelik-siddet-cinsel-taciz-ataerki-feminizm/) - [Feminizm; Yayıncılık; Toplumsal Cinsiyet;](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminizm-yayincilik-toplumsal-cinsiyet/) - [Edebiyat; Feminizm; Pınar Selek; Militarizm; Antimilitarizm.](https://feministyaklasimlar.org/tag/edebiyat-feminizm-pinar-selek-militarizm-antimilitarizm/) - [cumhuriyet mitingleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/cumhuriyet-mitingleri/) - [ittifak](https://feministyaklasimlar.org/tag/ittifak/) - [demokratikleşme](https://feministyaklasimlar.org/tag/demokratiklesme/) - [devlet şiddeti](https://feministyaklasimlar.org/tag/devlet-siddeti/) - [AB](https://feministyaklasimlar.org/tag/ab/) - [Gezi Parkı](https://feministyaklasimlar.org/tag/gezi-parki/) - [Gezi Direnişi](https://feministyaklasimlar.org/tag/gezi-direnisi/) - [Gezi olayları](https://feministyaklasimlar.org/tag/gezi-olaylari/) - [başörtülüler](https://feministyaklasimlar.org/tag/basortululer/) - [barış süreci](https://feministyaklasimlar.org/tag/baris-sureci/) - [tutku politikası](https://feministyaklasimlar.org/tag/tutku-politikasi/) - [beden](https://feministyaklasimlar.org/tag/beden/) - [Arundhati Roy](https://feministyaklasimlar.org/tag/arundhati-roy/) - [ezilenlerin dili](https://feministyaklasimlar.org/tag/ezilenlerin-dili/) - [üreme](https://feministyaklasimlar.org/tag/ureme/) - [toplumsal roller](https://feministyaklasimlar.org/tag/toplumsal-roller/) - [Barış İçin Kadın Girişimi](https://feministyaklasimlar.org/tag/baris-icin-kadin-girisimi/) - [Medeni Yıldırım](https://feministyaklasimlar.org/tag/medeni-yildirim/) - [Kalekol](https://feministyaklasimlar.org/tag/kalekol/) - [Kürt meselesi](https://feministyaklasimlar.org/tag/kurt-meselesi/) - [açılım dönemi](https://feministyaklasimlar.org/tag/acilim-donemi/) - [Açılım süreci](https://feministyaklasimlar.org/tag/acilim-sureci/) - [AKP](https://feministyaklasimlar.org/tag/akp/) - [Arap Baharı](https://feministyaklasimlar.org/tag/arap-bahari/) - [Mısır](https://feministyaklasimlar.org/tag/misir/) - [vatandaşlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/vatandaslik/) - [Sivil toplum](https://feministyaklasimlar.org/tag/sivil-toplum/) - [sosyal haklar](https://feministyaklasimlar.org/tag/sosyal-haklar/) - [Eşiklik](https://feministyaklasimlar.org/tag/esiklik/) - [evrenselcilik](https://feministyaklasimlar.org/tag/evrenselcilik/) - [Müslüman kadın](https://feministyaklasimlar.org/tag/musluman-kadin/) - [cinsel özgürlük](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsel-ozgurluk/) - [kurtuluş](https://feministyaklasimlar.org/tag/kurtulus/) - [Yas](https://feministyaklasimlar.org/tag/yas/) - [kırılganlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/kirilganlik/) - [güvencesizlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/guvencesizlik/) - [11 Eylül](https://feministyaklasimlar.org/tag/11-eylul/) - [kadın buluşmaları](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-bulusmalari/) - [Kızlı-erkekli evler](https://feministyaklasimlar.org/tag/kizli-erkekli-evler/) - [yaşam tarzı](https://feministyaklasimlar.org/tag/yasam-tarzi/) - [yaşam tarzına müdahale](https://feministyaklasimlar.org/tag/yasam-tarzina-mudahale/) - [gençler](https://feministyaklasimlar.org/tag/gencler/) - [Patagonya](https://feministyaklasimlar.org/tag/patagonya/) - [kalkınma projeleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/kalkinma-projeleri/) - [Mapuçeliler](https://feministyaklasimlar.org/tag/mapuceliler/) - [HES](https://feministyaklasimlar.org/tag/hes/) - [popüler kültür](https://feministyaklasimlar.org/tag/populer-kultur/) - [televizyon](https://feministyaklasimlar.org/tag/televizyon/) - [Araf filmi](https://feministyaklasimlar.org/tag/araf-filmi/) - [Yeşim Usta](https://feministyaklasimlar.org/tag/yesim-usta/) - [kamu spotu](https://feministyaklasimlar.org/tag/kamu-spotu/) - [Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı](https://feministyaklasimlar.org/tag/aile-ve-sosyal-politikalar-bakanligi/) - [büyük aile](https://feministyaklasimlar.org/tag/buyuk-aile/) - [Felsefe](https://feministyaklasimlar.org/tag/felsefe/) - [mutluluk](https://feministyaklasimlar.org/tag/mutluluk/) - [mutsuzluk](https://feministyaklasimlar.org/tag/mutsuzluk/) - [psikoloji](https://feministyaklasimlar.org/tag/psikoloji/) - [sosyal hak](https://feministyaklasimlar.org/tag/sosyal-hak/) - [Avrupa Birliği](https://feministyaklasimlar.org/tag/avrupa-birligi/) - [2014 Yerel Seçimleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/2014-yerel-secimleri/) - [yoksulluk ölçümü](https://feministyaklasimlar.org/tag/yoksulluk-olcumu/) - [hane içi üretim](https://feministyaklasimlar.org/tag/hane-ici-uretim/) - [istihdam](https://feministyaklasimlar.org/tag/istihdam/) - [Sevim Burak](https://feministyaklasimlar.org/tag/sevim-burak/) - [tekinsizlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/tekinsizlik/) - [yazma yöntemi](https://feministyaklasimlar.org/tag/yazma-yontemi/) - [yetiştirme yurdu](https://feministyaklasimlar.org/tag/yetistirme-yurdu/) - [2009](https://feministyaklasimlar.org/tag/2009/) - [2013](https://feministyaklasimlar.org/tag/2013/) - [SHÇEK](https://feministyaklasimlar.org/tag/shcek/) - [Suriye](https://feministyaklasimlar.org/tag/suriye/) - [göçmen](https://feministyaklasimlar.org/tag/gocmen/) - [mülteci](https://feministyaklasimlar.org/tag/multeci/) - [Kobane](https://feministyaklasimlar.org/tag/kobane/) - [Şengal](https://feministyaklasimlar.org/tag/sengal/) - [Ezidi](https://feministyaklasimlar.org/tag/ezidi/) - [erkek hakları](https://feministyaklasimlar.org/tag/erkek-haklari/) - [çocuk hakları](https://feministyaklasimlar.org/tag/cocuk-haklari/) - [Üreme hakları](https://feministyaklasimlar.org/tag/ureme-haklari/) - [gebelik](https://feministyaklasimlar.org/tag/gebelik/) - [hamilelik](https://feministyaklasimlar.org/tag/hamilelik/) - [sağlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/saglik/) - [sağlık hakkı](https://feministyaklasimlar.org/tag/saglik-hakki/) - [aile hekimliği](https://feministyaklasimlar.org/tag/aile-hekimligi/) - [GEBLİZ](https://feministyaklasimlar.org/tag/gebliz/) - [interseks](https://feministyaklasimlar.org/tag/interseks/) - [beden sağlığı](https://feministyaklasimlar.org/tag/beden-sagligi/) - [gündelik hayat](https://feministyaklasimlar.org/tag/gundelik-hayat/) - [önyargı](https://feministyaklasimlar.org/tag/onyargi/) - [kalıp yargı](https://feministyaklasimlar.org/tag/kalip-yargi/) - [küreselleşme](https://feministyaklasimlar.org/tag/kuresellesme/) - [Endonezya](https://feministyaklasimlar.org/tag/endonezya/) - [iklim krizi](https://feministyaklasimlar.org/tag/iklim-krizi/) - [iklim](https://feministyaklasimlar.org/tag/iklim/) - [enerji](https://feministyaklasimlar.org/tag/enerji/) - [Güvenlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/guvenlik/) - [İç Güvenlik Yasası](https://feministyaklasimlar.org/tag/ic-guvenlik-yasasi/) - [temel haklar](https://feministyaklasimlar.org/tag/temel-haklar/) - [polis](https://feministyaklasimlar.org/tag/polis/) - [emniyet](https://feministyaklasimlar.org/tag/emniyet/) - [cezasızlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/cezasizlik/) - [silah](https://feministyaklasimlar.org/tag/silah/) - [silahlanma](https://feministyaklasimlar.org/tag/silahlanma/) - [Özgecan Aslan](https://feministyaklasimlar.org/tag/ozgecan-aslan/) - [hadım](https://feministyaklasimlar.org/tag/hadim/) - [idam](https://feministyaklasimlar.org/tag/idam/) - [kadın cinayetleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-cinayetleri/) - [Siyah feminizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/siyah-feminizm/) - [ceza sistemi](https://feministyaklasimlar.org/tag/ceza-sistemi/) - [hapishane](https://feministyaklasimlar.org/tag/hapishane/) - [örgütlenme](https://feministyaklasimlar.org/tag/orgutlenme/) - [Yaşar Nezihe Bükülmez](https://feministyaklasimlar.org/tag/yasar-nezihe-bukulmez/) - [cins](https://feministyaklasimlar.org/tag/cins/) - [jins](https://feministyaklasimlar.org/tag/jins/) - [cinsiyet geçisi](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsiyet-gecisi/) - [trans](https://feministyaklasimlar.org/tag/trans/) - [Afrika](https://feministyaklasimlar.org/tag/afrika/) - [toprak](https://feministyaklasimlar.org/tag/toprak/) - [mülküyet](https://feministyaklasimlar.org/tag/mulkuyet/) - [tarım](https://feministyaklasimlar.org/tag/tarim/) - [müşterekler](https://feministyaklasimlar.org/tag/musterekler/) - [gıda](https://feministyaklasimlar.org/tag/gida/) - [beslenme neoliberalizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/beslenme-neoliberalizm/) - [trans kadınlar](https://feministyaklasimlar.org/tag/trans-kadinlar/) - [gündelik yaşam](https://feministyaklasimlar.org/tag/gundelik-yasam/) - [trans cinayetleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/trans-cinayetleri/) - [entegrasyon](https://feministyaklasimlar.org/tag/entegrasyon/) - [Mutlu Kaya](https://feministyaklasimlar.org/tag/mutlu-kaya/) - [Osmanlı kadınları](https://feministyaklasimlar.org/tag/osmanli-kadinlari/) - [Birinci Dünya Savaşı](https://feministyaklasimlar.org/tag/birinci-dunya-savasi/) - [Ermeni kadınlar](https://feministyaklasimlar.org/tag/ermeni-kadinlar/) - [arzuhaller](https://feministyaklasimlar.org/tag/arzuhaller/) - [dilekçe](https://feministyaklasimlar.org/tag/dilekce/) - [İstanbul](https://feministyaklasimlar.org/tag/istanbul/) - [ninni](https://feministyaklasimlar.org/tag/ninni/) - [BGST](https://feministyaklasimlar.org/tag/bgst/) - [BÜKAK](https://feministyaklasimlar.org/tag/bukak/) - [7 Haziran](https://feministyaklasimlar.org/tag/7-haziran/) - [ara rejim](https://feministyaklasimlar.org/tag/ara-rejim/) - [Suruç](https://feministyaklasimlar.org/tag/suruc/) - [IŞİD](https://feministyaklasimlar.org/tag/isid/) - [Ekin Wan](https://feministyaklasimlar.org/tag/ekin-wan/) - [Hacı Birlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/haci-birlik/) - [Adli tıp](https://feministyaklasimlar.org/tag/adli-tip/) - [Sivas](https://feministyaklasimlar.org/tag/sivas/) - [odalaşma](https://feministyaklasimlar.org/tag/odalasma/) - [kent yaşamı](https://feministyaklasimlar.org/tag/kent-yasami/) - [Beyrut](https://feministyaklasimlar.org/tag/beyrut/) - [cerattepe](https://feministyaklasimlar.org/tag/cerattepe/) - [yaşam alanı](https://feministyaklasimlar.org/tag/yasam-alani/) - [feminist ekoloji](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-ekoloji/) - [feminist mücadele](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-mucadele/) - [intifada](https://feministyaklasimlar.org/tag/intifada/) - [sömürge karşıtı hareketler](https://feministyaklasimlar.org/tag/somurge-karsiti-hareketler/) - [Türkiye siyaseti](https://feministyaklasimlar.org/tag/turkiye-siyaseti/) - [cinsiyet rejimi](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsiyet-rejimi/) - [ceza](https://feministyaklasimlar.org/tag/ceza/) - [Meksika](https://feministyaklasimlar.org/tag/meksika/) - [bilgi iktidarı](https://feministyaklasimlar.org/tag/bilgi-iktidari/) - [feminist pedagoji](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-pedagoji/) - [sömürge karşıtlığı](https://feministyaklasimlar.org/tag/somurge-karsitligi/) - [akademik özgülük](https://feministyaklasimlar.org/tag/akademik-ozguluk/) - [cinsiyetçi şiddet](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsiyetci-siddet/) - [Samar Yazbek](https://feministyaklasimlar.org/tag/samar-yazbek/) - [Ahdaf Soueif](https://feministyaklasimlar.org/tag/ahdaf-soueif/) - [sekülarizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/sekularizm/) - [feminist bilgi üretimi](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-bilgi-uretimi/) - [feminist eleştiri](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-elestiri/) - [bakım işleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/bakim-isleri/) - [otoriterlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/otoriterlik/) - [eğitim politikaları](https://feministyaklasimlar.org/tag/egitim-politikalari/) - [biyoloji](https://feministyaklasimlar.org/tag/biyoloji/) - [değerler eğitimi](https://feministyaklasimlar.org/tag/degerler-egitimi/) - [LGBT hakları](https://feministyaklasimlar.org/tag/lgbt-haklari/) - [ABD siyaseti](https://feministyaklasimlar.org/tag/abd-siyaseti/) - [Afganistan](https://feministyaklasimlar.org/tag/afganistan/) - [terörizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/terorizm/) - [modernleşme](https://feministyaklasimlar.org/tag/modernlesme/) - [kadın tiyatrocular](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-tiyatrocular/) - [Afife Jale](https://feministyaklasimlar.org/tag/afife-jale/) - [Hindistan](https://feministyaklasimlar.org/tag/hindistan/) - [Mahasweta Devi](https://feministyaklasimlar.org/tag/mahasweta-devi/) - [Ayla Kutlu](https://feministyaklasimlar.org/tag/ayla-kutlu/) - [sözlü tarih](https://feministyaklasimlar.org/tag/sozlu-tarih/) - [cinsel sağlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsel-saglik/) - [Kadın Eserleri Kütüphanesi](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-eserleri-kutuphanesi/) - [yeşil vatandaşlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/yesil-vatandaslik/) - [beden temelli vatandaşlık](https://feministyaklasimlar.org/tag/beden-temelli-vatandaslik/) - [doğa/kültür ikiliği](https://feministyaklasimlar.org/tag/doga-kultur-ikiligi/) - [çevresel adalet](https://feministyaklasimlar.org/tag/cevresel-adalet/) - [Feminist edebiyat eleştirisi](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-edebiyat-elestirisi/) - [mitler](https://feministyaklasimlar.org/tag/mitler/) - [arketipler](https://feministyaklasimlar.org/tag/arketipler/) - [Angela Carter](https://feministyaklasimlar.org/tag/angela-carter/) - [Mavi Sakal](https://feministyaklasimlar.org/tag/mavi-sakal/) - [travma sonrası stres](https://feministyaklasimlar.org/tag/travma-sonrasi-stres/) - [dans terapisi](https://feministyaklasimlar.org/tag/dans-terapisi/) - [özsaygı](https://feministyaklasimlar.org/tag/ozsaygi/) - [kapsamlı cinsellik eğitimi](https://feministyaklasimlar.org/tag/kapsamli-cinsellik-egitimi/) - [koruyucu-önleyici çalışmalar](https://feministyaklasimlar.org/tag/koruyucu-onleyici-calismalar/) - [hak temelli eğitim anlayışı](https://feministyaklasimlar.org/tag/hak-temelli-egitim-anlayisi/) - [ders kitapları](https://feministyaklasimlar.org/tag/ders-kitaplari/) - [toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü](https://feministyaklasimlar.org/tag/toplumsal-cinsiyete-dayali-isbolumu/) - [MEB müfredat](https://feministyaklasimlar.org/tag/meb-mufredat/) - [Aretha Franklin](https://feministyaklasimlar.org/tag/aretha-franklin/) - [soul müzik](https://feministyaklasimlar.org/tag/soul-muzik/) - [sivil haklar mücadelesi](https://feministyaklasimlar.org/tag/sivil-haklar-mucadelesi/) - [MeToo Hareketi](https://feministyaklasimlar.org/tag/metoo-hareketi/) - [feminizm karşıtı tepki](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminizm-karsiti-tepki/) - [sosyal medya](https://feministyaklasimlar.org/tag/sosyal-medya/) - [nefret kampanyaları](https://feministyaklasimlar.org/tag/nefret-kampanyalari/) - [dijital feminizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/dijital-feminizm/) - [Toplumsal Hareketler](https://feministyaklasimlar.org/tag/toplumsal-hareketler/) - [İletişim Teknolojileri](https://feministyaklasimlar.org/tag/iletisim-teknolojileri/) - [Özyaşamöyküsü](https://feministyaklasimlar.org/tag/ozyasamoykusu/) - [Türkiyeli Ermeni Kadın Kimliği](https://feministyaklasimlar.org/tag/turkiyeli-ermeni-kadin-kimligi/) - [Toplumsal Bellek](https://feministyaklasimlar.org/tag/toplumsal-bellek/) - [Toplumsal Travma](https://feministyaklasimlar.org/tag/toplumsal-travma/) - [nafaka hakkı](https://feministyaklasimlar.org/tag/nafaka-hakki/) - [aile hukuku](https://feministyaklasimlar.org/tag/aile-hukuku/) - [kadınların adalete erişimi](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadinlarin-adalete-erisimi/) - [ataerkil şiddet](https://feministyaklasimlar.org/tag/ataerkil-siddet/) - [Kanlı Oda](https://feministyaklasimlar.org/tag/kanli-oda/) - [özsavunma](https://feministyaklasimlar.org/tag/ozsavunma/) - [bedensellik](https://feministyaklasimlar.org/tag/bedensellik/) - [öznellik](https://feministyaklasimlar.org/tag/oznellik/) - [Cynthia Cockburn](https://feministyaklasimlar.org/tag/cynthia-cockburn/) - [feminist dayanışma](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-dayanisma/) - [İsrail/Filistin](https://feministyaklasimlar.org/tag/israil-filistin/) - [neoliberal feminizm](https://feministyaklasimlar.org/tag/neoliberal-feminizm/) - [anaakım medya](https://feministyaklasimlar.org/tag/anaakim-medya/) - [kadın hikayeleri](https://feministyaklasimlar.org/tag/kadin-hikayeleri/) - [politik faillik](https://feministyaklasimlar.org/tag/politik-faillik/) - [sistem karşıtı hareketler](https://feministyaklasimlar.org/tag/sistem-karsiti-hareketler/) - [ses ve sessizlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/ses-ve-sessizlik/) - [feminist hareket](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-hareket/) - [feminist devrim](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-devrim/) - [feminist kuram ve aktivizm ilişkisi](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-kuram-ve-aktivizm-iliskisi/) - [toplumsal cinsiyet karşıtlığı](https://feministyaklasimlar.org/tag/toplumsal-cinsiyet-karsitligi/) - [cinsellik eğitimi](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsellik-egitimi/) - [feminist ve LGBTİ+ hareketler](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-ve-lgbti-hareketler/) - [Türkiye gündemi](https://feministyaklasimlar.org/tag/turkiye-gundemi/) - [otobiyografi](https://feministyaklasimlar.org/tag/otobiyografi/) - [baba-oğul çatışması](https://feministyaklasimlar.org/tag/baba-ogul-catismasi/) - [erkeklik](https://feministyaklasimlar.org/tag/erkeklik/) - [Covid-19](https://feministyaklasimlar.org/tag/covid-19/) - [militarist söylem](https://feministyaklasimlar.org/tag/militarist-soylem/) - [cinsiyet politikaları](https://feministyaklasimlar.org/tag/cinsiyet-politikalari/) - [dijital gözlem](https://feministyaklasimlar.org/tag/dijital-gozlem/) - [biyopolitika](https://feministyaklasimlar.org/tag/biyopolitika/) - [otoriterleşme](https://feministyaklasimlar.org/tag/otoriterlesme/) - [sosyal eşitsizlik](https://feministyaklasimlar.org/tag/sosyal-esitsizlik/) - [feminist çevre hareketi](https://feministyaklasimlar.org/tag/feminist-cevre-hareketi/) - [antinatalist prosüdür](https://feministyaklasimlar.org/tag/antinatalist-prosudur/) - [Kürt kadınları](https://feministyaklasimlar.org/tag/kurt-kadinlari/)